Eleştiriden Korkuyor muyuz?

 Ali Osman Aydın
“Ben olsam Müslüman Doğu’daki tüm mekteplere ‘eleştirel düşünme’ dersleri
koyardım. Batı’nın aksine, Doğu bu acımasız mektepten geçmemiştir ve birçok
zaafın kaynağı budur.”

Rahmetli Aliya İzzetbegoviç, bu sözleriyle bin yıllık hastalığımızı
olağanüstü bir açıklıkla ifade eder.

****

Seviyeli, ölçülü, yapıcı, bilgili, akıllıca ve öngörüsü yüksek eleştirilere
o kadar muhtacız ki…

Eleştirileri dikkate alarak eksik ya da yanlış yaptığımız işlerde daha
doğru kararlar alabiliriz.

Belki bir adım sonra bizi bekleyen felaketten, yerinde ve zamanında
yapılmış bir eleştiriye kulak vererek kurtulabiliriz. Eleştiri bizi bu gibi
kazalardan kurtarmakla kalmaz sadece, gizlenip duran kibrimizin büyüklüğünü
görecek imkanı da sağlar.

Çünkü eleştiriden duyulan hoşnutsuzluğa daima kibir de eşlik eder.Kibir,
bizi hatalarımızı görmekten alıkoyar. Kibir, bizi körleştirir. Körlükse
ölüme götürür…

Ancak güçlü aşağılık kompleksi duyan insanlar eleştirilmeyecek kadar
ciddiye alırlar kendilerini.

****

O halde “eleştirinin ”çocuklarda bir  melekeye dönüşmesini sağlamak gerekir.

Öğrenciler önlerine konan şeyleri eleştirel bir süzgeçten geçirmeyi
ilkokulla birlikte öğrenmelidirler. Bu onları, zihinlerini kullanmaya
teşvik edecek, bireyselliklerini, özgüvenlerini güçlendirecektir.

Eleştirmeyi öğrenen öğrenciler öğretmenlerin, eğitim sisteminin, toplumun
kalitesini artıracaklardır. Fakat unutulmamalıdır ki, eleştiri ancak
toleransın olduğu bir ortamda gelişip serpilebilir. Eleştiriyi kınamak,
eleştireni susturmak, toplumdan bir “sürü” yaratmaktır. Sürüler kolay
yönetilebilir ama sürüyle kalkınmanız, medeni bir toplum kurmanız mümkün
değildir. Kalkınma için önüne konan her şeyi “eleştiri” süzgecinden
geçiren, sorgulayan insanların sayısını çoğaltmanız gerekir.

Çiftlik bankların, Survivor’ların, din pazarlayanların, popüler kültüre
tapanların ve  kültür endüstrisinin panzehiri budur.

Düşünen, sorgulayan eleştiren insanlar…

Çünkü sorgulama, eleştirme başladığı size dayatılan kartondan dünya
yıkılmaya, gerçek dünya gözlerinizin önünde yükselmeye başlar.

****

Aliya’nın söylediği gibi Batı’nın kurucu değerlerinden biri belki de en
önemlisi, sözünü ettiğimiz “eleştiri” dir.

Batı düşüncesinin katalizörü olmuş isimlerden Descartes’in meşhur
“yönteminde” ilk kural, “Doğruluğunu apaçık bilmediğin hiçbir şeyi doğru
kabul etmemektir.”

Batı da düşünce bu ve benzeri metotlarla gelişmiş, bir bütün olarak kilise
kurumu, iktidar, toplumsal yasalar, bürokrasi, geleneksel hayat yoğun bir
eleştiriye tabi tutulmuştur.“Aydınlanmayı” doğuran sosyal çevre budur.
Modern devletleri kuran yasalar böyle bir tasavvur dünyasının sonucudur.
Avrupa meydanlarından giyotin, toplum hayatından adaletsizlik böyle
kaldırılmıştır.

Aliya’nın kastettiği budur.

İçinde bulunduğumuz kültür havzasında ise eleştiri Aliya’nın da belirttiği
gibi, bir türlü kök salamamış, kendine muteber bir alan açamamıştır. Oysa
sahabe dahi, hem Allah Resulünün hem de birbirlerinin görüşlerini, cemiyet
içinde açık yüreklilikle, cesurca eleştirebilmişlerdir. (Bunun çok zengin
örneklerini dileyenler klasik siyer kitaplarında bulabilirler) Fakat
devamında gelen geniş imparatorluklar, güçlü merkezi idareler eleştiriye
hep kuşkuyla bakmışlar onu bir fitne aracı gibi görmüşlerdir. Bu yüzden
yanlışlıkları gösterenler değil gizleyenler makamlarla
ödüllendirilmişlerdir. Koçi Bey Risalelerinde, Naima Tarihinde bunun
yüzlerce misali mevcuttur.

Eleştiri mekanizmasının sağlıklı çalışmaması, bundan dolayı, şarlatan
bürokratların üst kademeleri parsellemesi kocaman bir imparatorluğun ve
yüzlerce yıllık vatan topraklarının kaybına neden olmuştur. Ne acıdır ki
bugün dahi toplumumuzda eleştiri, üvey evlat muamelesi görmektedir. Aile
içinden spor kulüplerine, devlet kurumlarından siyasete ve özel sektöre
kadar bu kronik hastalığımız, eleştiriden duyduğumuz nefret içimizi
kemirmektedir.

