*TÜRK DİLİNİN GELİŞİM SÜRECİ, TARİHTEN GELECEĞE TÜRK DİLİ*

*
http://groups.google.com.tr/group/cihan-turk-olsun/web/trk-dilinin-geliim-sreci-tarihten-gelecee-trk-dili?hl=tr
*
 *Tarihten geleceğe Türk Dili!*
**

Türk dilinin en eski izleri Sümer kaynaklarındaki Türkçe sözlerdir.
M.Ö. 3100-M.Ö. 1800 yılları arasına ait Sümerce metinlerde 300'den fazla
Türkçe söz yer almaktadır. Sümerceyle Türkçedeki ortak sözler ya ortak
kökenden gelmektedir ya da alış veriş sonucu ortaya çıkmıştır. Hangi ihtimal
doğru olursa olsun Türkçenin ilk verileri M.Ö. 2000-3000 arasına çıkmakta,
yani bundan 4-5000 yıl geriye gitmektedir.


*TARİHTEN GELECEĞE TÜRK DİLİ*


Türk dilinin en eski izleri Sümer kaynaklarındaki Türkçe sözlerdir. M.Ö.
3100-M.Ö. 1800 yılları arasına ait Sümerce metinlerde 300'den fazla Türkçe
söz yer almaktadır. Sümerceyle Türkçedeki ortak sözler ya ortak kökenden
gelmektedir ya da alış veriş sonucu ortaya çıkmıştır. Hangi ihtimal doğru
olursa olsun Türkçenin ilk verileri M.Ö. 2000-3000 arasına çıkmakta, yani
bundan 4-5000 yıl geriye gitmektedir. Ortak sözler Türklerle Sümerlerin
komşu olduklarını da gösterir. Türklerin hiç olmazsa bir bölümü M.Ö.
2000-3000 yılları arasında, belki de daha önce Ön Asya'da yaşamış olmalıdır.


M.Ö. 7.-3. yüzyıllar arasında Karadeniz'le Hazar'ın kuzeyinde ve
Kuzeydoğusunda yaşayan Sakaların önemli bir bölüğü ve yöneticileri de büyük
ihtimalle Türktü. M.Ö. 6. yüzyılda yaşamış olan Sakaların kadın hükümdarının
adı Yunan kaynaklarında Tomiris olarak geçer. Bu kelime Türkçe Temir (demir)
olsa gerektir.


Dîvânü Lûgati't-Türk'te anlatıldığına göre İskender'in Türkistan seferi
sırasında (M.Ö. 330'lar) Türklerin bir kısmı, hükümdarları Şu yönetiminde
Hocent civarında, yani Seyhun'un yukarı havzalarında idiler. İskender'in
gelişiyle Şu ve idaresindeki Türkler Altaylara çekildiler; Oğuzlar ise
Hocent civarında kaldılar.


Çin kaynaklarındaki ilk bilgilere göre Türkler Çin'in kuzeyindeki
bozkırlarda yaşıyorlardı. M.Ö. 220'lerde ortaya çıkan Tuman (Teoman) Yabgu
ve M.Ö. 209'da hükümdar olan oğlu Motun (Mete) Yabgu, Hunların büyük
hükümdarları idiler ve merkezleri bugünkü Moğolistanda bulunan Orhun
vadisinde idi. Hunlardan sonra da Topalar, Avarlar, Göktürkler, Uygurlar
dönemlerinde, M.S. 840'a kadar Türklerin merkezi Orhun vadisinde olmuştur.
M.Ö. 220 - M.S. 840 arasındaki 1000 küsur yıllık dönemde Türkler kudretli
zamanlarında Okyanus kıyılarından Hazar'a, hatta bazen Karadeniz'in kuzeyine
kadar uzanan topraklara hükmediyorlardı. Türklerden bir bölüğü M.S.
370'lerde İdil'i geçmiş ve Kafkaslarla Karadeniz'in kuzeyine ulaşmıştı. Batı
Hunları, Bulgarlar, Avarlar, Peçenekler ve Kıpçaklar 370'ten başlayarak
yüzyıllar boyunca Doğu Avrupa ve Balkanları yönetimleri altında
bulundurmuşlardır.


