*ERMENİ SORUNU -17- *
*SEVR VE LOZAN ANTLAŞMALARINDA ERMENİLER*
**
http://groups.google.com/group/cihan-turk-olsun/web/ermeni-sorunu--17--sevr-ve-lozan-antlamalarinda-ermeniler?hl=tr

Osmanlı Devleti'nin savaştan yenik çıkmasıyla imzalanan Sevr Antlaşması,
Ermenileri bir kez daha umutlandırmıştır. Bu antlaşmada Ermenistan'ın özgür
ve bağımsız bir devlet olarak tanınması öngörülmekte, sınırın tespiti ise
ABD Cumhurbaşkanı Wilson'ın takdirine bırakılmaktadır. Sevr Antlaşması'nı
geçersiz kılan ve Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan
Antlaşması'nda ise Ermeniler hakkında hiçbir hüküm yer almamaktadır.



1920 yılı sonlarında Doğu Anadolu Cephesi'ndeki Türk ileri harekatının
başarılı sonuçlara ulaşması üzerine, Milletler Cemiyeti, İngiliz Temsilcisi
Lord Robert Cecil, Ermenilerin durumunu düzeltmek ve Ermenilerden geriye
kalanları sözde karşılaşacakları tehlikeden kurtarmak amacıyla gereken
önlemleri almak ve Türkiye'de zaman ve şahıslara göre değişmeyen bir durumu
yaratmak için öneri vermiş; Genel Kurul da toplantıya çağrılmıştır. Bu
toplantıda, ilgili hükümetlerle anlaşarak Ermeni sorununu acele bir çözüm
bulmak ve Ermenilerle Türkler arasındaki çatışmayı sona erdirmek için bir
devletin görevlendirilmesi ve bu konuda bir rapor hazırlanması amacıyla bir
komisyon kurulması kararı verilmiştir.



27 Şubat 1921'de Londra'da bir konferans toplandı. Bu konferansta Ermeni
delegelerinden Boghos Nubar ve Aharunyan da dinlenmiştir. Her iki Ermeni
delegesi de, Sevr Antlaşması'nın yürürlükte kalması için direnmişler ve
bunun için pek çok neden göstermişlerdir. Ermeni delegeleri, Kilikya için
özerklik istemişlerdir. Fransız delegesi, Kilikya'daki durumun değiştirmenin
güç olacağını, ancak Fransız Hükümetinin buradaki azınlıklara önem
vereceğini söylemiştir. Konferansın önemli sonuçlarından biri Türkiye
topraklarında *"bağımsız bir Ermenistan"* kurulması yerine, Ermeniler için
Doğu Anadolu'da bir *"ocak kurulması"* kararının çıkmasıdır.



Londra Konferansı'nda, Sevr Antlaşması'ndaki hür ve bağımsız bir Ermeni
devleti yerine, ortaya ne olduğu belirsiz bir *"ocak"* sözcüğü çıkmıştır. Bu
değişik sözcük, Türklerin yönetimi altındaki Ermenilere özerklik sağlamak
amacıyla Amerikalı misyonerler tarafından bir uzlaşma şekli olarak ortaya
atılmıştır. Milletler Cemiyeti, 21 Eylül 1921'de bu ocağın Türkiye'den ayrı
ve bağımsız olmasına karar vermiştir.



Ermeni delegeleri, *"ocak"* kararına karşı çıkmışlar; bağımsız, birleşik ve
bütün bir Ermenistan kurulması amacını savunmuşlardır. 1922 yılında Paris'te
toplanan İngiltere, Fransa ve İtalya dışişleri bakanları, 1921 yılı Mart
ayında Londra'da toplanan konferansta kurulmasına karar verilen Ermeni
yurdunu konuşmuşlardır. Milletler Cemiyeti'nin de bu konudaki kararına
uyulacaktır. Ancak bu tarihten önce, 16 Mart 1921'de Moskova Antlaşması;
sonra da Kafkas Cumhuriyetleriyle Türkler arasında 13 Ekim 19121'de Kars
Antlaşması; Fransızlarla da 20 Ekim 1921'de Ankara Antlaşması yapılmıştır.
Kilikya'nın Türklere verileceği anlaşılmaktadır.



Lord Curzon, Nisan 1921'de Lordlar Kamarasında; *"Kilikya'da çoğunluk
İslamlarda ve Türklerde olduğundan, Kilikya'nın Türkler terk
edilebileceğini" *söylemiştir. Bu durum Kilikya'daki azınlıklar adına Paris
Barış Konferansı'nda protesto edilmiştir.



