Doç. Dr. Fethi Güngör
Çin Hükümeti’nin açıkladığı resmî beyanata göre ilk gün 197 kişinin öldüğü,
1721 kişinin de yaralandığı bu katliamın gerçek boyutlarının, takip eden
günlerde devam eden vakalarla birlikte çok daha büyük bir sayıya baliğ
olduğu dikkatten kaçırılmamalıdır.

Komünist Çin Hükümeti, Uygurlar başta olmak üzere Doğu Türkistan’da yaşayan
Kırgız ve Kazakları toplama kamplarına cebren gönderip “vatanseverlik
eğitimi”(!) programına tâbi tutarak Müslüman nüfusu 5 yıl içinde
‘Çinlileştirme’yi hedeflemektedir! Toplama kamplarında sağ kalanları devasa
fabrikalarında ağır şartlar altında modern köleler olarak karın tokluğuna
çalıştıran Çin Hükümeti’ni kınamak da Batılı bazı aktivistlere ve insan
hakları örgütlerine kalıyor!

‘Tüm Dinlerin ve İnançların Çinlileştirilmesi’ne Sessiz Kalmamak

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ve Uluslararası Af Örgütü (UAÖ/AI:
Amnesty International) gibi Batılı bazı sivil toplum örgütleri, Çin’in Doğu
Türkistan’da yaptığı hak ihlallerini araştırmak için Birleşmiş Milletler
nezdinde bir ‘soruşturma komisyonu’ oluşturulması çağrısında bulundu.
Çin’in ekonomik gücünün arkasına gizlenmesine izin verilmemesi gerektiğini
kaydeden HRW Genel Direktörü Kenneth Roth, toplama kamplarının hedefinin
bir topluluğun dinî ve etnik kimliğini değiştirme çabası olduğunu söyledi.

Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Kumi Naidoo, yaygın bir şekilde yüz
tanıma teknolojisi kullanan, DNA örneklerini toplayan ve Uygur bölgesine
binlerce ek güvenlik personeli gönderen Çin’in gözetim programı hakkında
şöyle konuştu: “Doğu Türkistan bir açık hava hapishanesine dönüşmüş
durumda. Yüksek teknolojik gözetim, siyasi tehdit, beyin yıkama, zorunlu
kültürel asimilasyon, keyfî tutuklamalar ve ortadan kaybolmalar, etnik
azınlıkları kendi topraklarında yabancıya, paryaya dönüştürdü.”

İnsan hakları alanında faaliyet gösteren Batılı sivil toplum kuruluşları,
Birleşmiş Milletler’in yanı sıra -Çin’in hak ihlallerine karşı bariz bir
şekilde sessiz kalan- İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi Müslüman ülkeleri de
harekete geçmeye çağırdı (1).

Bu çağrının hemen ardından Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin
Selman’ın (MbS) Çin’i ziyaret ederek Uygurlara uygulanan mezalimi “terör
ile mücadele” olarak tanımlaması, Batılı insan hakları örgütlerinin
çağrısına trajikomik bir cevap oldu! Hunharca işlenen Cemal Kaşıkçı
cinayetinde azmettiricisi olduğu yönündeki şüphelerin kuvvetlenmesi üzerine
ABD’nin açık desteğini kaybeden MbS, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve
Başkan Yardımcısı Wang Qishan’la 24 Şubat 2019 tarihinde görüştü ve 28
milyar dolarlık ticari anlaşmalara imza attı. Bu ekonomik ve stratejik
destek karşılığında, Doğu Türkistanlılara reva görülen ağır hak ihlallerini
“Çin, ulusal güvenliği için terörle mücadele ve aşırılık karşıtı
çalışmaları yürütme hakkına sahiptir” ifadesiyle meşrulaştırmaya yeltenen
MbS, daha önce de Filistinlilerin Doğu Kudüs’ten çekilerek bölgeyi İsrail’e
bırakmaları gerektiğini savunmuştu! (2). Bu arada, Çin’in ağır hak
ihlalleri konusunda İslam ülkeleri adına benzer çarpık beyanatlar veren
başka yöneticilerin de varlığını esefle ifade etmeliyiz…

