CHPnin Cumhuriyet'le savaşı  Mehmet Akif Ak
 ------------------------------

*CHP'NİN ÇANKAYA BOYKOTUNUN ANLAMI*

Türkiye Demokrasisinin "ana muhalefet partisi" pozisyonu nedeniyle rejimin
olmazsa olmaz kurumu konumunda bulunan CHP, Abdullah GÜL, Cumhurbaşkanı
seçileli beri Çankaya Köşkü'ne gitmiyor. Bu gibi "temsil" makamlarının,
makamda oturan kişinin şahsından bağımsız yerler olduğu gün gibi aşikârdır.
Kaldı ki Deniz BAYKAL, Sayın GÜL'ün şahsıyla bir meselesi bulunmadığını,
O'nu sevip saydığını ikide bir söyleyip duruyor.

Bu durumda, CHP'nin GÜL ile değil Çankaya Makamı ile bir sorununun olduğu
tespitinde bulunmak yanlış mıdır?

Neden yanlış olsun? GÜL'e saygı duyuluyor, ama bu saygı Çankaya Köşkü'nün
hudutlarında son buluyor. Demek ki, sorun GÜL ile değil, Çankaya ile…
CHP'nin "GÜL bizim oyumuzla o makama seçilmedi, o makam yalnızca bizim
onayımızı almış kişilerin hakkıdır" türünden açıklamalar yapması, yanlış da
bulsak, kendi içinde tutarlı kabul edilebilir. Ama CHP, asla bu gibi
ifadeler kullanmıyor; Çankaya Makamına boykotunu sürdürüyor.

Bu sevimsiz parodinin sona erdirilmesi için, gerçeği örten şalın çekilip
alınması, maskelerin düşürülmesi gerekiyor.

Çankaya'nın, CHP'nin boykotuyla kaybedeceği bir şey yoktur. Ama
Cumhuriyet'in en tepe Kurumu'na karşı boykot uygulayan CHP'nin konumu
tartışmalı hale gelmektedir.

CHP, Türkiye Cumhuriyeti'nin 1 numaralı Kurumu ile savaşmaktadır. Bu boykot
sürdükçe, CHP'nin, bir rejim muhalifi, bir Cumhuriyet düşmanı olduğu
iddiaları karşısında yapacağı savunmaların ne hukuki, ne de mantıki bir
dayanağı bulunmayacaktır.

Aşağıdaki türden bir mantık kurgusu tesis edilmesine, insanların bu tür
düşünceler üretmesine nasıl engel olunabilinir ki!

CHP, Çankaya Makamını yok saymakta olduğuna göre;

- Ya Çankaya gayrı-ı meşrudur;

- Ya da gayr-ı meşru olan bizatihi CHP'dir.

Kendisiyle ilgili böyle bir ithamı CHP'nin aklından bile geçirmeyeceği
bellidir. Bizim de böyle bir iddiaya sahip çıkmamız mümkün değildir. Ne var
ki CHP, Çankaya boykotu, Ergenekon avukatlığı gibi argümanlarıyla bizzat
kendisi, meşruiyetini tartışmaya açmaktadır.

Şimdi sormanın tam sırası değimlidir?

Çankaya makamını darbeyle işgal edenlerle süngü gölgesinde oraya
oturtulanlar için 80 yıllık tarihinde kılı kıpırdamayan CHP, bu makama milli
iradenin tecellisiyle oturan gerçek anlamda halk çocuğu iki muhterem zata
hangi sebeple boykot uygulamıştır? Daha can yakıcı soru şudur:

CHP'nin Çankaya makamına hürmetle boyun eğmesi için, oraya gelenin mili
irade dışı mahfillerce, hatta deniz aşırı odaklarca tespit ve tayin edilmiş
olması mı gerekmektedir?

Neden sormayalım ki! CHP'nin Cemal GÜRSEL ve Kenan EVREN ile hiçbir sorunu
olmamasının ardında yatan gerçek sebepler nelerdir? Türkiye'de hemen hiç
kimse seçilme tarzlarını bahane ederek, GÜRSEL ve EVREN'i boykot etmemişken
CHP, hangi hukuki, milli, insani gerekçeyle milli irade tarafından
Çankaya'ya gönderilen ÖZAL ve GÜL'e "suçlu" muamelesi yapmaktadır?

Hani nerde CHP'nin Cumhuriyet kuruculuğu? Nerde hâkimiyetin kayıtsız şartsız
millete ait olması?

Nerde "bu ülkeye demokrasiyi biz getirdik" iddiaları?

Bir taraftan meşruluğu asla tartışılamaz bir şekilde, Anayasa'da yazılı
kurallar çerçevesinde ve Milletin iradesinin tecelligâhı TBMM tarafından
seçilmiş Cumhurbaşkanlarına boykot uygulanacak, öte yandan Cumhuriyet'in
ruhu ve demokrasiyle bağdaştırılamayacak usullerle yukarılardan bir
yerlerden Çankaya'ya indirilen, meşruiyetleri hep tartışılmış
Cumhurbaşkanlarına derin sadakat gösterilecektir. Normal insan aklıyla asla
algılanamayacak böyle bir çelişki CHP'nin meşruiyetini şüpheli
getirmeyecekse başka ne getirebilir?