26 Mart 1922'de İngiltere, Fransa ve İtalya Dışişleri Bakanları, Paris'te
bir toplantı yaptılar. Sevr Antlaşması'nın Ermenilere tanıdığı haklar
kalkmış ve bağımsız bir Ermenistan yerine ilk defa Londra Konferansı'nda
milli bir Ermeni yurdu teşkili projesi ortaya atılmıştır. İngiltere, bu
milli yurdun (ocak) Kilikya'da, Fransızlara göre de Doğu Anadolu'da
kurulmasını önermiştir. Bu toplantıdan da özetle şu karar çıkmıştır:



*"Ermenilerin durumumu, bunların karşı karşıya kaldıkları müthiş felaketler
ve müttefik devletlere karşı savaşta yaptıkları yardımlar dolayısıyla göz
önünde tutulmalıdır. Bu nedenle Ermenilerin korunması ve durumlarına bir
çare bulunması için milli bir ocak kurulması amacıyla Milletler Cemiyeti'nin
yardım etmesi rica olunur."*
**



Böylece Paris'te toplanan Müttefik Devletler Dışişleri Bakanları, Sevr Barış
Antlaşması ve Londra Konferansı isteklerinden ayrılarak işi en sonunda
Milletler Cemiyeti'ne aktarmışlardır.



Türk ordusunun Garp Cephesi'nde 26 Ağustos 1922 tarihinde başlayan ve 30
Ağustos 1022'deki Başkomutanlık Meydan Muharebesi'yle sonuçlanan zaferinden
sonra, 11 Ekim 1922 tarihinde, Mudanya Antlaşması imzalanmış ve Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti delegeleri, İtilaf Devletleri tarafından 28 Ekim
1922'd6e İsviçre'nin Lozan Şehrinde yapılacak barış konferansına davet
edilmiştir.



Ermeni sorunu Lozan'da "Azınlıklar Sorunu" arasında görüşülmüştür.
Azınlıklar için ileri sürülen maddelerin özeti şöyledir:



   1. Türkiye'de azınlıklara dil, din ve benzeri konularda bazı haklar
   sağlanmalı ve bu haklar Milletler Cemiyeti tarafından denetlenmeli.
   2. Hıristiyanlar askerlik yapmamalı, buna karşılık para olarak bedel
   vermeli.
   3. Din ve mezhep ayrıcalıklarının aynen kalmalı.
   4. Azınlıklar için genel af çıkarılmalı.
   5. Seyrüsefer serbestliğinin tanınmalı.
   6. Yerlerinden göç etmiş olan Ermenilerin eski yerlerine tekrar
   dönmelerine izin verilmeli.
   7. Ermenilere Doğu Anadolu'da ve Kilikya'da bir yurt verilmeli.


Lozan Konferansı'nın 13 Aralık 1922 tarihli toplantısında azınlıkların
korunması konusunda İngiliz delegesi Lord Curzon, yaptığı konuşmada şunları
söylemiştir:


*"Şimdi Ermenilerden söz edeceğim. Bunlar yalnız birkaç batından beri
karşılaştıkları, medeni alemi dehşete düşüren zulümlerden dolayı değil,
fakat gelecekleri hakkında kendilerine verilmiş olan güvence nedeniyle göz
önüne alınmaya layıktır.*
**

*Şimdi bir Sovyet Cumhuriyeti olan Erivan'da bir Ermeni hükümeti vardır.
Bana söylediklerine göre burada 1.250.000 nüfus mevcuttur. Her taraftan
gelen göçmenlerle sıkışıklık artmış ve artık kimseyi alamaz bir hale
gelmiştir. Diğer taraftan Kars, Ardahan, Van, Bitlis, Erzurum'daki Ermeniler
zarar görmüşlerdir.*
**

*Fransızlar Kilikya'yı boşaltırken buradaki Ermeni halk da korkudan Fransız
ordusunu izlemiştir. Şimdi bunlar İskenderun, Halep, Beyrut şehirlerinde ve
Suriye'nin Türkiye sınırı boyunca dağınık bir haldedir. Sanıyorum ki,
evvelce üç milyon olan bu Ermenilerden şimdi Anadolu'da 130.000 kişi
kalmıştır. Pek çoğu Kafkasya'ya, Rusya'ya, İran'a ve diğer komşu ülkelere
dağılmışlardır. (...) Her halde geleceğin Türkiye'sinde, gerek Anadolu'da ve
gerek Rumeli'nde pek fazla bulunacak Ermenilerin güvenlik ve korunmaları
için antlaşmaya özel maddeler konulması gerekecektir.*
**