Asya ve Avrupa Hunlarına ait herhangi bir Türkçe metin elimizde
bulunmamaktadır. Ancak Çin ve Bizans kaynaklarına geçen bazı özel adlar ve
kelimeler onlara ait Türkçe veriler olarak kabul edilmektedir. Çin
kaynaklarında geçen tehri, kut, yabgu, ordu, temir gibi sözlerin Çinceleşmiş
biçimleri, milât yıllarına ait Türkçe verilerdir. Attilâ'nın babasının adı
olan Muncuk (Boncuk) ve oğullarının adları Dehizik, İrnek, İlek Türkçeyle
açıklanabilmektedir. 6.-9. yüzyıllardaki Tuna Bulgarlarından yıl ve ay
adları ile birkaç kelimelik bazı küçük metinler kalmıştır. Yıllar hayvan
adlarıyla adlandırıldığı için yıl adları aynı zamanda çeşitli hayvanların
adlarını gösteriyordu. Aylar sıra sayılarıyla ifade edildiği için Bulgar
Türkçesindeki sayıların adlarını da böylece öğrenmiş oluyorduk.


Moğolistan'da bulunmuş olan 6 satırlık Çoyr yazıtı tarihi bilinen en eski
metindir. İlteriş Kağan'a katılan bir askeri anlatan metin 687-692 arasında
yazılmış olmalıdır. Orhun anıtları olarak bilinen İşbara Tamgan Tarkan
(Ongin), Köl İç Çor (İhe-Huşotu), Tonyukuk, Köl Tigin, Bilge Kağan anıtları
719-735 yılları arasında yazılmışlardır. Uygurların ikinci kağanı Moyun Çor
Kağan'a ait Taryat, Tes ve Şine-Usu anıtları 753-760 arasında dikilmiştir.
Moğolistan'da, Yenisey vadisinde, Kazakistan'da, Talas'ta (Kırgızistan),
Kuzey Kafkasya'da, İdil-Ural bölgesinde, Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve
Polonya'da Göktürk harfleriyle yazılmış daha yüzlerce yazıt bulunmuştur. Bu
küçük yazıtların 7.-10. yüzyıllar arasında yazıldığı tahmin edilmektedir.
Demek ki bu yüzyıllarda Doğu Avrupa ve Balkanlardan, hatta Macaristan'dan
Güney Sibirya'ya ve Moğolistan içlerine kadar uzanan sahada Türkçe, Göktürk
harfleriyle yazılan bir yazılı dil olarak kullanılmaktaydı.


9. yüzyıldan itibaren Türkçenin yazılı ürünlerini daha güneyde, Tarım
havzasında da görmeye başlıyoruz. 840'ta Tarım havzasında ve Gansu
bölgesinde devletler kuran Uygurlar; Göktürk, Uygur, Soğdak ve Brahmi
alfabeleriyle kâğıt üzerine yüzlerce eser yazdılar, yüzlerce belge
bıraktılar. Hatta bunların bir kısmı yazma değil, basma eserlerdi. Uygur
yazılı eserleri, Gansu bölgesinde 17. yüzyıla kadar devam etmiştir.


11. yüzyılda Kâşgar ve Balasagun çevresi de bir Türk kültür çevresi olarak
ortaya çıkar. 1069 tarihli Kutadgu Bilig Balasagun'da yazılmaya başlanmış,
Kâşgar'da Karahanlı hükümdarına sunulmuştur. 1070'lerde Bağdat'ta kaleme
alınan Dîvânü Lûgati't-Türk de aslında Kâşgar muhitinin eseridir. Türkler
10. yüzyılda Müslüman oldukları hâlde 11. yüzyılda Arap yazısı henüz
Türklerin yazısı hâline gelmemişti. Kâşgarlı Mahmud 1070'lerde Türk
yazısının Uygur yazısı olduğunu kesin şekilde kaydeder.


