*Biraz Turan, Çokça Kuran*
[image: Biraz Turan, Çokça
Kuran]<javascript:resimac('resim/serdengecti_02.jpg')>

*3 Mayıs 1944 tarihinde başlayan Turancılık davası, dünyada eşi benzeri
olmayan ve olmayacak bir tiyatro sahnesidir.*
------------------------------


*Biraz Turan, Çokça Kuran...*



*3 Mayıs 1944 tarihinde başlayan Turancılık davası, dünyada eşi benzeri
olmayan ve olmayacak bir tiyatro sahnesidir.*

*

**Haliyle içeriği de kara mizah (trajikomik) tarzındadır. Neden derseniz
dünyada hiçbir devlet yoktur ki, temel unsuru olan insanların yani milletin
birliğini tehdit olarak görsün. Ama maalesef bizim ülkemizde bu da olmuş ve
"Bir olalım, iri olalım, diri olalım."; "Dilde, fikirde, işte birlik." (Bu
arada, sözün özgün hali "Dilde, fikirde, içte birlik" şeklindedir. a.d),
diye yola çıkan insanlar derdest edilerek (derlenip toparlanarak)
hapishanelere tıkılmıştı.*



*Üstelik ellerinde kaleşnikof (amiyane tabirle keleş), yahut C4 türünden
'özgürlük' simgeleri (symbol) de taşımıyorlardı!*



Sadece ve sadece aynı duyguları paylaşanların bir araya gelmesini; bir gönül
birliğinin oluşmasını istiyorlardı. Bunu da, Mevlana Celaleddin
Hazretlerinin düsturu olduğu için istiyorlardı. Çünkü Mesnevi'de "Aynı dili
konuşanlar değil; aynı duyguları paylaşanlar anlaşır." diye yazıyordu. Ve bu
insanlar Yesevî yolunun yolcusu birer alp-erendi. Ne yazık ki olanlar olmuş
ve haksız yere mahpushane adı verilen çilehanelere kapatılmışlardı. 1990'lı
yıllara kadar da, bu alperenlere sâbık (devrik) muamelesi reva (uygun)
görülmüştü.





*Peki, ama yüzlerce-binlerce kişinin uğruna çile çektiği Turan nedir?*



Şimdilik yedi devlet, tek millettir. Daha doğrusu doğu ve batı diye ikiye
ayrılmış olan Türk Devleti'nin; kendi aralarında da bölünmesi, ufalanması
ile oluşmuş bir nevi eyaletçiklerden oluşan bir gönül birliğidir. Bu birlik,
kâh Timurlular kâh Osmanlılar diye karşımıza çıkan ama gerçekte, doğusuna
Türkistan; batısına Türkiye adı verilen bir büyük birliktir. Yedi iklime
yayılmış bir büyük ülkedir. En doğusundaki Yakutistan'dan (Saha, Saka), en
batısındaki Türkiye'ye; kuzeydeki Kazan'dan, güneydeki Kerkük'e kadar Türk
dilinin konuşulduğu, Türk töresinin hüküm sürdüğü bir ummandır (okyanus).
Türkuaz renge bürünmüş bir gönül iklimidir.



Yüzyıl önce Kazan, Kırım, Astırahan, Hive, Buhara hanlıklarının düştükleri
büyük hata sonucu Batı Türkistan, Rusların eline geçmişti. Dağıstan'da Şeyh
Şamil önderliğindeki bir avuç mücahit karşısında bile feleğini şaşıran
Ruslar, maalesef bu hanlıkların başında bulunanların 'sen-ben' kavgaları
yüzünden bir araya gelemeyişini fırsat bilmişlerdi. Aynı durum Moğollar ile
Uygurların birleşememesi yüzünden Doğu Türkistan'da da karşımıza çıkar.
Osman Batur, İsa Yusuf Alptekin gibi önderlerin kahramanlık destanlarına
rağmen ata yadigârımız olan topraklar II. Dünya Savaşı'nın sonrasında,
Çin'in eline geçer. Buradaki soydaşlarımız da Çin zulmü altında 50-60 yıldır
kan ağlamaktadır.



*En kahredici olanı ise, Çin Devlet Başkanının Ankara'ya getirilmesi ve
göğsüne madalya takılması olmuştur.*



Zira takılan madalyanın çengelli iğnesi sadece bize değil, 300 milyondan
fazla Türk'ün de yüreğine batmıştır. Yine bir keresinde de Türkiye
Cumhuriyeti'nin pek muhterem yöneticileri 1959 Kerkük toplu kıyımından
(katliam) sonra ülkemize gelen Irak Devlet Başkanını da ihtimamla
karşılamışlar ve ikili görüşmeler-de 'Kerkük' sözcüğünü ağızlarına bile
almamışlardı. Haliyle cancağızlar, ülkemiz, kara mizah yönünden epeyce
zengindir.