Uygurlar’ı koçbaşı ya da kurban etmek isteyenleri görmek

Doğu Türkistan’ın Çin için herhangi bir tehdit oluşturmadığı gibi
Uygurlarla derin tarihî ve kültürel bağlara sahip Türkiye ile ilişkilerini
güçlendirmek için önemli bir fırsat sunduğunu savunan Kudret Bülbül,
küresel aktörlerin olayı maniple etmelerine fırsat vermemek için Çin’i açık
bir politika izlemeye davet etti:

“Doğu Türkistan’da insanların mahremi olan meskenlerine, rızalarının
dışında Çinlilerin yerleştirildiği Çinli yetkililerce de kabul
edilmektedir. “Tüm Dinlerin ve İnançların Çinlileştirilmesi” siyaseti
çerçevesinde Uygur Türklerinin ve bölgedeki diğer Müslüman toplulukların
etnik, dinî ve kültürel kimliklerinin tasfiye edilmek istendiği, toplama
kamplarında ve hapishanelerde işkence ve siyasi beyin yıkamaya maruz
bırakıldıkları, kamp dışındaki Uygurların da büyük baskı altında
tutuldukları iddiaları uluslararası basında sıklıkla dile getirilmektedir.
Çocukların ailelerinden uzaklaştırılarak, yetim bırakılıp asimile edilmeye
çalışıldığı iddia edilmektedir. Yurtdışında yaşayan Uygur Türkleri de
bölgedeki akrabalarından haber alamadıklarını, yıllarca hiçbir şekilde
iletişim kuramadıklarını sıklıkla ifade etmektedirler.

Kuşkusuz bu iddialara insan haklarına saygılı hiçbir ülke ya da kurum
kayıtsız kalamaz. Vicdan sahibi hiçbir insan bunları görmezlikten gelemez.
İnsan hakları ihlallerinin artık ülkelerin iç meselesi olmaktan çıktığı
günümüz dünyasında, bu iddiaların üzerine gitmek, doğruluğunu araştırmak
herkes için bir insanlık görevidir.

Meselenin bir başka boyutu ise küresel aktörlerin Kırım meselesinde
Rusya’ya, Doğu Türkistan meselesinde de Çin’e vurmak için buradaki Müslüman
Türkleri koçbaşı olarak kullanma istekleridir. Bu aktörler onlar üzerinden
bu ülkelere zarar verme, onları bu ülkelerle hesaplaşmalarının birer aracı
haline getirme çabası içerisindeler. Bu aktörlerin amaçları esasen Kırım ya
da Doğu Türkistan Türklerinin karşı karşıya kaldığı sorunlar değil, Rusya
ve Çin ile hesaplaşmaktır. Bu nedenle dönem dönem küresel medyada yayılan
inanılması güç haberlerin bu amaca yönelik bir algı operasyonu olma
ihtimalinden ciddi bir biçimde kuşku duymak gerekir. Oysa insan hakları
konusunda gerçekten endişe taşıyan uluslararası kuruluşların, uluslararası
toplumun ve vicdan sahibi her insanın derdi Rusya ve Çin değil, bu
ülkelerde yaşayan insanlara sahip çıkmaktır. Bu nedenle genellikle Türkiye
ve Çin arasında iyi ilişkilerin geliştirildiği dönemde yüksek sesle, Batılı
ajanslar tarafından dile getirilen iddialar farklı bir amaca hizmet
etmektedir.

