FEDERATİF SİSTEM VE TÜRKİYE
 
 
Federatif sistemi, merkezî yönetim ile federasyonun kurucu birimleri - federe 
devletler, eyaletler – arasında anayasayla güvence altına alınmış, yerel 
düzeyde bir yetki paylaşımı olarak tanımlayabiliriz. Daha kısa bir ifadeyle 
açıklarsak, Federalizm “merkezî ve bölgesel yönetimler arasında güvenceli bir 
iktidar bölüşümü” demektir. 

Türkiye’de ise, ABD gibi başkanlık sistemi ile yönetilen bir Federasyonun, 
Anadolu’da yaşayan Kürtler ve Türkler için iyi bir çözüm önerisi olduğunun 
kanaatine varabiliriz. Bu görüşün haklılık ve doğruluk yanı vardır, çünkü 
federasyon günümüzde’ de yaygın olarak görülen bir devlet şeklidir. Ayrıca, 
eyaletler sistemiyle idare edilen devletler, üniter devletlere göre çok hızlı 
gelişmektedir. 

Federal devlet sisteminde, gerek federal devletin, gerekse federe devletlerden 
her birinin kendine has bir anayasası, hukuk düzeni, yasama, yürütme ve yargı 
organları vardır. Bu sayede, Federalizmi, federal devlet ile federe devletler 
arasında anayasayla güvence altına alınmış yerel düzeyde bir iktidar paylaşımı 
olarak tanımlamak doğrudur. 

Avrupa Birliği'nin bir uygarlık ve demokrasi projesi olduğu gerçeğinden yola 
çıkarsak, Türkiye, Avrupa Birliği ile müzakerelere başlama startı vererek, 
batının değerlerini benimsemeyi kabul etti. O halde, federalizm tezinin 
tartışılması’nın, ülke açısından, günümüzde, Türkiye ile Avrupa Birliği 
ilişkileri de değerlendirildiğinde, kaçınılmaz olduğu artık bilinen bir 
realitedir. 

Avrupa Birliği’nde kendine bir yer bulacağına inandığımız Türkiye’nin, 
federalizmi ister istemez daha şimdiden Kürtler için tartışmaya açması, diğer 
yandan ise Başkanlık sistemine geçiş yapması doğru olacaktır. Dolayısıyla, 
yerel yönetimi karakterize eden yönetsel, siyasal ve mali modernizasyon, 
ülkemizde sadece kamu hizmetleri’nin temin ediliş şeklini değiştirmekle kalmaz, 
yönetimin idare şeklini de değiştirir. 

Avrupa Birliği, “ulusların kendi kaderlerini belirleme hakkına” destek vermekte 
ve Kürt Sorunu’nun da Kopenhag Kriterleri öncülüğünde çözüme kavuşturulmasını 
savunmaktadır. Çünkü, Kürt sorunu bir halk gerçeğidir. Her ne sebeple olursa 
olsun sorunların oluşma nedenleri ortadan kalkmadan, çözüme kavuşulamaz. 

Globalizmin hüküm sürdüğü bugünün dünyasında ve üstelik çağdaş demokratik 
devletlerin süreci güçlü bir şekilde karşılamaları için, yerinden yönetimin 
hemen her alanda güçlendirilmesi tespitlerinin yapıldığı ve hatta AB’nin, bunu 
AB’nin tümü çapında hayata geçirmek istediği bir zaman diliminde, Federalizm, 
sanıldığından çok daha önem kazanmaktadır. 

Federatif sistem, sorun yaratan değil, tersine sorunların çözümünü 
kolaylaştıran bir yönetim modelidir ve demokrasi üzerinde şekillenir. Sadece 
farklı halkların veya faklı dil ve dine mensup toplumların bir arada yaşadığı 
ve bu toplumların sorunlarını çözmek için değil, aynı zamanda çağdışı kalmakta 
ısrar eden bu devletlerin anlamak istemedikleri federalizm, bir toplumsal 
kalkınma modeli, hak ve özgürlüklerinin korunduğu ve toplumsal refah düzeyinin 
sağlandığı bir yapılanmadır. 