*Şimdi bir Ermeni yurdu kurulması için gerek Ermeniler ve gerek Ermenileri
sevenler tarafından yapılan isteklerden söz edeceğim. Ermenilerin kendi
topraklarında oturmak istemeleri çok doğaldır. Ermenistan Cumhuriyeti
toprakları, buna yetmez. Bu nedenle Türkiye'deki Ermeniler için, ister
kuzeydoğu ve ister Kilikya'nın güneydoğusunda bir arazi verilmesi isteniyor.
Durum, bu isteklerin yerine getirilmesini evvelkinden daha zor bir hale
getirmiştir. Fakat biz Türk delegelerinin bu konudaki görüşlerini öğrenmekle
mutlu olacağız."*
**

Lord Curzon, bundan sonra bu sorunun ayrıntılarıyla incelenmesi ve kesin
önerilerin bildirilmesi için bir tali komisyon kurulmasını istemiştir. M.
Barer ve Marki Garoni de aynı ilkeler üzerinde düşüncelerini söylemişlerdir.


Türk delegasyon başkanı İsmet İnönü, diğer konular hakkında ayrıntılı
belgelere dayanan açıklamalar yaptıktan sonra, özellikle şu hususları
belirtmiştir:


*"Türk milleti ve Türk hükümeti, çıkarılan isyanları daima sabrı tükendikten
sonra bastırma önlemlerine başvurmuş ve isyancılara karşılık vermiştir.
Ermenilerin Türkiye'de karşılaştıkları bütün kötülüklerin sorumluluğu, kendi
hareketlerine aittir. 1909 yılındaki Adana olayları ve yine Dünya Savaşı'nda
Anadolu'nun birçok vilayetlerinde çıkarılan isyanlar aynı trajedinin korkunç
bir devamıdır. Belirtilen olaylardan da anlaşılacağı gibi Osmanlı Devleti
içindeki gayri müslim unsurlar, yüzyıllardan beri rahat ve refaha
yaşadıkları memleketin yöneticilerinin iyi duygularını suistimal etmedikçe
Türkler bunların haklarını hiçbir zaman inkar etmemişlerdir.*
**

*Türk Hükümeti ve milletinin insanlığa uymayan hiçbir hareketinden bugüne
kadar bir şikayet nedeni bulamamış olan Musevi cemaatinin gösterdiği örnek,
Rum ve Ermeniler hakkındaki üzücü olayların suçunun bizzat bunlara ait
bulunduğunu ispat etmeye yeter. Bu nedenle tarih, azınlıklar sorunun iki
esaslı etkenin gözden uzak tutulmamasını öğütlüyor.*
**

*Evvela bazı devletlerin azınlıkları korumak bahanesiyle memleketin
içişlerine karışma arzusu konusundaki dış politik etki ve bu suretle
arzulanan karışıklığın kışkırtmalar yapmak ve karşılıklar çıkarmak suretiyle
meydana gelmesi; ikincisi böylece cesaret verilen azınlıkların bağımsız
devlet kurmak için kurtulmaya karşı eğilim ve isteklerinin bilinmesi üzerine
meydana gelen iç politik etkenler.*
**

*Ermenilere gelince: Türkiye'yle Ermeni cumhuriyeti arasında yapılan
antlaşmalarla güçlendirilmiş olan ilişkiler, Ermeni cumhuriyeti hükümeti
tarafından yapılacak herhangi bir kuşatma olanağını ortadan kaldırmıştır.
Diğer taraftan Türkiye'de kalmaya karar vermiş olan Ermeniler, iyi vatandaş
olarak yaşamanın kesin lüzumunu artık göz önünde bulundurmalıdırlar. Sonuç
olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi delegeleri şu düşüncededirler:*
**
 *

   1. Türkiye'deki azınlıkların durumunun düzeltilmesi her şeyden evvel her
   nevi yabancı karışmasıyla gelecek kışkırtmaların giderilmesine bağlıdır.
   2. Bu amaca ulaşmak için her şeyden evvel Türk ve Rum halkının karşılıklı
   değiştirilmesi gerekir.
   3. Karşılıklı değiştirme önlemlerinin uygulanmasından hariç tutulacak
   olan azınlıkların güvenlikleri ve ilerlemeleri için en iyi güvence; gerek
   kanunlardan ve gerekse Türk vatandaşlığından ayrılmış olan bütün cemaatlar
   hakkında Türkiye'nin vereceği garanti olacaktır."

