*ERMENİ KATLİAMLARI GAZİLERİ VE GÖRGÜ TANIKLARI -07-*

http://groups.google.com/group/cihan-turk-olsun/web/ermeni-katliamlari-gazileri-ve-grg-taniklari--07?hl=tr

*HACI ZEKERİYA KOÇ*
*Baba Adı :* Yakup
*Ana Adı :* Nadide
*Doğum Yeri : *Van-Ayanıs
*Doğum Tarihi :* 1908

Biz Ermeni olayları çıktığı sırada kendi köyümüzde, Ayanıs'ta bulunuyorduk.
Bu çevrede tamamen Müslüman köyü Zeve, Mollakasım ve Ayanıs idi. Diğer
köylerde beşer-onar hane Ermeni vardı. Bu mesela çıkmadan önce bizim
Ermenilerle gidiş gelişimiz çok iyi idi. Mesela Ermenilerin çok olduğu
Alaköy ile çok iyi görüşürdük, onlar bizi ziyafete çağırır, biz onları
çağırırdık, aramızda hiçbir düşmanlık yoktu.

Sonra bu işler başlayıp Van'da muhacir olunca, biz de hicret etmeye karar
verdik. Toplandık, dört araba dolusu, ne alabildiysek doldurduk, yola
çıktık. Mağrip vakti biz yola çıkacakken Van'dan bir adam geldi, nereye
gittiğimizi sordu, anlattık. Bize "Vay toprak başınıza, nereye kaçıyorsunuz?
Top bizde, tüfek bizde, asker bizde dönün oturun" dedi.

Bunun üzerine herkes evlerine döndü. Üç gün geçti, dördüncü gün olduğunda
büyükanamın kapısındaydık. Bizim köylü üç adam vardı, nenem ekmeğin üzerine
yağ yaymış, ben öyle ayakta onu yiyordum. Tek silah sesi duyduk, o adamlar
dediler ki, "Bu silah Ermeni silahı sesi, teneke gibi vınlıyor (bizim
silahlarımız şakıldardı), bu işte bir iş var" dediler.

O sırada Mollakasım'dan birisi geldi, bizim köyün başında tepede durdu, dedi
ki "Daha ne duruyorsunuz? Kürt Alaköy'ü bastı, talan etti, onlar öyle
tepeynen gittiler. Ama Ermeniler köyleri basıyorlar" dedi. Öyle demeye
kalmadı, benim amanım amcasının oğlu Dursun çıktı geldi. Yaşlı kadın ona
sordu, "Dursun, balam sen niye geldin?" Dursun'un elinde başparmağında bir
kurşun saplanmış, anlattı:

"Köyü hep kestiler, ben kaçtım. Köyün halkı daha toplanmaya fırsat bulamadan
kafir köyü sardı. Kuzularımızı mezarlığın orada otlarlardı. Ermeniler her
birini kapıp Alaköy'e sürdüler. İçlerinden birisi de, ziyaret vardı,
mezarlığın yakınında, o ziyaretin baş kısmına mı, ayak kısmına mı def-i
hacet edip hakarette bulunmuş; amanım dediğine göre hemen orada Allah'ın
emriyle yanıp kül olmuş. Ermeniler köyün içine daldılar. Erkekleri seçip
altlı-üstlü (istif) bir odaya doldurdular. Reisleri Hamados Paşa idi (Bu
adam Iran Kürtlerini parayla asker tutmuştu), fedailerine dedi ki, "Yedi
yaşından yukarı olan erkek çocukları toplayıp erkeklerin yanına katın ateşe
verin."

Hemen hemen bizim gibi Türkçe bilirlerdi. Ben de o zaman yedi yaşındaydım.
Anam hemen başıma bir leçek bağladı, üstüme bir entari geçirip yanına aldı.
Ben böylece kurtuldum ama aramızdan dört-beş kişiyi seçip götürdüler,
erkeklerin arasına kattılar; katar katmaz da gazyağını serpip ateşe
verdiler. Oradan yükselen feryatlar göğe çıkıyordu.

Kadınları da toplayıp dışarı çıkardılar. "Hanımlar siz şöyle oturup
istirahat edin, bakın köpekler ne güzel boğuşuyor" diye alay ediyorlardı.
Köpek dedikleri de kiminin oğlu, kiminin kocası, babası, amcası onlar "Allah
Allah !" diye feryat ediyorlardı.

