RTE NİN HASTA OLDUĞUNU AZ ÇOK TAHMİN EDİYORDUK
TÜRKİYE NİN KADERİ BÖYLE HASTA TİPLERE TERK EDİLİRSE
OLACAĞIDA MEVCUT DURUMDUR.
NEDEN MİLLETVEKİLİ OLMA ŞARTLARINDA,
DELİ RAPORU İSTENMİYOR?
SADECE MERAK ETTİM.
VE AYDIN DOĞAN
ÇOK ŞEYLER BİLİYOR,
RTE HAKKINDA BİLDİKLERİ GALİBA SONUNU GETİRECEK,
OKUYUN ANLAYACAKSINIZ...
**
**
*YANAKTAN MAKAS ALAN "BİR NUMARA"*

Tarih 15 EKİM 2006, daha doğrusu 16 EKİM 2006'nın sabah ezanı öncesi,
uykudan içinde bir sıkıntı ile uyanan RTE önce mutfağa gider, kabak
tatlısından hırsızlama bir tane ağzına atar, üzerine su içmez. Tatlının
tadını damağında hissede hissede çalışma odasına geçer, ışığı yaktığında
masada heybetli ancak 70 küsurluk bir delikanlının oturduğunu fark eder. RTE
gözlerine inanamaz, yürüyüşü "yengeç" gibi olsa da "ödü" şeyine karışır;
elleri, ayakları uyuşur, dermansızlaşır; bağırmak ister bağıramaz, boğazı ve
dudakları kurumuştur.

Zavallı RTE, karşısında oturanın bugünlerde "kurmalı savcı"nın tırım tırım
aradığı "Bir Numara" olduğunu nereden bilsin. Aslında bunu bilse, ruhunu
kesinlikle orada teslim ederdi.

"Bir numara" ona biraz vaaz-ı nasihat ettikten sonra; "Cumhurbaşkanı adayı
olmayacaksın tatlı çocuk !" der ve yanağından makas alır. Aldığı makas
okkalıdır, liboş Mehmet'in sonradan bir nedenle yanağını okşamasına hiç
benzememektedir. Sonra da çıkıp gider.

RTE şaşkın ve perişandır. Bütün enerjisi tükenmiş, hatta canı bile kendisini
neredeyse terk etmek üzeredir. Aklı başına geldiğinde korumalara; içeri
girip çıkan biri olup olmadığını sorar. Ama kimse ne giren ne de çıkan
görmüştür. RTE iyice panikler.

*TRAFİK IŞIKLARI DİBİNDE "BİR NUMARA"*

Vakit ilerlemiştir. Eminesi de yanındadır. RTE'nin ağzını bıçak
açmamaktadır. Ramazan olmasına rağmen su üzerine su içmektedir. Zaten
epeydir oruç tutmamaktadır.

Tutarmış gibi yapmakta, iftarlarda da güya oruç açmaktadır. Birden bire
"kabustu" herhalde diyerek, kendini kandırmaya başlar. Ardından da
silkinerek taifesi ile birlikte "vidanjör"e binip yola koyulurlar. Yolda
birinci trafik ışıklarından sonra gelen ışıkların dibinde, sabaha karşı
kendisinden makas alan "Bir Numara"yı fark eder. "Bir numara" karşıdan
kendisine yine "makas alma" hareketi yapmaktadır.

RTE'nin üzerine gelenler gelir, vücudunun bütün dengesi bozulur.
Mücahit'inin sabah içmesi için kendisine verdiği haplar gelir birden aklına,
birden hepsini yutar makam aracındaki küçük boy "Hamidiye su"yun dibini
bulur ve boş pet şişeyi orta konsolun altına saklar. Kendini hiç iyi
hissetmiyordur. Sen T.C.'nin başındaki sayılı adamlardan biri ol, onca
korumanın arasından evinden içeri 70 lik kapı gibi bir adam girsin,
yanağından makas alsın ve sonra da yine korumalar görmeden çıkıp gitsin...
Ardından bir de trafik ışıkları altından kendisine hareket çeksin...

*KOPUĞUN KOPUŞU*

Vücudunu sıkıntı basar, her yeri uyuşmaya başlar, boğazından hırıltılar
yükselir; Allah kahretsin, yine malum hastalık krizi gelmektedir. Ama kriz
tek başına gelmemektedir, şekeri de zıplamıştır. Kriz gelmektedir. Yanında
"hapçıbaşı" Mücahit de yoktur. Sadece yanıbaşında şu "Kılıksız Ömer" ile
şoförü "Panik Harun" vardır. Kendine geldiğinde Güven Hastanesi'ndedir.
Başında da bir bayan doktor. "Geçmiş olsun Sayın Başbakan'ım" demiştir.
Bayan doktorun adı Fethiye Sümer GÜLLAP'tır. Bu olaydan tam beş ay sonra
aniden "GRİPTEN" ölüverecek (!) olan Dr. Fethiye.

"Neredeyim ben?" der kopuk.

"Güven Hastanesi"ndesiniz Sayın Başbakan'ın" derler...

Hatları karışmıştır kopuğun; nice sonra durumu kavrar. Gözlerinin önüne yine
trafik ışıkları altından kendine hareket çeken ve geceleyin evinde
kendisinden makas alan o adam geliverir... Ama adam burada yoktur...
Rahatlar RTE... Ardından bir de "pırt" yapar, çevresindekiler de duymuştur
ama kimse bozuntuya vermez... Ne de olsa "pırtlayan" Başbakandır...