Uyguladığı kapalılık politikaları nedeniyle uluslararası kamuoyunda Çin’in
insan hakları alanında her türlü ihlali yapabileceği algısı adeta yerleşmiş
durumdadır. Çin ile ilgili bir ihlal iddiası söz konusu olduğunda, insanlar
artık bu durumun doğruluğunu araştırmaya gerek duymamaktadır. Çin’in
açıklık politikası izlememesi en fazla Türkiye gibi ülkeleri zor durumda
bırakmaktadır. Bir taraftan Çin ile iyi ilişkiler geliştirmek isteyen,
diğer taraftan küresel aktörlerin Çin karşıtı propagandasının altında
kalmak istemeyen Türkiye gibi ülkelere, Çin’in izlediği politika katkı
sunmamaktadır. Çin’in Doğu Türkistan konusunda Türkiye ile işbirliğine
gitmesi, açıklık politikası izlemesi, kendisine karşı yürütülen küresel
propagandanın da kırılmasına yardımcı olacaktır.” (3).

‘Aşırılıkla Mücadele’ Adı Altında İşlenen Cinayetlere Göz Yummamak

Kur’ân-ı Kerîm’i ve Riyâzü’s-Sâlihîn’i Uygur lehçesine ilk kez çevirerek
İslami mücadeleye önemli katkılarda bulunan Muhammed Salih (29.01.2018),
Uygur âlimlerden Abdulehad Barat Mahsum (29.05.2018) gibi ilim ve fikir
adamlarını zindanlarında şehit eden Çin Hükümeti’nin İslam’ı ve Türklüğü
çağrıştıran Mücahid, Muhiddin, Türknaz gibi isimlere yasak getirdiği de
unutulmamalıdır.

Kızıl Çin’in işgali altında tuttuğu Doğu Türkistan’ın Urumçi şehrinde 5
Temmuz 2009 tarihinde gerçekleştirdiği katliamın hesabı da mutlaka
sorulmalıdır. Yıllardır maruz kaldıkları zulüm, haksızlık ve
hukuksuzlukları protesto etmek için meydanlarda toplanan ve çoğunluğu
üniversite gençliğinden oluşan Uygur halkına kurşun yağdıran Çin silahlı
güçleri tarafından hunharca katledilen masumların hesabı ahirete kalmadan
bu dünyada da görülmelidir. Çin Hükümeti’nin açıkladığı resmî beyanata göre
ilk gün 197 kişinin öldüğü, 1721 kişinin de yaralandığı bu katliamın gerçek
boyutlarının, takip eden günlerde devam eden vakalarla birlikte çok daha
büyük bir sayıya baliğ olduğu dikkatten kaçırılmamalıdır.

Uluslararası Af Örgütü’nün 24.09.2018 tarihinde yayımlanan “Çin:
Neredeler?” başlıklı raporu Doğu Türkistan’daki baskı ve işkencenin geldiği
boyutu çarpıcı örneklerle ortaya koyuyor. Yakınlarının akıbetinden haber
almaya çalışan yaklaşık 100 kişiyle görüşülerek hazırlanan rapor, Sincan
bölgesinde yaşayan Uygurlara, Kazaklara ve çoğunluğu Müslüman diğer etnik
gruplara yönelik toplu gözaltı, izinsiz gözetim, siyasi telkin ve zorunlu
kültürel asimilasyon politikalarına bir son verilmesi çağrısında bulunuyor.

Rapora göre; ‘Aşırılıkla Mücadele Düzenlemesi’nin kabul edildiği Mart
2017’den bu yana, Sincan bölgesinde kamplara kapatılan ve çoğunluğu
Müslüman olan etnik grupların sayısı hızla artıyor. Düzenlemeye göre
“normal” olmayan sakal bırakmak, peçe veya başörtüsü takmak, namaz kılmak,
oruç tutmak, alkol almamak ya da İslam veya Uygur kültürüyle ilgili
kitaplar veya yazılar bulundurmak da dahil olmak üzere, dinî veya kültürel
aidiyetin açık veya hatta özel alanda sergilenmesi “aşırılık” olarak
değerlendiriliyor.

“Çalışma veya eğitim amacıyla özellikle Müslüman nüfusun ağırlıklı olduğu
ülkelere gitmek ya da Çin dışında yaşayan insanlarla iletişim kurmak da
insanları şüpheli konumuna düşüren temel sebepler arasında bulunuyor.

