------------------------------
 *Recm cezasının hikmeti nedir? Sevgi dini olan İslamiyet neden buna yer
vermiştir?*
Biz müslümanlar olarak recm cezasını kabul ediyoruz ama bir kafirin inadını
kıracak şekilde bunu açıklayabilir misiniz? İnsana ilk bakışta dehşet veren
taşlayarak öldürmenin sevgi dini dediğiniz islamda, rahmet peygamberinin
sünnetinde yer bulması nedendir? (mezunburak)
07-Eylül-2008 - 00:33:12

"Bir sultanın sağında lütuf ve merhamet ve solunda kahr ve terbiye lâzımdır.
Mükâfat, merhametin iktizasıdır. Terbiye de mücazatı ister.

İtaat edenlere mükafat verememek gibi, isyan edenleri cezasız bırakmak da
padişahın izzetine yakışmaz; her ikisi de acizlik ve zaaf ifadesidir.
Cenab-ı Hak bu gibi noksanlıklardan münezzehtir.

Şunu çok net olarak belirtelim ki, İslam'da recm gibi hükümler caydırıcı
ağır bir ceza müeyyidesidir. İnsanlık camiasında ve bütün semavî dinlerin
ortak amaçlarından biri, neslin devamını sağlamaktır. Zina, nesilleri
–değişik hukukî ve insanî kriterler bakımından- dejenere eden, karıştıran en
alçak bir gayr-ı meşru yoldur. Bu  fuhuş, ağır bir suç olduğu kadar, serkeş
nefisler için çekici bir suç işleme mekanizmasıdır. İslam gibi evrensel bir
dinden, böyle alçak bir suçun önlenmesi için caydırıcı bir önlem almamasını
bekleyemeyiz. Suçluya ceza vermek merhamet ve sevgiye zıt olmadığı
gibi adaletin de gereğidir.

Kur'ân, mu'cizevî tarzla, "Zinâ yapmayın!" emri yerine, "Zinâya
yaklaşmayın!" ibaresini kullanarak, değil o kötülük kapısından içeri
girmeyi, kapıya yaklaşmayı bile menediyor. Çünkü "Zinaya yaklaşmayın"
ifadesi, "Zinâ yapmayın!" şeklinden daha belîğ, daha açıktır. İnsana, bir
şeye "yaklaşma" demek, bir şeyi "yapma" demekten daha te'sirli, daha
etkilidir ve "zinâya yaklaşmayın" deyişi, zinânın başlangıcı olabilecek
dokunma, öpme, bakma, göz kırpma gibi insanı zinâya götürecek şeylerden
alıkoymayı ifade eder. Sebeplerine müracaat da, zinâyı te'yid eder. Zinâysa,
çok kötü bir fiil ve büyük bir günahtır. Ayrıca zinâ, gelip geçici bir
hevesin perdesini açması, neseplerin karışması, haramlara gidilmesi,
başkasının hukukuna tecavüz, aileyi yıkmak suretiyle cemiyet direklerinin
yıkılması, anarşinin yayılması, ıztırap kapısının açılması, ahlâksız
hastalıkların yayılması sebebiyle de kötü bir yoldur.

Şeyhü'l-İslâm Alûsî de, çocuklar için ölüm olması itibariyle demiştir ki:
"Zinâ, nesepleri daraltır, kısırlaştırır. Zirâ, nesebi sabit olmayan ölü
hükmündedir. (Âlûsî, Ruhu'l-Meânî, Daru'l-Fikr, 8/67.) Ölülerin ise, İslâm
hukukuna müteallik bahislerde ne kadar girişim, faaliyet ve aktiflikleri
olabilir ki?"

Zinâya açık bütün fiiller yasaklandıktan sonra, İslâm hukuku zinâ cürmünü,
âmme menfaatine, şahsiyetine tecavüz kabul ederek ona göre cezalandırır ve
işlenmemesi için cezaî müeyyidelerini ağırlaştırır. Hakîkaten de zinâ cürmü,
aile nizâmını kökünden sarsar ve tehdit eder. Aile ise cemiyetin temelidir.
Eğer böyle bir cürüm serbest hale gelirse fuhuş son derece yayılır, bu durum
ailenin çöküşüne, cemiyetin bozulmasına, nesillerin yozlaşmasına yol açar.
Halbuki İslâm hukuku, cemiyetin bekâsını her şeyin üstünde tutar ve buna son
derece önem verir.

Binâenaleyh İslâm hukuku zinâyı, korkulu neticelerinden sakındırmak ve
cemiyeti korumak için en ağır şekilde cezalandırmış ve zinânın her nev'ini
yasaklamıştır. Hatta evli kişilerin zinâsı halinde onun yaşamasını hiç de
uygun bulmamış, onu en kötü bir örnek saymıştır.

Fakihler, zinâ eden bekâr-hür kimseye, ister erkek olsun, ister kadın olsun,
yüz sopa vurulacağı üzerinde ittifak etmişlerdir.  Zira Allah Teâlâ "Zinâ
eden kadın ve erkeğin herbirine yüzer değnek vurun. Allah ve âhiret gününe
inanıyorsanız, Allah'ın dini konusunda o ikisine acımayınız. Onların ceza
görmesine, inananlardan da bir topluluk şâhid olsun" (Nûr, 24/2)
buyurmuştur.

Çeşitli deliller getirerek ister erkek, ister kadın olsun, evli olanın da
zinâ ettiği zaman recm edileceğine dair fakihler ittifak etmişlerdir.

Recmin de dahil olduğu had cezası ise iki şeyle sabit olur: İkrar (zinâ
edenin söyleyip kabul etmesi) ve şahitler (4 erkek). Ceza verilmesinin
şartları da: 1- Akıllı olmak, 2- Bülûğa ermiş olmak, 3- İhtiyar (seçme), 4-
Haram olduğunu bilmektir.

Görülüyor ki, İslâm, bu kötü yolun her bir merhalesinde insanın karşısına
çıkıyor, bu çirkin fiilden onları uzaklaştırmaya çalışarak, meşrû bir
atmosferde ve iffet sınırları içinde yaşamalarını tavsiye ediyor.

Yine de, sistem ne kadar güçlü, getirdiği kanunlar ne derece muhkem olursa
olsun, fert o sistem ve kanunları kabul edecek vicdan duruluğuna
ulaştırılmamışsa, çok fazla birşey halledilmiş sayılmaz. Onun için
düsturların çok sağlam ve muhkem olması yanında, fertler de bu düsturları
yerine getirecek seviyede yetiştirilmeli ve vicdanları da dupduru hale
getirilmelidir ki, teklif ve tavsiyeler havada kalmasın. Kur'ân birçok
ayetiyle insanı, "Nerede, ne zaman ve ne yaparsan yap, mutlaka Cenâb-ı
Hakk'ın murâkabesi altındasın" noktasına çekerek bütün davranışlarını böyle
bir atmosfer altında plânlamaya ve yaşamaya şartlandırır.

Enes Kocabaş, Yeni Ümit

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"borsamorsa" group.
To post to this group, send email to [email protected]
To unsubscribe from this group, send email to [EMAIL PROTECTED]
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/borsamorsa?hl=en
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cevap