Kürt sorununun çözümü konusunda temel alınması gereken ana ilke, "halkların 
kendi kaderini tayin etme hakkıdır". Bu ilkeyi dışlayarak öngörülen 
yaklaşımlar, sorunu adil ve köklü bir biçimde çözüme götürmez. Kendi kaderini 
tayin hakkı, öz itibarıyla halklara kendi devletini kurma ya da bir devletin 
sınırları içinde kalarak otonom veya federal yapılanmaya sahip olma imkanı 
tanıyor. 

Bu hakkın kimler için geçerli olduğu ya da uygulanmaya sokulması konusunda net 
bir çizgi yok. Bu, daha çok güç dengelerine ve çıkarlara bağlı bir biçimde 
şekilleniyor. Kendi kaderini tayin hakkının sahibi halklardır. Bu hak her halk 
için geçerlidir. Hukuk bilimi ve çevreleri de, halkı, ortak bir toprak üzerinde 
yerleşik olan, kültürel ve etnik özelliklere sahip bulunan topluluk olarak 
tarif ediyorlar. 

Bu arada, bir topluluğun kendini nasıl tarif ettiği görüşü de önem arz ediyor. 
Tek devlet çatısı altında birden fazla halkın bir arada yaşadığı ve etnik bir 
grubun dominant, bir diğerinin ise azınlık konumunda olduğu ve üzerinde, 
yaşamını tehdit eder boyutta büyük bir baskının bulunduğu hallerde, kendi 
kaderini tayin hakkını, kendi devletini kurma biçiminde kullanmanın yolu 
açılmış oluyor. 

Birden fazla halkın bir arada yaşadığı etnik, ulusal ve bölgesel temelde 
sorunların ve çatışmaların yaşandığı kimi devletlerde, azınlık ve ezilen 
konumunda bulunanlar, kendi kaderini tayin hakkını, bölgesel otonomiye ya da 
federal bir statüye kavuşmak suretiyle kullanıyor. Günümüzde bu yönlü güçlü bir 
trend ve destek söz konusudur. Kendi kaderini tayin hakkı gruplara, halklara 
özgü kolektif olan tek haktır. 

Kopenhag Kriterleri de ulusal azınlık mensuplarına kültür, anadilde 
eğitim-yayın ve örgütlenme gibi alanlarda, bireysel bazda hakları öngörüyor. 
Kendi kaderini tayin hakkı, istisna hallerde, örneğin mensuplarının "etnik 
temizlikle" yüz yüze kalması, bölge ve dünya barışının tehdit edilmesi gibi 
durumlarda, azınlıklar için de geçerli olabiliyor. 

Türkiye ise, Kürtler için kolektif hakları ret etmede diretiyor. Kürtleri belki 
ileride grup haklarını talep etmeye götürür kaygısıyla olacak ki, azınlık 
olarak da kabul etmek istemiyor. Kıbrıs Türkleri, Filistinli ve Kosovalılar 
için savunulan kolektif hakları Kürtlerden esirgemesi konusunda Türkiye’nin, 
hiçbir haklı gerekçesi ve açıklaması yoktur. 

Osmanlı döneminde eyalet konumunda olup da, bugün resmi ülke adlarını ve 
Osmanlı'nın bir eyaleti olan Kosova adını hiç çekinmeden telaffuz edenlerin, 
aynı şekilde Osmanlı'nın bir başka eyaleti olan Kürdistan adını ağızlarına 
almaktan bu denli kaçınmalarını rasyonel olarak açıklamak mümkün değildir. 
İskoçya ve Katalanya' nın resmi bir statüyle tanınmış olmaları nasıl Büyük 
Britanya ve İspanya için tehlike arz etmiyorsa, Kürdistan'ı resmen tanımak da 
bir tehlike teşkil etmez. Aksine bir hak olan vatanı Kürtlere yasakladığınız 
zaman tehlike yaratmış olursunuz. 