Bizi orada bir saat kadar oturttular. Mezarlığın yanına şöyle döndük,
kafirin biri dedi ki, "Hanımlar şimdi size bir türkü söyleyeceğim. İyi
dinleyin." (Ağlayarak anlatıyor):

Aman amana döndü,Aman zamana döndü.Dünkü hoşgeldiniz,Bugün yamana döndü.

O sırada baktık, annemin amcasının hanımını Ermeniler vurmuşlar, çocuğu daha
memede. Bir Ermeni gelip çocuğu süngüsüyle vurdu, çocuk orada öldü. O
düzlükte bir sürü insan öldürmüşlerdi. Kaçabilen kaçıyor, kaçamayanları da
gazyağı döküp yakıyorlardı kafirler. Bizi orada epeyce oturttular. Bizim
köyde Hacı Ümmet'in dayısı Hamza vardı, onun hançeri yanından eksik olmazdı.
Kafirler onu araya alıp öldürecekler, o da hücum etti; öyle ya karşısındaki
düşman, ya ölecek ya öldürecek. Sonunda Hamza'yı yakaladılar. Öldürmeden
butlarına cep yapıp ellerini soktular. Çok afedersiniz organını kesip
ağzına, burnunu kesip arkasına koydular.

Bizi oradan kaldırıp Alaköy'e getirdiler, tepeye indirdiler. Sonra mağrip
zamanı köyün içine götürdüler. Orada bizi bir samanlığa doldurdular.
Kafiledeki çocuklar açlıktan feryat etmeye başladık. Demek ki o dinsiz
kafirler, öldürdükleri erkeklerin ellerini, ayaklarını, çeşitli uzuvlarını
kesip pişirip getirdiler. Çocuklar anlamadı ama, kadınlar onları
yedirmediler, açlıktan ölmek daha iyi deyip çocuklarına durumu anlattılar.

Yatsı vakti olmuştu, samanlığa su verdiler. Kadınlar çocuklarını omuzlarına
almış bağrışıyorlardı. Bir müddet sonra suya bir hark açıp boşalttılar.
Ertesi günü kadınları dışarı çıkardılar, köyün dışında taşların üzerinde
elbiselerini kuruttular. Mollakasım'ın kadınları da bizden biraz aşağıda.
Onların erkeklerini de köyde kesmişler, kadınları esir etmişlerdi.

Yani Müslüman köyleri basıp erkeklerini öldürüyor, kadınlarını da esir edip
Alaköy'de biriktiriyorlardı. Sonra bizi köyden Van'a doğru yola çıkardılar.
Mermit çayına geldiğimiz zaman, kadınların bir kısmı, Ermenilerin elinde
ölmektense kendilerini suya attılar. Gavurlar arkalarından ateş açıp
bazılarını öldürdüler. Suya atlamak isteyenlerin bazılarını kollarını,
kafalarını kırdılar.

Biz de, ben anam, amcamın hanımı ve büyükanam (nenem) beraberdik. Kardeşim
memede idi, anam da kendini atıp ölmek istedi, ama nenem tuttu bırakmadı.
Zaten Ermeniler de ot tayalarını suya atıp milletin atlamasına mani oldular.
Bir baktık Ermeninin biri geldi yanımıza, neneme hangi köyden, kimlerden
olduğumuzu sordu. Nenem kafiri tersledi; ancak o ısrar edince, nenem
söyledi.

Ayanıs köyündeniz, kocamın adı da Muhiddin, büyük oğlum Yakup, diğeri
Niyazi, deyince gavur nenemin eteklerine sarıldı, "Ben dünyada size zarar
gelsin istemem, müsaade etmem" dedi. Biz şaşırınca anlattı. Meğer
Bahçeray'dan Van'a, sekiz araba dolusu geliyorlarmış. Ermenileri öldürmek
istemişler; babam bırakmamış, onları tâ Van'a kadar götürüp, sonra dönüp
köye gelmiş.

O adam bize biraz ekmek, geçmiş gün peynir ya da cacık verdi. Neyse bizi
oradan kaldırıp mağrip vakti Bardakçı'ya getirdiler Gece köyün düzlüğünde
yattık. Başımıza silahlı nöbetçi diktiler; kadınlar sanki ne
yapabileceklerdi. 700-800 kişi vardık. Sonra sabahleyin bizi kaldırdılar.
İkindi vakti, Van'a kale dibine ulaştırdılar.