Yetkililer kampları “eğitim yoluyla dönüştürme” merkezleri olarak
adlandırsa da birçok kişi bu merkezlere “siyasi eğitim kampları” diyor.
Gözaltı merkezlerine gönderilen kişiler yargılanmıyor ve bu kişilerin
avukatlara erişimleri veya haklarında verilen karara itiraz hakları
bulunmuyor. İnsanlar aylar boyunca gözaltında tutulabiliyor, çünkü bir
kişinin ne zaman “dönüştüğüne” yalnızca yetkililer karar verebiliyor!” (4)

En Temel Hakları Fütursuzca Çiğnenen Uygurlara Destek Olmak

Çin’in 1 milyondan fazla Müslümanı esir tuttuğu kamplar hakkında UAÖ Doğu
Asya Direktörü Nicholas Bequelin şu değerlendirmeyi yapmıştır: “Kitlesel
gözaltı kampları, beyin yıkama, işkence ve cezalandırma mekânlarıdır. Yurt
dışında yaşayan ailenizle mesajlaşmak gibi son derece basit bir eylemin
bile gözaltına alınmanıza yol açması, Çin yetkililerinin yaptıklarının ne
kadar saçma, haksız ve tamamıyla keyfi olduğunun altını çiziyor. Yüz
binlerce aile, şiddetli baskılar nedeniyle parçalandı. Sevdiklerinin başına
ne geldiğini bilememenin çaresizliğini yaşıyorlar. Çin yetkilileri artık bu
ailelere cevap vermeli.” (4).

Kamplarda siyasi marşlar söylemeye, Çin Komünist Partisi’nin söylevlerini
ezberlemeye, yemeklerden önce ‘Çok Yaşa Şi Cinping!’ diye bağırmaya
zorlanan esirlerin birbirleriyle konuşması da yasak! 1990 yılı ortalarında
Çin hükümeti tarafından başlatılan “Strike Hard” (sert vuruş) kampanyaları,
Sincan bölgesinde yaşayan insanlara zulmedilmesine yasal bir zemin
hazırlamıştı. 11 Eylül 2001’de Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan saldırı
sonrasında da Çin hükümeti, ‘terörizme karşı küresel mücadele’ye destek
bahanesiyle, Uygurların ülkede faaliyet gösteren insan hakları örgütlerini
‘terörist gruplar’ olarak yaftalamıştı! Çin hükümeti, Müslümanlara
(özellikle Uygurlara) haksız yere, terörist muamelesi yapıyor. Bölgeden,
her türlü yayın organına yapılan şiddetli sansüre rağmen, gelen haberler bu
zulmün ne boyutlara ulaştığını kanıtlar nitelikte.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW) raporlarına göre, insanları hapse
atmak için sudan sebeplere başvuran Çin hükümetinin en çok kullandığı
bahaneler, gerçek olaylar üzerinden şu şekilde özetlenebilir:

1- Saatleri, -Pekin’in iki saat gerisinde yer alan- Doğu Türkistan’ın
(Sincan) başkenti olan Urumçi’ye göre ayarlamak, Çin Komünist Partisi’ne
karşı bir direniş biçimi olarak görülüyor ve suç sayılıyor.

2- Ödev yapmak için bile olsan VPN (sanal özel ağ) kullanmak.

3- İslam geleneklerine göre sakal uzatmak ve peçe takmak 2017’den beri
kesinlikle yasak.

4- Lokantasında sigara ve alkol içilmesine izin vermemek.

5- Mevlit okutmak ya da bu merasime katılmak.

6- Dijital ortamda İslami mesajlar paylaşmak.

7- Bilgisayarda İslamiyet’le ilgili ya da Uygur dilinde yazılmış dosyalar
bulundurmak.

8- Bölgeden -seyahat izni almadan- uzaklaşmak. Çin Hükümeti, hacca giden
Müslümanların boynuna GPS takip sistemi yerleştiriyor. Çin’deki İslam
Derneği de bu takip cihazlarının hacıların güvenliği için gerekli olduğunu
savunuyor!

