---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: edibe yazan <[EMAIL PROTECTED]>
Tarih: 18 Eylül 2008 Perşembe 06:12
Konu: Fwd: Bu da benden Genelkurmay'a brifing!
Kime: [EMAIL PROTECTED]
*Hasan Karakaya* - Vakit
[EMAIL PROTECTED] 2008-09-18
------------------------------
Basın Konseyi... Bu da benden Genelkurmay'a brifing! 1980'li yılların
sonu, 1990'lı yılların başı... O zamanlar Türkiye Gazetesi'nde
çalışıyorum... Bugün "illegal" olarak vasıflandırdığımız Basın Konseyi de,
"kuruluş günleri"ni yaşıyor... Ben ve bazı arkadaşlarım da; "rica"lar
üzerine "Basın Konseyi ile Dayanışma Derneği"ne üye olduk... Hatta
bazılarımız, "dernek yönetimi"nde görev bile aldı... Öyle ya; "Basın
Konseyi'nin ayakta kalabilmesi" için "Basın Konseyi ile Dayanışma Derneği"ne
ihtiyaç vardı... Ne yalan söyleyeyim; böyle bir derneğin niye kurulduğunu ve
Konsey'in de bu derneğe niye ihtiyacı olduğunu o zamanlar hiç bilmiyordum...
Ta ki, "o toplantı"ya kadar!..
O toplantı, Sultanahmet'teki "Yerebatan Sarnıcı"nın karşısındaki İl Özel
İdaresi'nin toplantı salonunda yapılmıştı... Basın Konseyi Başkanı Oktay
Ekşi, kürsüye çıkmış, "Basın Konseyi'nin önemi"nden ve "yapacağı işler"den
bahsediyordu ki; Yusuf Ziya Belviranlı arkadaşımız, Oktay Ekşi'de "deprem
etkisi"ne yol açan şu soruyu sordu:
"Basın Konseyi'nin yasalar karşısındaki durumu nedir?.. Dernekler Kanunu'na
göre; hükmî bir şahsiyeti var mıdır?.. Hükmî bir şahsiyeti olmadığı, yani
tüzel kişiliğiniz olmadığı için mi Basın Konseyi ile Dayanışma Derneği
kurulmuş ve harcamalar onun üzerinden yapılmaktadır?.. Dünyada, bunun
benzeri bir kuruluş var mıdır?..
Şunu açık ve net söylüyorum: Şu anda kendinizi sağlama almış olabilirsiniz
ama, bir devran değişikliğinde sizi ilk ihbar edecek ve yakanıza
yapışılmasını sağlayacak olan benim!"
VALİ'NİN DERNEKTE NE İŞİ VAR?
Oktay Ekşi, bu soru ve uyarı üzerine kıpkırmızı kesilmiş, "kem-küm" etmeye
başlamıştı!..
Söyleyebildiği sadece şuydu:
"Dünyada benzeri örnekleri var... Kaldı ki, Basın Konseyi'nin üyeleri
arasında Vali'ler bile var!"
Bu "Vali'ler bile var" sözü, kafamda şimşekler çakmasına yol açmıştı...
Oktay Ekşi'nin "Vali" dediği, o zamanki İstanbul Valisi Nevzat Ayaz'dı!..
İyi de, bir "Vali"nin; "Basın Konseyi" gibi bir kuruluşta ne işi vardı?..
Bu soruyu biraz "sesli" olarak sormuş olmalıyım ki, cevap Yusuf Ziya
Belviranlı'dan gelmişti:
"Ne işi olacak" dedi;
"Basın Konseyi, şu an itibariyle yasadışı bir kuruluş... Dolayısıyla,
herhangi bir ihbar veya şikâyette, ilk harekete geçecek olan Emniyet'in
Dernekler Masası'dır!.. Emniyet, Vali'ye bağlı olduğuna, Vali de Basın
Konseyi üyesi olduğuna göre, kendilerini sağlama almışlar!"
İşte o gün anlamıştım, "kanuna karşı hile"nin ne demek olduğunu!.. Kur bir
dernek, al bir Vali, kurtul "Emniyet denetimi"nden!..
Öyle ya;
Basın Konseyi, Emniyet Dernekler Masası'nda bile kaydı bulunmayan "yasadışı
bir kuruluş"tu!..
Evet, "illegal"di!..
İllegal bir kuruluşun da, "harcama" yapması veya "harcamalarının hesabını
vermesi" mümkün değildi.