*Yazının başlığını önceden atmış olmamız hasebiyle (sebebiyle) Kur'an
meselesine de değinmemiz farz olmaktadır.*



Hepinizin bildiği gibi Kur'an, evimizin yüksekçe bir yerinde yahut
kitaplığımızın en üst rafında duran; açıp okumayı dahi akıl edemediğimiz bir
hazinedir. Osmanlılar döneminde de atlastan keselere konur, duvarlara
asılırdı. Zaten duvarda unutulduğu içindir ki Osmanlı Devleti yıkılıp
gitmişti. Zira Kuran dayanışmayı, yardımlaşmayı, çalışmayı, birliği,
beraberliği; israf, kibir, haset (çekememezlik) gibi her türlü kötü
alışkanlıklardan uzak durmayı tembih ediyordu. Haliyle bu tembihler
unutulmaya yüz tutunca, Osmanlı güneşi de sönmeye yüz tutmuştur.



Adını hatırlayamadığım bir yazarın da deyimiyle 'en zinde direnç
kay-nağımız' olan Kur'an-ı Kerim aslında ülke sorunlarımız için mükemmel bir
reçetedir. Ama sorun, -yukarıda da belirttiğimiz gibi- hiç olmazsa yılda bir
kez açıp okumamamızdan kaynaklanmaktadır. Açıp okuyanların da, -af buyurun-
papağanvari bir uygulamayla, bir tek kelimesini bile anlamadan Arapça
harflerini tekrar edip durmaları sebebiyle, İlahî tebliğin (bildiri, mesaj)
gönüllere tesir etmediği görülmektedir. Hatta kara mizah misalinin (örnek)
bir başka çeşidi de burada karşımıza çıkmaktadır. O da, İslam'ın özünde
ücret karşılığı dini görev ifa etme olgusu olmamakla birlikte, gelinen
noktada bir zorunluluk olarak karşımıza çıkan din görevlilerimizin bile
birçoğunun, Kur'an'ın ana dili olan Arapçaya vakıf olmadıkları gerçeğidir.
Söz konusu olan Türk toplumunun en temel unsurlarından birisi yani İslam
iken, din adamlarımızın da en azından bir ilahiyat fakültesini bitirmeleri
gerekmez miydi acaba? Ya da en azından Arapça bilme zorunluluğu! Neredeyse
Belek'teki otellerin bulaşıkhanelerinde çalışanların bile yabancı dil
bildiği bir zamanda hem de... Sizce de bu durum, İngilizce bilmeyen birisinin;
İngilizce dersi vermesi kadar abes değil midir? Değilse; denizlerin suyunun
karışmadığını; dağların hareket ettiğini; evrenin (kâinat) sürekli
genişlediğini; insan mayasının, bir çiğnemlik et parçasından meydana
geldiğini; gözlerdeki kataraktın (et sünmesi), ruh sıkkınlığının (stres) bir
sonucu olduğunu... bizim, başkalarından; özellikle de Hıristiyanlardan
öğrenmek zorunda kalmamızı nasıl açıklayacaksınız? Öyle ya, 'oku' emrinin
-elhamdülillah- muhatabı olduğumuza göre...



*Okuyalım. Ama anlayıp, dinleyerek; düşünüp, yorumlayarak okuyalım.*



*Aksi halde, 'benim oğlum bina okur...' istihzasının (alay, hiciv) muhatabı
oluruz ki; Allah korusun, başkalarının okuyacağı da canımız olur. O halde,
canınızı seviyorsanız çokça Kur'an!Serik-22.03.2008*



*Aziz Dolu Atabey*

*azizdolu.blogcu.com*

<http://alperenhaber.com/>

-- 
Türk Milletinin üzerine çökmüş karabasan giderek çözülmekte ve
zayıflamaktadır. Hainlerin planları bozulmakta, figüranları sürekli açığa
düşmektedir. Milletin rağmına sürdürülen derin yolculuk sona yaklaşmıştır.
Millet artık egemenliğine, iradesine sahip çıkmaktadır.

http://dava-vatan.blogspot.com/

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"borsamorsa" group.
To post to this group, send email to [email protected]
To unsubscribe from this group, send email to [EMAIL PROTECTED]
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/borsamorsa?hl=en
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cevap