9- Diğer ülkelerdeki insanlarla tanışmak. Yurt dışın a giden arkadaş ya da
komşuya sahip olmak!

10- Ülke dışındaki insanlarla WhatsApp üzerinden iletişim kurmak. Çinli
yetkililer, ülkede en çok kullanılan mesajlaşma programı WeChat üzerinden
gönderilen özel mesajları izin almadan takip edebiliyorlar.

11- Başka bir ülkeye göç etme planı yapmak ya da böyle bir izlenim vermek.

12- Çin Hükümeti’nin listelediği ‘hassas ülkeler’den birini ziyaret etmek.
Sincan bölgesindeki insanlarla dinî bağı olan 26 ülke, Çin’in ‘hassas
ülkeler’ listesinde yer alıyor. Listedeki bazı ülkelerin nüfusunun
çoğunluğu Müslümanlardan oluşuyor.

13- Tutukluluk esnasında intihar girişiminde bulunmak. HRW’ye konuşan eski
tutuklu Ehmet; “Kafamı duvara vurdum; güçsüz, çaresiz ve öfkeliydim.
Bilincimi kaybetmiştim ve uyandığımda bir doktorun odasındaydım. Daha sonra
beni hastaneye götürdüler… Başımdan ciddi şekilde yaralandığımı söylediler.
Gardiyan bana şöyle dedi: İntihar girişiminde bulunduğun için yedi yıl daha
hapis cezasına çarptırıldın.”

Uygurlar başta olmak üzere Doğu Türkistan’daki mazlum Müslümanlara reva
görülen insanlık dışı muameleleri sağlıklı raporlarla ortaya koymak ve bu
mezalimi durdurmak için İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve D8 Teşkilatı
dönem başkanı Türkiye’nin ve Türkiye merkezli insan hakları kuruluşlarının
inisiyatif üstlenme zamanı geldi de geçiyor…

Kaynaklar:

Mustafa Bag; “Batılı insan hakları örgütlerinden Müslüman ülkelere: Doğu
Türkistan’a neden destek vermiyorsunuz?”,
https://tr.euronews.com/2019/02/05/batili-insan-haklari-orgutleri-musluman-ulkelere-dogu-turkistan-neden-destek-vermiyorsunuz,
http
Gökhan Yılmaz; “Uygur Türklerine zulüm için MbS ‘terör ile mücadele’
dedi!”,
www.dirilispostasi.com/dunya/uygur-turklerine-zulum-icin-mbs-teror-ile-mucadele-dedi-5c7242065fe82967ad31fa82,
24.02.2019.
Kudret Bülbül; “Doğu Türkistan Çin için tehdit değil fırsat”, Star, Açık
Görüş,
www.star.com.tr/acik-gorus/dogu-turkistan-cin-icin-tehdit-degil-firsat-haber-1436113/,
24.02.2019.
Uluslararası Af Örgütü; “Çin: Neredeler? Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki
Toplu Gözaltılar Hakkında Cevap Verme Zamanı”,
www.karar.com/dunya-haberleri/af-orgutunden-dogu-turkistan-raporu-baskilar-intihara-surukluyor-978336,
24.09.2018.

İletişim

Salih ARIKAN,Tel: 0 506 514 96 93

E-Posta: [email protected]

Skaype: saliharikan2

Face: https://www.facebook.com/saliharikan4

İnsragam:  https://www.instagram.com/izmirliengelliler

Twitter: www.twitter.com/saliharikan77

Web. www.beyazay.org.tr

Bağımsız Hareket kursumuz

https://www.youtube.com/watch?v=BsxdDJMTwLY&;

Beyazay İzmir Faaliyetlerimiz

https://www.youtube.com/watch?v=HD58JVgFRRU&t=4s

Blogger

https://saliharikanyazilar.blogspot.com/

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"asr_isaadet" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email 
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at https://groups.google.com/group/asr_isaadet.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.

Cevap