Ortada bir "handikap" vardı.
Bu açmazı aşmanın tek yolu, "Basın Konseyi ile Dayanışma Derneği"ni
kurmaktı!..
Kurdular da...
Sonradan, adı "Basın Konseyi ile Dayanışma Vakfı" olarak değiştirilen bu
dernek, aslında "Basın Konseyi'nin bankası"dır!..
PATRONLARIN GÜDÜMÜNDE BİR KURULUŞ!
Peki, bu "banka"ya kimler "para" yatırmakta ve dolayısıyla "Basın
Konseyi'nin yaşaması"nı kimler sağlamaktadır?..
"Patronlar!"
Evet evet; Basın Konseyi'ni ayakta tutan "gazete patronları"dır!..
Patronlar, Basın Konseyi'ne, daha doğrusu Basın Konseyi ile Dayanışma
Vakfı'na, her ay "belli bir aidat" öderler ve böylece Basın Konseyi'ni
yaşatırlar!..
Söyleyin Allah aşkına;
Hiçbir kişinin, "binmeyeceği eşeğin önüne ot atmadığı" şu menfaat
dünyasında, patronlar, bu "illegal kuruluş"a niye para öderler, onu niye
ayakta tutarlar?..
Hiç aklınız kesiyor mu;
"Patronlar tarafından beslenen" bir kuruluş, "patronlar aleyhinde"
faaliyette bulunsun!?!
"Onlar aleyhinde" açıklama yapsın!..
Mümkün mü bu?..
Zaten, patronlar da, bu tür kuruluşları yemliyorlar ki, "lazım olduğu"nda
devreye girsinler ve "patronlar lehinde" açıklama yapıp, bildiriler
yayınlasınlar!..
IPI... YA DA SAHİBİNİN SESİ!
Aynen, IPI gibi!..
Malûm, "İllegal Basın Konseyi"nin başkanı ve aynı zamanda "Hürriyet'in
başyazarı" olan Oktay Ekşi, International Press Institute (IPI) adlı
kuruluşun dünyada çok önemli olduğunu iddia etmiş ve şunları yazmıştı:
"Dünyanın neresinde basına ve basın mensuplarının özgürlüklerine dönük bir
tehdit söz konusuysa derhal o konuyla ilgilenir."
Sabah'ın okur temsilcisi Yavuz Baydar; "Bunun gerçekle hiçbir ilgisi yoktur"
demiş ve devam etmişti: "IPI, etkisini Soğuk Savaş'la bitirmiş, ahı gitmiş
vahı kalmış bir kuruluştur. Dünyada bir hükmü yoktur. Etkisi sıfırdır. Tıpkı
Dünya Basın Konseyleri gibi.
Dünyada pek az gazeteci IPI'ın varlığından haberdardır. Bunun bir sebebi,
IPI'nın gazetecilerin özgürlüklerine yönelik patronaj tehdidi karşısında
korkudan hiçbir şey yapamamasıdır. Çünkü parasal kaynak için patronların
ağzına bakmaktadırlar. Dünyada etkili meslek kuruluşları WEF, CPJ ve
RSF'dir."
Yavuz Baydar'ın da yazdığı gibi; IPI ve Basın Konseyi benzeri kuruluşlar,
gazete patronlarının "nöbetçi kulübeleri"nde bekleşen "bildiri
tetikçileri"dir!..
Amiyane tabiriyle;
"Sahibinin Sesi"dirler!..
Patronlar, "Saldır Co" dediğinde saldırırlar, "Parçala" dediğinde
parçalarlar!..
Buna mecburdurlar!..
Çünkü, çark, "patron paraları"yla dönmektedir!..
BU VAKFIN GELİRİ VE GİDERİ NEDİR?
Yalnız, benim anlayamadığım şu:
Eskiden, "üye"lere bilgi verilir, "dernek" veya "vakıf"ın nerelere, ne kadar
harcama yaptığı kalem kalem açıklanırdı...
Son yıllarda, böyle bir "bilgilendirme" yok!.. Ya da, ben bilmiyorum!..
Ama, merak da ediyorum;
"Basın Konseyi ile Dayanışma Vakfı'na hangi gazete, ne kadar ödemiş?.. Bu
paranın ne kadarı, nerelere harcanmış?.. Gelir-gider hesapları mutlaka
dengeye oturtulmuştur ama, gelir nedir, gider nedir?.."