Hiçbir tereddüde meydan vermeyecek şekilde açıktır ki CHP, Cumhuriyetle ve
onun Kurumlarıyla savaşmaktadır. Hem de Gazi Mustafa Kemal'in adeta
kutsallaştırdığı TBMM ile sürekli bir muharebe içindedir. O'nun yaptığı
yasaları hiçbir hukuki mesnedi bulunmadan sürekli Anayasa Mahkemesine
taşımakta, Onun seçtiği Cumhurbaşkanını yok sayarak, doğrudan Cumhuriyetin
kendisi ile savaşmaktadır. Demokrasi diye bir derdi, tasası bulunmayan CHP,
artık Cumhuriyetin de en yaman muhalifi durumuna gelmiştir.

Hiç kimse TBMM'nin çıkardığı yasaların çoğunu ve Anayasa değişikliklerinin
nerdeyse tamamını sürekli Anayasa mahkemesine götüren CHP'nin, bunu bir
yargısal denetim sağlama kaygısı ve "ana muhalefet" rolünde olmanın icabı
gereği olarak yaptığını sanmamalıdır. CHP, ürettiği illüzyonlarla
gözlerimizi boyamakta ve sadece şapkadan tavşan çıkarmaktadır.

CHP'nin Anayasa Mahkemesini yol etmesinin temelde tek sebebi vardır;
TBMM'nin itibarını alçaltmak! Parlamentoyu değersizleştirmek ve Türkiye'nin
TBMM tarafından değil, bürokratlarca yönetimine zemin ve imkân hazırlamak.
CHP demek istemektedir ki, TBMM, Türkiye Cumhuriyeti rejiminin en üst makamı
değildir. En üst makam, Anayasa Mahkemesidir. Bu ülkede Milletin % 95
çoğunluğu bile hiç bir anlam ifade etmez. Dünyanın hiçbir ülkesinde
görülmedik bir şekilde bu ülkede Anayasa Mahkemesi, tüm erklerin üstüne
çıkarılmış, teokratik rejimlerde, mesela İran'daki "Velayet-i Fakih"
kurumuna benzetilmiştir. Bunu sağlayan CHP'dir. Anayasa Mahkemesinin bazı
mensuplarının kendilerine CHP tarafından atfedilen bu "İlahi Güç" gibi
mutlak, rakipsiz ve sorumluluk tarafı bulunmayan yetkiden mutlu oldukları
şeklinde bir izlenim alıyor isek de Yüksek Mahkemenin re'sen hareket
yetkisinin bulunmaması, ülkemizdeki hilkat garibesi bu manzaranın biricik
sorumlusunun CHP olduğunu göstermektedir. Yine de Yüksek Mahkemenin
üyelerinin, CHP'nin kurduğu oyunlar yüzünden Şii dünyadaki "masum imam"
benzeri bir konuma düşürüldüklerini görüp bundan şikâyet ediyor olduklarını
görmek isteriz.

CHP bahsinde demokrasiden söz açmak zaten nafile bir çabadır. Artık CHP'nin
Cumhuriyet diye bir derdinin bulunmadığı da sabit olmuştur.
CHP'nin "demokrasi", "cumhuriyet" parodilerini durdurmak, salonun ışıklarını
yakıp, hipnozlanmış seyircileri uyandırmak, bu ülkenin gündeminin ilk
maddesidir. CHP, Anayasa Mahkemesini su-i istimal ederek Cumhuriyetimizle,
demokrasiyle, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı makamı ile savaşmaktadır. CHP'nin
Türkiye siyasi-idari sistemini felç etmeyi amaçlayan bu savaşını önlemek,
ülkemizi içinde kıvranıp durduğu girdaptan çıkarmanın biricik yoludur.

*YALANLAR, İLLÜZYONLAR, HİPNOZLAR*

CHP'nin, Demokrasi, Cumhuriyet, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı makamına karşı
yürüttüğü savaşın yeterince kanıtına sahibiz. Peki, CHP bunu nasıl
başarmaktadır; ne yapıp da hem rejimin başlıca muhalifi olurken, hem de
rejim tarafından en yüksek himayeye mazhar parti muamelesi görmektedir?
Nasıl olup da hem Milli Mücadelenin hatırası İş Bankası'nın en büyük ortağı
olmayı sürdürürken rejimin temel niteliklerine karşı savaş ilan etmekte,
aynı anda bir yandan da ondan beslenmekte, hazine yardımı almakta, yargı
tarafından rejim muhalifi sayısız uygulaması, Anaysa ve kanunlara açıkça
aykırı çalışması nedeniyle hiç sorgulanmamaktadır? Sanki bu ülkenin
kanunları, CHP için ebedi bir muafiyet getirmiştir!