Kâşgarlı Mahmud Türklerin 20 boy olduğunu yazar ve onları batıdan doğuya
doğru şöyle sıralar: 1. Beçenek, 2. Kıfçak, 3. Oğuz, 4. Yemek, 5. Başgırt,
6. Basmıl, 7. Kay, 8. Yabaku, 9.Tatar, 10. Kırkız, 11. Çigil, 12. Tohsı, 13.
Yağma, 14. Uğrak, 15. Çaruk, 16. Çomul, 17. Uygur, 18. Tangut, 19. Hıtay.
Listedeki Hıtay'ı Kâşgarlı'nın ifadesiyle "Çin ülkesi" olarak ayırmak
gerekir. Bu sıralamadan az sonra Kâşgarlı Beçeneklerle Kıfçaklar arasına
Suvarlarla Bulgarları yerleştirir. Kâşgarlı'nın iki dilli oldukları için
dillerini bozuk saydığı Soğdak, Kençek, Argu ve Tangutlardan Arguları da
Türk boyları arasında saymalıyız. Demek ki 11. yüzyılda Balkanlardaki Bizans
sınırından Çin ve Moğalistan içlerine kadar Türkçe konuşuluyordu.


13. yüzyılda Türk yazı dilinin merkezîleştiği bölge Aral'ın güneyindeki
Harezm bölgesidir. 13.-14. yüzyıllarda Altınordu'nun merkezi olan Hazar'ın
kuzey kıyısındaki Saray'dan hatta daha batıdaki Kırım'dan Tarım havzasının
doğusundaki Gansu'ya kadar Türk yazı dili kesintisiz olarak kullanılıyordu.
Tarım havzasıyla Gansu'da kullanılan dile Türkoloji literatüründe Uygur
Türkçesi, Altınordu ve Türkistan sahasında kullanılan dile ise Harezm
Türkçesi denmektedir. Ancak ikisi arasında ses ve gramer yönünden hemen
hemen hiç fark yoktur. Yazıları ise farklıdır. Birincisi Uygur, ikincisi
Arap yazısını kullanır.


13. ve 14. yüzyıllarda Türk yazı dili, bu ana sahadan başka üç coğrafyada
daha kullanılıyordu. Bunlardan biri Yukarı İdil (bugünkü Tataristan)
sahasıdır. Burada bulunan mezar kitabelerinin dili İdil Bulgarcası idi.
İkincisi Mısır ve kısmen Suriye idi. Buradaki yazı dili Harezm Türkçesine
çok yakındı ve Kıpçak Türkçesi adını taşıyordu. Üçüncü saha Azerbaycan ve
Anadolu sahasıydı. 13. yüzyılda bu alanda Oğuz ağzına dayanan yeni bir yazı
dili doğmuştu. Bu yazı dili Balkanlara doğru sahasını genişleterek
kesintisiz şekilde bugüne dek sürmüştür. Sadece mezar kitabelerinde
gördüğümüz İdil Bulgarcası 14. asırdan sonra yerini Kıpçakçaya bırakır.
Mısır ve Suriye'de ise 15. yüzyıldan sonra Kıpçak Türkçesi kullanılmaz olur.