Orada Van Valisi Cevdet Paşa'nın üç katlı kışlası vardı, toprak bina idi.
Oraya bizden önce çok insan getirmişlerdi. Demek o sırada gelinin biri çocuk
getirmiş (doğurmuş), çocuğu öyle yukarı kaldırıp attılar, çocuk kayboldu.
Biz beş gün orada kaldık, öğleden önce bizi yoncalıklara çıkardılar, açlığın
amanı var mı? İnsanlar sütlüğen hariç ne buldularsa toplayıp yediler. Beş
gün sonra iki ev daha getirdiler. İkinci vakti bizi Hacı Bekir kışlasına,
eski vali konağının oraya çıkardılar.

Müslüman köyü olan Pürüt'ün halkını da oraya getirmişlerdi. Şimdi güya bize
ekmek veriyorlar ya, ekmeğin içine şap, kükürt, başka şeyler katıyorlar,
günde 60-70 kişi karnı şişip ölüyor. Kışlanın karşısında bir yer var, orada
duvar boyu çukur açmışlardı, ölüleri sedyeyle götürüp atıyorlardı. Burada
da, demin anlatmıştım ya, babamın kurtardığı Ermenilerden biri karşımıza
geldi. Nenem ona, "Sen benim adamım olsan ne fayda kafir; iki oğlum askerde,
siz kocamı, akrabalarımı öldürdünüz" dedi. O Ermeni birkaç günü bizi
besledi. İnsanlar yemeğe saldırıyorlardı.

Bir hafta geçti; dediler, Ruslar geldi. Bir gün bir binbaşı, bir yüzbaşı
yanlarında iki de katip kışladan içeri girip esirleri sayıp kaydettiler.
Ertesi gün kuşluk vakti de etli pilav, karavana çıkardılar, Rus nöbetçi
diktiler. Ruslar bize köylerimizi sordular, dediler sizi köylerinize
götüreceğiz. Bizimkiler de öyleyse hepimizi Mollakasım'a götürün deyince,
Ruslar kabul ettiler. Sabahleyin bizi 70-80 at arabasına doldurup
Mollakasım'a getirdiler. Ermeni'nin korkusundan köylerimize dağılamadık.
Sonra bize kendi içimizden muhtar tayin ettiler.

Türk ordusu Van'a girene kadar o şekilde hayatımızı sürdürdük. Bir zaman
sonra Ermenilerin yakıp yıktıkları köylerimizi yeniden şenlendirdik.
http://groups.google.com/group/cihan-turk-olsun/web/ermeni-katliamlari-gazileri-ve-grg-taniklari--07?hl=tr
-- 
            ..::CTO::..
..::CiHAN TÜRK OLSUN::..
http://groups.google.com/group/cihan-turk-olsun?hl=tr
--
Düşmanım, düşmanlığından vazgeçinceye kadar, ben de onun amansız düşmanıyım.
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK --
       Özkan BOSTANCI
--
Bu mesaj ve onunla iletilen tum ekler gonderildigi kisi ya da kuruma ozel,
gizlilik yukumlulugu tasiyor olabilir. Bu mesaj, hicbir sekilde, herhangi
bir amac icin cogaltilamaz, yayinlanamaz ve para karsiligi satilamaz;
mesajin yetkili alicisi veya alicisina iletmekten sorumlu kisi degilseniz,
mesaj icerigini ya da eklerini kopyalamayiniz, yayinlamayiniz, baska
kisilere yonlendirmeyiniz ve mesaji gonderen kisiyi derhal uyararak bu
mesaji siliniz. Bu mesajin bilinen viruslere karsi kontrolleri yapilmistir.

Bu mesajı yalnız kaynağı ile kullanabilir veya çoğaltabilirsiniz.

Copyright (c) 2008 CiHAN TÜRK OLSUN Corporation

This message (including any attachments) is intended only for the use of the
individual or entity to which it is addressed and may contain information
that is non-public, proprietary,privileged, confidential, and exempt from
disclosure under applicable law or may constitute as attorney work
product.If you are not the intended recipient, you are hereby notified that
any use, dissemination, distribution, or copying of this communication is
strictly prohibited. If you have received this communication in error,
notify us immediately by telephone and (i) destroy this message if a
facsimile or (ii) delete this message immediately if this is an electronic
communication.

Allowed  either use or coppy this message as its source.

Copyright (c) 2008 CiHAN TURK OLSUN Corporation

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"borsamorsa" group.
To post to this group, send email to [email protected]
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected]
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/borsamorsa?hl=en
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cevap