Federatif sistem, yörede demokrasiyi, yerinde yönetimi, federal merkez ile 
otonom eyalet ve bölgeler arasında yasama ve yürütme yetkilerinin 
paylaşılmasını olanaklı kılan bir yapılanma ve örgütlenme biçimidir. 
Federasyon; bu özellikleriyle, bölge, eyalet veya "iç" ülkelere, siyasi ve 
ekonomik merkezlerin sömürü ve baskısını sınırlama imkanı tanımaktadır. Böyle 
bir sistemde ekonomik sorunlara çözüm getirmek, sanayileşmenin belli bölgelerde 
merkezileşmesini önlemek daha bir mümkündür. 

Federal sistem, sorumluluk alma ve paylaşma, ülke sorunlarına uzlaşma temelinde 
yaklaşma kültürünü de beraberinde getirir. Federalizm, çok uluslu ve bu temelde 
ihtilafları olan devletler için, bu sorunları çözüm yoluna sokması için 
elverişli bir sistemdir. 

Merkezi sistem, her bireyin eleştirel duyarlığının, inisiyatif ve 
bağımsızlığının azaltılmasına, yığınların 'merkez'e körü körüne itaat etmesine 
dayanır. Bu sistemin doğal ve kaçınılmaz sonuçları, toplumsal yaşamın ve örgüt 
yaşamının köleleşmesi ve mekanikleşmesidir. 

Ulusal devlet, çoğulculuğu ve farklılıkları dışlayan ve tek millet, tek dil, 
tek din gibi bağnaz özellikleriyle, globalleşme sürecine ters düşüyor. 
Globalleşme ulusal devletleri değişime zorluyor, onların ulusalcı ve tekçi 
yanlarını törpülüyor, sınır ve hükümranlık haklarından kırpmalara gidiyor. 
Çağın gidişi ve gerekleri de, Türkiye'nin, Kürt sorununun çözümünü de mümkün 
kılabilecek olan demokratikleşmeye ve federalleşmeye yönelmesini öngörüyor. 

Gerek tarihsel açıdan gerekse nüfusun etnik bileşiminin çeşitliliği, iç içe ve 
yan yana bulunuşu bakımından Anadolu, Türkiye ve Kürdistan coğrafyaları 
Türklerin, Kürtlerin ve onlarla birlikte yaşayan diğer halkların ortak 
vatanlarıdır. 

Bu nedenle de, bu birlikteliği bozan, zorlaştıran, halklar arası ilişkileri 
düşmanlaştıran, politika ve yapılanmaların değişmesi acil bir zaruriyet olarak 
ortaya çıkıyor. Tek etnik kimlikli ve katı merkeziyetçi "Ulus-Devlet" modeli, 
ulusal, etnik ve kültürel çeşitlilik arz eden bu coğrafyaya yabancı kalıyor. Bu 
model, birliği ve entegrasyonu sağlamadığı gibi, parçalanmışlığa, ayrımcılığa 
ve istikrarsızlığa yol açıyor. Buna karşın, ulus devletin bir biçimi olan 
federal devlet, farklı milliyet ve azınlıkların bir arada yaşadığı ülkelerin 
yapısına daha uygun düşmekte, uzlaştırıcı ve birleştirici olmaktadır. 

Türkiye'de nüfusun etnik bileşimi, Kürt nüfusunun dağılımı ve mevcut koşullar 
gibi pek çok neden Kürt sorununu iç biçimiyle çözümünü gerekli kılıyor. 
Türkiye'nin başta Kürt sorunu olmak üzere, çözümü kolay olmayan ağır sorunları 
bulunuyor. Bir biri ile bağlantılı olan bu sorunların çözüm yoluna sokulması, 
ancak, diyalog ve uzlaşma yoluyla, köklü anayasal ve yapısal reformların 
yapılması temelinde mümkün olabilir. 

Bu perspektifteki reform projesinin köşe taşlarını; çoğulcu ve katılımcı 
demokrasiye geçişi sağlamak, farklı ulusal ve kültürel kimliklerin varlığını 
tanıyıp, onları yasal ve kurumsal güvencelere bağlamak, merkeziyetçi devlet 
yapısı terk edilip federalist bir yapılanmaya yönelmek oluşturmaktadır. 