Yapılacak şey, iş işten geçmeden, hem kendi hayatımızda hem toplum
hayatında bu müesseseyi diriltmek için gereken şartları oluşturmak ve akla
rütbesini iade etmektir.

Trafik, eğitim ve ekonomi de dahil sorunlarımızın çözümü bundadır.

BAZI BÜROKRATLARIN İHTİŞAMLI DÜNYASI

Abdurrahman Dilipak, “karısı Range Rover kullanan bürokratlar var” diye
yazdı geçen gün. Buna karşılık ‘3-5 milyonluk dairelerde, konaklarda ya da
villalarda oturan bürokratlar da var’ diyerek eli yükseltmek istiyorum.
Bunlar sır değil. Herkes her şeyi görüyor ve biliyor ancak görmüyormuş ve
bilmiyormuş gibi yapılıyor. Bu kişilerin en büyük özelliği rahat zamanlarda
en yüksek perdeden Erdoğan savunusu yapmaları. Zor zamanlarda zaten
ortalarda görünmüyorlar. Fakat bilinsin ki, hem sefih bir hayat yaşayıp hem
de dava siyaseti güdüyormuş imajı vermek toplumun adalet duygusunu ciddi
anlamda zedeliyor.

“ÇUKUR” KENT

Çukur dizisi, “özerkliğini” ilan etmiş besbelli. 2015’te terör örgütünün
açtığı hendek ve çukurlarla savaş alanına dönen güneydoğu fotoğrafında ne
varsa hepsi aynıyla Çukur ‘da...

Emniyetin giremediği sokaklar, kötünün kötüsü insanlar, mafyacılık
oynayanlar, çeteler, ürkütücü mekanlar, el tetikte gezenler ve Hong Hong
aksiyon filmlerini aratmayan, sebil halinde, dizginlerinden boşanmış bir
şiddet…

Hükümet, güneydoğudaki terör örgütüyle gayet başarılı bir şekilde mücadele
etmiş terör örgütünün özerklik hayalini, şiddet hevesini kursağında
bırakmıştı.

Ama ekrandaki şiddete, kötülüğe, özerk bölgelere, çeteleşmeye kimse
dokunmuyor.

İnsan merak ediyor…

Bu ülkede çocuklarını, gençlerini düşünen bir tane idareci yok mu?

‘Bu ülkenin gençlerine yamyamlık, serserilik öğretilmesine izin veremeyiz’
diye endişelenen bir tane bürokrat ya da vekil yok mu?

Bu konuda o kadar büyük bir sessizlik var ki, artık “yok” olduğuna
hükmetmekten başka çaremiz kalmıyor!

TARTIŞMANIN DA BİR  EDEBİ VAR!

İçinde olmayı hiç istemeyeceğim tartışma türü, şu gazete köşelerinde
yapılanlardır.

Takip ediyorsunuzdur…

Birbirlerine inanılmaz ağır hakaretler, iğrenç yakıştırmalar yapıyorlar…

Her türlü pespayeliği sergileyip, rezilliğin dibini buluyorlar.

Fakat sonra köşelerine çekilip, “ben yerli ve milliyim”,“ben de laik ve
modernim” diye tiyatrolarına devam ediyorlar.

Siz şu, ya da, bu değilsiniz beyler, bayanlar…

Siz tek kelimeyle EDEPSİZSİNİZ...

ÜSKÜDAR SAHİLİN EKSİK KORKULUKLARI

Okurlarımız ve pek çok İstanbullunun gezmekten, İstanbul’u izlemekten en
çok keyif aldığı yerlerden biridir Üsküdar sahil. Bununla birlikte
sahildeki bazı eksiklikler kimi okurlarımızı haklı olarak tedirgin etmiş.
Çünkü park ve yeşil alanları boğazdan ayıran korkuluklar bazı yerlerde
eksikmiş. Günün her saati genci, yaşlısı ve çocuğuyla bir çok İstanbullu o
nefis boğaz manzarasını izlemek için Paşa Limanı Caddesi üzerindeki
parklara doluşuyorlar. Küçük bir dikkatsizlik halinde eksik korkulukların
nasıl bir tehlikeye yol açacağını düşünmek bile ürkütücü. Özellikle akşam
saatlerinde boğulma vakaları dahi yaşanabilir orada. Eminim Üsküdar
Belediyesi yetkilileri, vatandaşların güvenliği için en kısa sürede bu
eksikliği gidereceklerdir.

-- 

Beyazay İzmir Faaliyetlerimiz

https://www.youtube.com/watch?v=HD58JVgFRRU&t=4s

Arkadaşlar Youtube kanalımıza abone olmanızı ve Çalışmalarımızı İzleyerek
Çevrenizle Paylaşıp Tanıtmanızı rica ederiz.

https://www.youtube.com/channel/UC6e_zHfBdXzVrSu3PmdJiOg/playlists

Salih Arıkan İletişim


Tel: 0506 514 96 93


Skaype: saliharikan2

Face: https://www.facebook.com/saliharikan4


Twitter: www.twitter.com/saliharikan77


İnsragam:  https://www.instagram.com/izmirliengelliler


Bağımsız Hareket kursumuz

https://www.youtube.com/watch?v=BsxdDJMTwLY&list=PLxl9hJG-_A9y1GarC8cDkGa1Wgy2XwcxT&index=1&t=5s

Blogger

https://saliharikanyazilar.blogspot.com/

Web. www.beyazay.org.tr

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"asr_isaadet" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email 
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at https://groups.google.com/group/asr_isaadet.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.

Cevap