Karadeniz, Kafkaslar, Hazar denizi ve İran, Kuzey-Doğu Türkçesi ile Batı
Türkçesini ayıran tabiî sınırlardır. 11. yüzyıldan itibaren Oğuzlar İran'ı
aşarak Azerbaycan ve Anadolu'ya gelmişler ve Batı Türklüğünü
oluşturmuşlardır. Batı Türklüğü 14. yüzyılda Balkanlara taşmış, daha sonra
Macaristan sınırına dayanmıştır. Bugünkü Irak ve Suriye'nin kuzey bölgeleri
de Batı Türklerinin 11. yüzyıldan itibaren yerleştikleri yerlerdi ve
buralardaki nüfus Anadolu Türklüğünün tabiî uzantısıydı. Öte yandan Kuzey
Afrika ve Arap ülkelerine de önemli miktarda Osmanlı Türkü yerleşmişti.
Bütün bu sahalarda Batı Türkçesi ortak bir yazı dili olarak kullanılmıştır.
13. ve 14. yüzyıllarda Anadolu ve Azerbaycan'da yazılan eserleri, yazı dili
olarak birbirinden ayırmak kolay değildir. Bu asırlarda yazı dili henüz
standartlaşmamıştır; esasen Azerbaycan, Anadolu ve Balkanlarda henüz siyasî
birlik de yoktur; bölgede çeşitli Türk beylik ve devletleri hüküm
sürmektedir. 15. yüzyılda Osmanlılar güçlenerek birliği kurmaya yönelirler
ve yeni oluşmaya başlayan İstanbul ağzı esasında Osmanlı Türkçesi standart
hâle gelir. 16. yüzyılda Doğu ve Güney-Doğu Anadolu ile birlikte Suriye ve
Irak da Osmanlı topraklarına dahil olur; böylece bu bölgeler de Osmanlı
Türkçesi alanı içine girerler. Kuzey ve Güney Azerbaycan, İran'la birlikte
bir başka Türk devletinin, Safevîlerin yönetiminde kalır. Ancak yine de 16.
asırda Azerbaycan ve Osmanlı yazı dillerinin kesin şekilde ayrıldığını
söylemek doğru değildir. Hatayî ve Fuzulî her iki çevrenin de şairidir. 17.
yüzyıldan sonra iki yazı dilinin ayrıldığını söylemek mümkündür; ancak
aralarındaki fark yok denecek kadar azdır.


Kuzey ve doğu Türklerinde Harezm Türkçesinin devamı niteliğindeki Çağatay
Türkçesi tek ve ortak yazı dili olarak 15. yüzyıldan 20. yüzyıl başlarına
kadar sürdü. Bunun bir tek istisnası vardı: Kırım Hanlığı. Osmanlı
idaresinde bulunduğu için Kırım Hanlığında kullanılan yazı dili Osmanlı
Türkçesi idi.


13. yüzyıldan itibaren iki ayrı yazı dili hâlinde gelişen Doğu ve Batı
Türkçeleri sürekli olarak birbirleriyle temasta olmuşlardır. Çağatay sahası
eserleri, özellikle Nevayî Osmanlı ve Azerbaycan Türklerince hep okunmuştur.
Buna karşılık Osmanlı eserleri de özellikle İdil-Ural bölgesinde sürekli
okunmuştur. Osmanlı ve Azerbaycan sahasında Nevayî'ye Çağatayca olarak
nazireler yazılmış ve bu 19. yüzyıla kadar sürmüştür.


1552'de Kazan'ın düşmesiyle başlayan Rus yayılması 1885'te Batı Türkistan'ın
işgaliyle tamamlanmıştır. Doğu Türkistan 1760'larda Çin işgaline uğramıştı.
19. yüzyılın sonuna gelindiğinde bağımsız olan Türkler sadece Osmanlı
Türkleriydi.