*
Lozan Barış Antlaşması'nda Ermeni sorunlarına değinilmemiş olduğundan hayal
kırıklığına uğrayan Ermeni delegeleri, tutulacak yol hakkındaki gerekli
konuşmaları yaptıktan sonra, İtilaf Devletleri'nin Lozan'da Ermeniler için
gösterdikleri gayretler uygun bir sonuç vermemişse de bu girişimlerin uygun
bir zamanda tekrarlanması için politik ilkelerin sürdürülmesine karar
alınmıştır. Ermeni delegeleri, Lozan'dan ayrılırken konferansa katılan
devletlere bir bildiri vermişlerdir. Bildiride özetle şöyle denilmektedir:


*"Ermeni delegeleri, Lozan Konferansı komisyonlarının açıklamalarından ve
basında yayınlanan barış antlaşması projesinden İtilaf Devletlerinin Ermeni
sorunlarını yüzüstü bırakmış olduğunu anlamıştır. Ermeni sorununun
çözümlenmemiş olarak kalmasının Ermenilerin durumunu daha kötü bir hale
getirmiş olduğunu göz önüne koymak isteriz.*
**

*Versay Antlaşması, Sevr Antlaşması, 1921'de yapılan Londra Konferansı ve
1922'deki Paris Toplantılarında Osmanlı İmparatorluğundan bazı azınlıkları
kurtarmak ve Ermenilere bir yurt sağlamak için kararlar alınmıştır. Savaş
içinde, müttefikler tarafından savaşçı bir unsur; savaştan sonra da,
müttefik olarak tanınan Ermenilere Lozan'da verilen sözlerin, yapılan
vaatlerin yerine getirilmesini sağlayacak bir şey kararlaştırılamamıştır. Bu
koşullar altında Ermeni delegeleri olarak, Ermeniler namına, devletlerden
bir defa daha hak ve adalet yolundaki acılarına bir çare bulunması için bir
karar verilmesini rica ederiz. Böyle bir barışın doğuda devamlı olmayacağını
belirtiriz."*
**

Ermeni Cumhuriyeti Heyeti Başkanı A. Aharonyan, 9 Ağustos 1923 tarihinde
Milletler Cemiyeti'ne başvurarak Lozan Barış Antlaşması'nda Ermenilerin
varlıklarının da kabul edilmediğini söyleyerek, Ermeni sorununun Milletler
Cemiyeti'nin gündemine alınmasını rica etmiştir. Yine Ermeniler, 9 Ağustos
1923 günü Müttefik Devletlerin temsilcilerine bir protesto göndererek Lozan
Barış Antlaşması'nda Ermenilerin göz önüne alınmadığından ve sanki Ermeniler
yokmuş gibi imza edildiğinden yakınmışlar; bu antlaşmanın ne barışa ne de
hak ve adalete yaramayacağını savunmuşlar ve bu antlaşmaya karşı olduklarını
belirtmişlerdir.

*
KAYNAK:
Uras, Esat; Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İstanbul 1987, sh. 701-738
*
http://groups.google.com/group/cihan-turk-olsun/web/ermeni-sorunu--17--sevr-ve-lozan-antlamalarinda-ermeniler?hl=tr


-- 
            ..::CTO::..
..::CiHAN TÜRK OLSUN::..
http://groups.google.com/group/cihan-turk-olsun?hl=tr
--
Düşmanım, düşmanlığından vazgeçinceye kadar, ben de onun amansız düşmanıyım.
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
-- 
       Özkan BOSTANCI
--
Bu mesaj ve onunla iletilen tum ekler gonderildigi kisi ya da kuruma ozel,
gizlilik yukumlulugu tasiyor olabilir. Bu mesaj, hicbir sekilde, herhangi
bir amac icin cogaltilamaz, yayinlanamaz ve para karsiligi satilamaz;
mesajin yetkili alicisi veya alicisina iletmekten sorumlu kisi degilseniz,
mesaj icerigini ya da eklerini kopyalamayiniz, yayinlamayiniz, baska
kisilere yonlendirmeyiniz ve mesaji gonderen kisiyi derhal uyararak bu
mesaji siliniz. Bu mesajin bilinen viruslere karsi kontrolleri yapilmistir.

Bu mesajı yalnız kaynağı ile kullanabilir veya çoğaltabilirsiniz.

Copyright (c) 2008 CiHAN TÜRK OLSUN Corporation

This message (including any attachments) is intended only for the use of the
individual or entity to which it is addressed and may contain information
that is non-public, proprietary,privileged, confidential, and exempt from
disclosure under applicable law or may constitute as attorney work
product.If you are not the intended recipient, you are hereby notified that
any use, dissemination, distribution, or copying of this communication is
strictly prohibited. If you have received this communication in error,
notify us immediately by telephone and (i) destroy this message if a
facsimile or (ii) delete this message immediately if this is an electronic
communication.

Allowed  either use or coppy this message as its source.

Copyright (c) 2008 CiHAN TURK OLSUN Corporation

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"borsamorsa" group.
To post to this group, send email to [email protected]
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected]
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/borsamorsa?hl=en
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cevap