Tam bu satırları yazıyordum ki; bir konuyu danışmak üzere aradığım Yusuf
Ziya Belviranlı arkadaşım tekrar bana döndü ve "Basın Konseyi ile Dayanışma
Vakfı'nın internet sitesine girdin mi?" diye sordu...
Girmediğimi söyleyince, sitede "gördüklerini", daha doğrusu
"göremediklerini" anlattı...
Meğer, "Basın Konseyi ile Dayanışma Vakfı"nın internet sitesinde, "sadece
2002 yılına ait hesaplar"ın dökümü varmış, iyi mi?..
"2002 öncesi" de yokmuş, "2002 sonrası" da!..
"Milyarlarca lira harcaması" bulunan bir vakfın "hesap dökümü"nün olmaması,
sizce de enteresan değil mi?..
Acaba, "2002 öncesi ve sonrası"nın hesapları "ibra" mı edilmedi, yoksa
ortada bir "ihmal" mi var?..
Hani, demek istiyorum ki;
"Almanya'daki Deniz Feneri Derneği'ndeki 16 milyon Euro'nun ne olduğunu"
merak edenler, bir de "Oktay Ekşi'nin vakfı"na bir el atsalar!..
"Vakıf" olduğuna göre, bu işle ilgilenmesi gereken kuruluş, herhalde
Vakıflar Genel Müdürlüğü olmalıdır!..
Kendilerinden bir açıklama bekliyorum...
Haa, bu arada;
"Basın Konseyi ile Dayanışma Vakfı"nın "Yönetim Kurulu" veya "Mütevelli
Heyeti" kimlerden oluşmaktadır, bu konuda da bir açıklama yaparlarsa
sevinirim!..
Zira, sitede "mütevelli heyeti"yle ilgili de, en ufak bir bilgi yok!..
Tamam, Basın Konseyi "illegal" olmasına illegal de, vakfın da illegal
olup-olmadığını merak etmeye başladım!..
BAŞBUĞ'UN AKREDİTASYON KRİTERİ!
Bu yazıyı, "Genelkurmay Başkanı'na brifing" olarak yorumlayabilirsiniz...
Çünkü, Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ, önceki gün bazı gazetelerin
genel yayın yönetmenleri ve Ankara temsilcilerine "brifing" verirken,
kendisine, bu toplantıya "Zaman, Vakit, Bugün, Taraf, Birgün ve Evrensel"
gazetelerinin niye çağrılmadığı, "akreditasyon kriterleri"nin ne olduğu
sorulunca, şu cevabı vermiş:
"Akreditasyon konusunda bir açılım yaptık... Bu konuda bize sık sık
kriterlerimiz soruluyor... Böyle bir kriterimiz yok...
Buna gerek de yok... Tek kriter; Basın Konseyi ve Gazeteciler Cemiyeti'nin
basın meslek ilkeleridir... Bu ilkelere herkes uyarsa, kişilerin de
kurumların da problemi kalmaz... Bundan sonra akreditasyon konusundaki
kriterimiz bu ilkelere uyum olacaktır... Bu ilkelere aykırı yayın yapanları
Basın Konseyi'ne ve Gazeteciler Cemiyeti'ne ileteceğiz...
Bu kurumların müeyyide uygulamasını bekleyeceğiz. Şayet buradan sonuç
alamazsak, kendi tedbirimizi alacağız. Bu gidişata göre, akreditasyon
sınırları genişleyebilir veya daralabilir. Böylece, medya ile ilişkilerimizi
daha sağlıklı ve daha kurumsal bir zemine oturtmak istiyoruz."
Org. İlker Başbuğ'un basında çıkan açıklaması aynen böyle!..
Ne diyor?..
"Basın Konseyi ve Gazeteciler Cemiyeti'nin basın meslek ilkelerini esas
alıyoruz!"
ONLAR KONSEY'İN ÜST YÖNETİMİNDE AMA!..
Hiçbir yorumda bulunmadan diyorum ki; "kuruluşunda yamukluk ve sakatlık"
bulunan bir Konsey'in yayınladığı "ilke"ler, acaba ne kadar "sağlam" ve ne
kadar "tutarlı" olabilir?..
Kaldı ki; o toplantıya katılan gazetecilerin çalıştığı "gazeteler"in bir
kısmı "Basın Konseyi'nden istifa" etmişler ve dolayısıyla "Konsey'in
ilkelerine uymayacakları"nı açık açık deklare etmişlerdir!..