19. yüzyılın ortalarında Türk yazı dilleri için yeni bir süreç başlar. Kazan
Üniversitesinde hocalık yapan müsteşrik ve papaz İlminski, her Türk boyunun
konuşma dilinin ayrı bir yazı dili hâline gelmesi gerektiği görüşünü ortaya
koyar ve bunun için çalışmaya başlar. Özellikle Tatar aydınlarıyla Kazan'da
okuyan Kazak aydınları üzerinde etkili olur. Bu iki Türk boyunun bazı yazar
ve şairleri, ortak olan Çağatay yazı dili yerine kendi konuşma dillerini
yazı dili hâline getirmeye çalışırlar. Yüzyılın sonlarına doğru Tatar ve
Kazak yazı dillerinin ilk eserleri verilmeye başlar. İlminski'ye karşılık
Gaspıralı İsmail, 1884'te Bahçesaray'da (Kırım) çıkarmaya başladığı Tercüman
gazetesi ve Türk dünyasının her tarafında açtırdığı usûl-i cedit okulları
vasıtasıyla ortak yazı dilini savunur; bütün Türk dünyasının sadeleştirilmiş
İstanbul Türkçesinde birleştirilmesini ister. Rusya'da Meşrutiyetin ilân
edildiği 1905 yılından itibaren Kırım, İdil-Ural, Azerbaycan ve Türkistan
bölgelerinde Türk yazı dili konusu sıkı bir şekilde tartışılır. Gaspıralı
İsmail'in tesirinde kalan Türk aydınları yazı dilinde birlik fikrini
savunurlar ve buna uygun eserler verirler. İlminski'nin fikirleri ise başka
müsteşrikler ve Çarlık memurları tarafından yayılmaya çalışılır. İlminski
gibi bir papaz ve müsteşrik olan Nikolay Ostroumov 1870'ten 1918'e kadar
Türkistan Vilâyetinin Gazeti'ni çıkararak bu gazete vasıtasıyla İrancalaşmış
Özbek ağızlarını yazı dili hâline getirmeye çalışır. 1888-1902 arasında
çıkarılan Dala Vilâyeti gazetesi Kazakçayı, 1905-1908 arasında çıkarılan
Mecmûa-yı Mâverâyı Bahr-ı Hazar Türkmenceyi yazı dili yapmaya uğraşır. Her
üç gazete de Çar idaresince çıkarılmaktadır. Yüzyılın başındaki bu tartışma
ve uygulamalar kaynaklara ulaşmanın zorluğu yüzünden bugüne kadar ciddî
şekilde araştırılmış değildir. Ancak 1917'deki Bolşevik ihtilâlinden sonra
serbest tartışma ortamı yok edilmiş, İlminski ve Ostroumov'un fikirleri
zorla uygulanarak her Türk boyunun konuşma dili ayrı yazı dili hâline
getirilmiştir. Bu süreç Sovyetler Birliği'nde 1930'larda tamamlanmıştır. Çin
idaresindeki Doğu Türkistan'da ise Uygurca, Çağatay yazı dilinin devamı
olarak sürerken 1949'daki komünist idareden sonra mahallîleştirilmiştir.
Alfabe değişiklikleriyle bu süreç hızlandırılmış, her Türk yazı dili için
ayrı alfabeler oluşturularak farklılık artırılmaya çalışılmıştır. Bütün bu
çalışmalar sonunda bugün 20 Türk yazı dili ortaya çıkmış bulunmaktadır: 1)
Türkiye Türkçesi, 2) Gagavuz Türkçesi, 3) Azerbaycan Türkçesi, 4) Türkmen
Türkçesi, 5) Kırım Tatar Türkçesi, 6) Karaçay-Malkar Türkçesi, 7) Nogay
Türkçesi, 8) Kumuk Türkçesi, 9) Kazan Tatar Türkçesi, 10) Başkurt Türkçesi,
11) Kazak Türkçesi, 12) Karakalpak Türkçesi, 13) Kırgız Türkçesi, 14) Özbek
Türkçesi, 15) Uygur Türkçesi, 16) Altay Türkçesi, 17) Hakas Türkçesi, 18)
Tuva Türkçesi, 19) Saha (Yakut) Türkçesi, 20) Çuvaş Türkçesi. Rusya bugün
dahi yeni yazı dilleri oluşturma fikrini bırakmış değildir. Tataristan
Cumhuriyeti dışında kalan Batı Sibirya Tatarları ile Güney Sibirya'daki
Şorların ağızları bazı fonlar ve yardımlar yoluyla yazı dili hâline
getirilmeye çalışılmaktadır.