CHP'nin bir parti olarak çapı ile mütenasip bulunmayan bu gücünün ne
kadarının uluslar arası "müesses nizam"dan geldiği ayrı bir araştırma
konusudur. İçerdeki sebep ve saiklere baktığımızda, CHP'nin bütün ülkeyi
etkilemeye devam eden illüzyonlarını, yalanlarını ve usta malı hipnozlarını
görüyoruz. Bunlardan bazılarını sıralayalım:

- Cumhuriyetimizin CHP tarafından kurulduğu iddiası yalandır. Cumhuriyet,
"milli hâkimiyet" esasına göre 1920'de toplanan Millet Meclisi tarafından
kurulmuştur. Ogün bugündür CHP, milli hâkimiyete dayalı Cumhuriyeti
zayıflatmak ve onun kazanımlarını aşındırmaktan başka bir şey yapmamıştır.
Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyetin sembol kahramanı olarak asla bir
partinin tekeline alınamaz; zaten öyle de değildi. Serbest Fırka'nın
kuruluşu aşamasında Gazi'nin yeni partinin başına geçmeyi istediğini
biliyoruz. Sonra bundan vazgeçmiş, en yakın arkadaşlarını ve kız kardeşi
Makbule'yi yeni partinin kurucusu yapmıştır. Atatürk'ün CHP ile ilişkisi
konusunda yapılacak kısa bir araştırma bütün bildiklerimizi ters yüz etmeye
yetecektir.

- Türkiye'ye Demokrasinin CHP tarafından getirildiği iddiası da kocaman bir
yalandır. Türk demokrasinin kuruluş tarihi 1876'dır. Pek çok iç ve dış
sebeple 1876 demokrasisi 1908 yılına kadar askıya alınmıştır. Dolayısıyla
1923 yılında ilan edilen Cumhuriyet, içinde Demokrasiyi, çok partili sistemi
de barındıran bir rejimdir. Birinci Meclisimizde bayağı etkili bir "muhalif
grup" vardı ve bu gurubun bir muhalefet partisinden herhangi bir farkı
yoktu. Birinci Meclis, despotik değil, demokratik bir Cumhuriyet meclisiydi.
Zaten çok geçmeden 1925 yılında meclisin muhalif gurubu Terakkiperver
Cumhuriyet Fırkası ismiyle kendi partisini kurmuştur. 1946 yılındaki
Demokrasi açılımından CHP'nin anladığı şey ise "açık oy, gizli tasnif"
rejimi idi. Bu tarihlerde artık Demokrasi ligine alınmış bulunan Türkiye'de
dış denetim nedeniyle 1950 seçimlerinde "açık oy, gizli tasnif" sistemini
sürdürülmesi imkânsızdı. CHP, kısa bir süre milli iradeye boyun eğmiş, ama
alttan alta 1960 kanlı darbesini hazırlayan şartları hazırlamaya,
olgunlaştırmaya koyulmuştur.

- CHP, asla sosyal demokrat, solcu, sosyalist değildir. Asıl görevleri
yanında Türkiye şartlarına uygun, rasyonel, temel sol politikalara duyarlı
bir Türk solunun var olmasını önlemek gibi bir misyonu da bulunmaktadır. Bu
sebeple, CHP'nin kapıları, Türk solunun gerçek temsilcilerine sıkı sıkıya
kapalıdır. Sol partilerin tabii politikaları olan emek sendikalarıyla, insan
hakları kuruluşlarıyla işbirliği ve yakınlık CHP'nin aklının köşesinden bile
geçmez. Bu anlamda TÜSİAD'a yakındır. Zaten TÜSİAD mensuplarının büyük bir
kısmı genetik olarak CHP'lidir.

- CHP, bir parti değildir sadece, asıl olarak bir duruş, bir şuurdur. Bu
bakımdan insanların ona üye olmaları şart değildir. Medya, bürokrasi (yargı,
asker ve sivil) deki siyasi tercihler, kesinlikle Türkiye'nin genel siyasi
yelpazesini yansıtmaz. Siyasi yelpazede % 20 civarlarında bir payı bulunan
CHP, büyük iş âlemi, medya ve bürokrasi çevresinde payını % 80'e
ulaştırmıştır. İşçiler ve köylüler ise CHP'yle hiç ilgilenmezler.

- CHP'nin söylemleri arasında, "seçim", "demokrasi,", "insan hakları" gibi
kavramlara çok nadir rastlarız. CHP, şeytandan kaçar gibi "iktidar olmak"tan
kaçar.

Bütün bunlardan sonra soruyoruz:

CHP adında bir parti neden vardır?

Bu sorunun doğru cevabını verdiğimizde, hem CHP'ye oy veren seçmenler,
CHP'nin illüzyon ve hipnozlarla sürdürdüğü bir oyunun sıradan seyircileri
olmaktan kurtulacaklar, hem de ülkemiz, Milli Mücadele kadrolarının ve onun
sembol ismi Gazi Mustafa Kemal'in koyduğu en önemli hedef olan demokratik
Türkiye Cumhuriyetini, belki de kâmil manada ilk kez hayata geçirmeyi
başaracaktır.

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"borsamorsa" group.
To post to this group, send email to [email protected]
To unsubscribe from this group, send email to [EMAIL PROTECTED]
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/borsamorsa?hl=en
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cevap