RTE, o kadar mutludur ki...

Ya Hacettepe'ye, Numune'ye ya da en kötüsü GATA'ya götürmüş olsalardı, hali
nice olurdu?

Güven ile Başkent dışında bütün hastanelere kendisini götürmüş olsalardı,
tetkikler sonucunda değil Başbakanlık, devlette "kapıcılık" bile yapamaz
raporu veriverirlerdi maazallah...

*DOKTOR ODASI'NDA MİNİK BİR MESLEKİ SOHBET*

- Nasıl teşhis ettiniz hocam?
- Birkaç ihtimal vardı, tam karar veremedim aslında...
- Peki tetkiklerin sonucu geldiğinde?
- Çok rahatladım. Tahmin ettiğim gibi Başbakan oruçsuzdu...
- Oruçsuz muydu?
- Evet...
- Bakın şu Allah'ın işine... RTE oruçsuz...
- Ne olmuş hocam? O da insan... Üstüne üstlük hem hipoglisemi hem de
epilepsi...
- Bir de epilepsi !? Bu adam düzgün karar vermez ki, özellikle de gerginlik
anlarında... Vah Türkiye'm vah...
- ....

*BİR CEP TELEFONU KONUŞMASI*

- Sayın Başbakanlık Müsteşarı ile görüşmek istiyorum.
- Kim diyelim?
- Güven Hastanesi'nden, Başbakanımızın sağlığı ile ilgili....
- ...
- Buyurun ben Başbakanlık Müsteşarı...
- Sayın Müsteşarım, Güven Hastanesi çalkalanıyor; Başbakanımız epilepsi aynı
zamanda
da hipoglisemiymiş... Başbakanlık değil, kapıcılık bile yapamazmış diye...
- Ne !?
- Nereden çıkmış bu, YALANNNNNNN !
- Hayır efendim, Dr. Fethiye anlatıyordu etrafındakilere...
- Dr. kim!?
- Dr. Fethiye...
- Siz kimsiniz?
- Bir dost....
- ...

*SONRASI...
EĞER AYDIN DOĞAN İLE RTE EL ALTINDAN UZLAŞMADILARSA YAKINDA BU DOSYA
SÜRMANŞETTEN AÇILIR...*

Ama bu dosya Aydın DOĞAN'a nasıl ulaştı?

Başbakanlık Müsteşarı'nı arayan var ya... İşte onun sayesinde...

Peki, Dr. Fethiye "GRİPTEN" nasıl öldü (!)

Otopsi yapıldı mı?

Otopsi raporu nasıl tutuldu?

Aydın DOĞAN, "üç vakte" kadar açıklamazsa, ben burada yazarım dostlarım...

Benim elime nasıl mı geçti?

Birincisi; Yaşanan hiç bir şey gizli kalmaz...
İkincisi; "satan, satar"...
Üçüncüsü; Türkiye'nin bir yerüstü vardır bir de yeraltı...
Dördüncüsü; Gerçek "DERİN DEVLET"e kimse ulaşamaz, özellikle de "kurmalı
savcılar"...
Beşincisi; Devletin sırlarını nasıl satanlar, işportaya düşürenle varsa; bu
sırları gerçek "emanetçilere" teslim edenler de vardır...
Altıncısı; YARSAV Başkanı'nın yıllar öncesine ait bir "sağlık raporu" nasıl
ortaya çıkarıldı ise bu dosya da bana öyle ulaştı...
Yedincisi; Yeraltında o kadar çok ve müthiş dosya var ki...

Bir örnek mi?
En küçüğünden bahsedeyim:

Bir TV kanalında dini sohbetler yapan, yeni bir "Ağlayan Şeytan" var,
bilenler bilir... İşte o kişi, geçmişte "Otogaz ve akaryakıt kaçakçılığından
yargılanmış,
sonra da hüküm giymiş. Ama ne hikmetse bir "gizli el" bu hükümü para cezası
ile infaz ettirivermiş...

Peki, Ben nasıl yazabiliyorum? Ben yazabileceklerimi yazıyorum. Anahatları
ve bazı konuları ve ayrıntıları özellikle zıplayarak... Hatırlayanlar
vardır, konuyu daha önce de yazmıştım... İnanmayanlar da oldu, inananlar da.
Ama ortada çok önemli bir gerçek var.

***UZMAN DOKTOR FETHİYE HANIM, "GRİP"TEN ÖLÜVERDİ (!)...

*Cem YAREN *


-- 
Söylediklerinize dikkat edin;Düşüncelere dönüşür...
Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür...
Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür...
Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür...
Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür...
Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür...
Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür...
"GERİ ZEKALI MANDA KAFALILARIN YÜZÜNDEN,YÜCE TÜRK MİLLETİNİ HELAK EYLEME
ALLAHIM"
"TÜRK,İHANETİ UNUTMAYAN VE DE UNUTTURMAYANDIR"

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"borsamorsa" group.
To post to this group, send email to [email protected]
To unsubscribe from this group, send email to [EMAIL PROTECTED]
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/borsamorsa?hl=en
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cevap