Türk dünyasında 1990'dan beri yeni bir süreç başlamıştır. Beş Türk
cumhuriyeti bağımsız olmuş, diğerleri de daha serbest hareket edebilme
imkânlarına kavuşmuştur. Şimdi artık kendi kültür politikalarını kendileri
tayin edecek duruma gelmişlerdir. Nitekim bunun etkisi de kısa zamanda
görülmeye başlanmıştır. 1991 Aralığında Azerbaycan, 1993 Nisanında
Türkmenistan, 1993 Eylülünde Özbekistan, 1994 Şubatında Karakalpakistan
Lâtin alfabesine geçme kararı almışlardır. Bu ülkelerde yeni alfabeye geçiş
kademeli olarak uygulamaya konmuştur. Öte yandan Kırım Türkleri ile
Gagavuzlar da Lâtin alfabesine geçerek bazı süreli yayınlarını yeni
alfabeyle basmaya başlamışlardır.


"Dil dışı şartlar" dediğimiz siyasî, iktisadî ve kültürel ilişkiler de Türk
yazı dilleri arasında yeni etkileşim ve oluşumlara yol açmaya başlamıştır.
Türkiye'de Türk cumhuriyetlerinin edebiyatlarına ait bazı parçalar lise
edebiyat kitaplarına konmuştur. Türk Ocakları, Kültür Bakanlığı, TÖMER gibi
kuruluşlarca Türk lehçelerini öğreten kurslar açılmıştır. Nihayet dört
üniversitede (Ankara, Gazi, Muğla, Atatürk) Çağdaş Türk Lehçeleri ve
Edebiyatları bölümleri açılmıştır. Pek çok Türkiyeli genç Türk
cumhuriyetlerinde öğrenim görmektedir. Sayıları az da olsa sosyal bilim
dallarındaki bazı genç araştırıcılar Türk toplulukları arasında araştırmalar
yapmaya başlamışlardır. Avrasya televizyonunun bazı genç yapımcıları da Türk
dünyasına sık sık giderek yeni yapımlara imzalarını atmaktadırlar. Siyasî,
iktisadî, ilmî ve kültürel heyetler de sık sık bu dünyaya yolculuk
etmektedir. Türk cumhuriyet ve topluluklarında uzun süreli kalan iş adamları
ve görevliler de az değildir. Bütün bu teşebbüs ve ilişkiler Türk
lehçelerinin Türkiyeli aydınlar ve gençler tarafından öğrenilmesine yol
açmaktadır.


Türkiye Türkçesinin diğer Türklerce öğrenilmesi ise çok daha büyük ölçülerde
karşımıza çıkmaktadır. Türkiye'de öğrenim görerek bizim lehçemizi öğrenen
öğrencilerin sayısı 10.000'i geçmiştir. İktisadî, kültürel veya ilmî
sebeplerle Türkiye'ye gelip kısa veya uzun süreli ülkemizde kalan ve Türkiye
Türkçesiyle bizlerle anlaşabilen pek çok insan vardır. Öte yandan Türk
cumhuriyet ve topluluklarında pek çok okul açılmıştır ve bu okullarda on
binlerce öğrenci okumakta, Türkiye Türkçesini öğrenmektedir. Doğrudan
doğruya Türk televizyonlarını izleyebilen Azerbaycan veya Avrasya
yayınlarına bakan Türkistan cumhuriyetleri bu kanalla da Türkiye Türkçesine
aşina olmaktadır.