Söyleyin Allah aşkına;
"Basın Konseyi'ni tanımadığı"nı deklare eden bir gazete, hiç onun
"ilkeleri"ni takar mı?..
Ama onlar, "akredite" gazeteciler olarak davet edildiler ve
"Genelkurmay'daki brifinge" katıldılar!..
Şu garabete bakın ki;
Bırakın "Basın Konseyi'nin ilkeleri"ne uymayı, Basın Konseyi'nin Yüksek
Kurul üyesi olmalarına rağmen, Zaman Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı ve
Kanal 7 yöneticisi Mustafa Çelik, önceki günkü ve dünkü toplantıya
çağrılmadılar!..
Hele söyleyin; bu iki ismin "Basın Konseyi'nin ilkelerine uymadıkları" iddia
edebilir mi?..
Öyle ya; "uymayacak" olsalar, "Yüksek Kurul"da zaten görev almazlar!..
"ÇÜRÜK(!)" GAZETECİ DE AKREDİTE!
Demek oluyor ki;
"Akreditasyon"da, bizim de bilmediğimiz çok daha başka "kriter"ler var!..
Eğer "daha başka kriterler" olmasaydı; Genelkurmay'daki toplantılarda, aynı
zamanda "Ergenekon Terör Örgütü sanığı" da olan ve geçmişte "Genelkurmay
başkanları tarafından lanetlenen" gazeteciler "baştacı" yapılmaya devam
edilir miydi?!?
Tabii, kendilerine "general süsü" verip, komutanlara kelek atan gazeteciler
de davet edilmezdi!..
Sadece onlar mı?..
"Askerlikten yırtmak" için "ameliyat" olup, "dalağını aldıranlar" ve böylece
"çürüğe(!) çıkanlar" da baş köşeye oturtulmazlardı!..
Her neyse... Olan oldu...
Genelkurmay Başkanı, önceki gün meslaktaşlarımıza "brifing" verdi ve çeşitli
konulardaki görüşlerini açıkladı... Umarım, benim bu yazımı da
"Genelkurmay'a verilmiş bir brifing" olarak yorumlarlar ve "ilke"lerini esas
aldıkları Basın Konseyi'nin aslında nasıl bir "illegal" ve nasıl "dandik"
bir kuruluş olduğunu öğrenmiş olurlar!..
Bilmem anlatabildim mi Sayın Başbuğ!..
CHP niye kazanamaz?
Bizler, "Kesintisiz 8 Yıl Eğitim"e karşı çıkıp, bu sistemin "İmam-Hatip
Liseleri ile Kur'an Kursları'nın köküne kibrit suyu dökeceğini"
söylediğimizde, CHP'liler "laiklik" diyorlardı, "çağdaşlık" diyorlardı...
Ama şimdi görüyoruz ki; bu defa onlar ağlayıp zırlamaya başlamış... Meselâ
CHP Trabzon İl Başkanı Necip Yıldız demiş ki; "8 yıllık eğitimle;
öğretmenler köyleri boşalttı, köyler imamlara kaldı... İmamların da yüzde
90'ı AK Partili ve SP'li!"
Demek istediği şu: "Bu tablodan bize oy çıkmaz!.. Öğretmenler olsaydı,
köylerdeki oylardan bizler de nasiplenirdik!"
CHP'li Necip Yıldız'ın bilmediği şu: Bugün gazete, televizyon ve internet,
köylere kadar girdi... Dolayısıyla, imamlar insanları siyasî olarak
yönlendirse bile, pek bi işe yaramaz!..
Diyanet Sen Trabzon Şube Başkanı Ömer Tutuş'un dediği gibi; "CHP'nin seçim
hezimetlerinde imamların pek bi suçu yok!"
CHP eğer böyle devam ederse... Yani "Hacca gitmek isteyen" vatandaşla "alay"
ederse!.. "Peygamberimiz'e hakaret" ederse!.. "Müezzinleri aşağılar" ise...
Yani, "Din" ve "Diyanet"e dair her şeyin önüne "takoz" olmaya devam ederse;
"seçim galibiyeti"ni ancak "rüyasında" görür!..
--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
You received this message because you are subscribed to the Google Groups
"borsamorsa" group.
To post to this group, send email to [email protected]
To unsubscribe from this group, send email to [EMAIL PROTECTED]
For more options, visit this group at
http://groups.google.com/group/borsamorsa?hl=en
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---