Bütün bu temas ve faaliyetlerin sonuçlarını önümüzdeki yıllarda görebiliriz.
Türk televizyonlarını izleyen Azerbaycanlı çocuklar daha şimdiden Türkiye
Türkçesindeki farklı kelimeleri tanımaya ve hatta kullanmaya başlamışlardır.
Samaylot yerine uçak kelimesi pek çok Türk topluluğuna ulaşmıştır. Türkiye
Türkleri de artık orun (yer), kıyın (zor), çalar (nüans), kayıtmak (geri
dönmek), aylanmak (çevresinde dönmek), uçraşmak (karşılaşmak), tapmak
(bulmak) gibi kelimeleri tanımaya başlamalıdırlar.


Eski Sovyetler dışındaki Türk dünyası ile ilişkilerimiz de artmıştır. Batı
Trakya, Bulgaristan, Makedonya, Yugoslavya, Romanya gibi Balkan ülkelerinde
yaşayan Türklerle artık daha sık temas hâlindeyiz. Balkanlardan gelen pek
çok Türk genci de Türk üniversitelerinde okumaktadırlar. Bu ülkelerin
çoğunda ilk ve orta dereceli okullarda Türkçe öğretim yapılmakta, Türkçe
gazete ve dergiler çıkarılmaktadır. Hemen hemen hepsinden Türk
televizyonları izlenmektedir. İran'da da Azerbaycan Türkçesiyle (Arap
harfleriyle) dergi ve kitaplar yayımlanmakta, belirli saatlere mahsus olarak
radyo ve televizyon yayınları yapılmaktadır. İran'da artık Türkçe eğitim
talepleri başlamıştır. Irak'ta, 36. paralelin kuzeyinde birkaç yıldan
beridir Türkçe öğretim yapılmaya başlanmıştır; Türkçe gazete ve televizyon
yayınları yapılmaktadır.


Türk dili yarın nasıl olacaktır? Yukarıda sayılan gelişmeler elbette Türk
dilinin yarınını büyük ölçüde belirleyecektir. 20 yıl sonra Türkiye
Türkçesi, Türk dünyasındaki pek çok aydın tarafından bilinen ve Türkler
arası plâtformlarda kullanılan bir iletişim dili olacaktır. Bu süre içinde
Birleşmiş Milletlerce kabul edilmiş olması da muhtemeldir. Türk dünyasının
bazı genç aydınları az da olsa makale, şiir, hikâye ve kitaplarını Türkiye
Türkçesiyle yazmaya başlayacaklardır. Onların, bizim yazı dilimizle
yazdıkları eserlerde kendi lehçelerine ait bazı kelimeler, hatta fonetik ve
morfolojik özellikler bulunabilecektir. Böylece bizler de o lehçelerden
küçük tatlar almaya başlayacağız. Şüphesiz Türkiye Türklerinden yetişmiş
bazı şair ve yazarlar da eserlerine Türk lehçelerinden kelimeler ve bazı
özellikler serpiştireceklerdir. Bu hem Türkiye Türkçesinin kendi
kaynaklarından beslenerek zenginleşmesine, hem de yeni tatlarla
çeşitlenmesine yol açacaktır. Böylece 4000 yıl önce Sümer kaynaklarında
görülen agar (ağır), di- (demek), dingir (tenri-tanrı), dug- (dökmek), men
(ben), zae (sen), zag (sağ), gişig (eşik-kapı) gibi kelimeler önümüzdeki bin
yıllarda sonsuzluğa doğru yollarına devam edeceklerdir.


Prof. Dr. Ahmet B. Ercilasun

http://groups.google.com.tr/group/cihan-turk-olsun/web/trk-dilinin-geliim-sreci-tarihten-gelecee-trk-dili?hl=tr
-- 
              ..::CTO::..
..::CiHAN TÜRK OLSUN::..
http://groups.google.com/group/cihan-turk-olsun?hl=tr
--
Düşmanım, düşmanlığından vazgeçinceye kadar, ben de onun amansız düşmanıyım.
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
-- 
Özkan BOSTANCI

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"borsamorsa" group.
To post to this group, send email to [email protected]
To unsubscribe from this group, send email to [EMAIL PROTECTED]
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/borsamorsa?hl=en
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cevap