Bu ana eksenler üzerinde oluşacak yapılanma ve şekillenme nasıl olmalıdır? 

Çoğulcu demokrasiye geçişi sağlayacak geçici bir anayasa yapılmalı, bu 
çerçevede her türlü düşünceye örgütlenme özgürlüğü tanınmalı, Kürt ve diğer 
kimlikten partilerin kurulması önünde engeller kalkmalıdır. Buna, genel bir 
politik af ile birlikte yerel ve genel seçimlerin yapılması eşlik etmelidir. 
Arkasından bir kereye mahsus etnik köken ve anadil kriterleri temel alınarak, 
bir sayım yapılmalı, Türkiye'nin etnik coğrafyası tespit edilmelidir. Sonra, 
yeni bir anayasa hazırlamak üzere, tüm partilerin katılacağı bir uzlaşma ve 
diyalog platformu oluşturulmalıdır. Ulus ve vatandaşlık kavramları teklik 
öğelerden arındırılarak, ortak kabul edilir hale getirilmelidir. 

Merkeziyetçi devlet yapısında değişiklik yapılarak, ülke çapında yaygın bir 
federatif yapılanmaya gidilmelidir. Merkezin yetkilileri, savunma, dış 
ilişkiler ve para gibi alanlarla sınırlandırılmalı, bunların dışında kalan 
alanlarda yetkiler, oluşturulacak eyaletlere devredilmeli, onlarla paylaşmalı 
bir biçimde kullanılmalıdır. Eyalet düzeyinde merkeziyetçiliği önlemek için il 
ve yerel yönetimlerin yetkileri arttırılmalıdır. 

Her biri otonom statüye sahip olacak olan eyalet, il ve yerel yönetimlerden 
oluşacak bu federatif sistemde, gerek tarihsel gerekse etnik köken ve anadil 
temel alınarak yapılacak olan sayım sonucu Kürtlerin çoğunluk oluşturduğu 
illerden -gerekirse referandum yoluyla-, bir eyalet oluşturulmalı, ülkenin 
diğer bölgelerinde oluşturulacak eyaletler ise, birbirine yakın, aralarındaki 
tarihsel, kültürel, ekonomik ve coğrafik ilişkiler de temel alınarak, il ve 
ilçe bazında yapılacak referandumlar sonucu oluşturulmalıdır. 

Eyaletler, kendilerine, tarihsel ve kültürel geçmişlerine uygun isim ve 
sembolleri kullanma haklarına sahip olmalıdır. Aynı konu, yöre ve şahıs adları 
için de geçerli kılınmalıdır. Eyaletlerin, onların adlarını, yetkilerini, 
organlarını, bu organların oluşumu ve işleyişi gibi konularını içeren, federal 
merkezi anayasayla uyum içerisinde olan ve referandumla kabul edilmiş 
anayasaları olmalıdır. 

Yine onların, seçimle oluşacak ve yasama yetkisine sahip eyalet meclisleri ve 
hükümetleri, eyalet düzeyinde yargı yetkileri olan, eyalet yüksek mahkemeleri 
oluşmalıdır. Federal Büyük Millet Meclisi'nin yanı sıra, onunla birlikte yasama 
yetkisine sahip bir eyaletler ve halklar konseyi oluşturulmalı ve bu organda 
eyaletlerin yanı sıra, temsilleri başka türlü mümkün olmayan, Türkiye'deki tüm 
halk ve dil grupları temsil edilmelidir. 

Federal Türkiye'de konuşulan tüm diller, ülkenin tarihsel ve kültürel 
zenginliğin önemli bir parçası olarak kabul edilmelidir. Türkçe tüm ülkede 
resmi dil olarak kalmalıdır. Kürtçe'nin çoğunluk olduğu eyalette ise, 
Türkçe'nin yanı sıra Kürtçe de resmi dil olmalıdır. Bu iki dil dışında kalan ve 
Türkiye'de konuşulan tüm diller, çıkarılacak yasalarla koruma altına 
alınmalıdır. Eyaletlerde, resmi dillerin dışında kalan dilleri konuşanların 
topluca bulundukları bölge ve yörelerde iki dilli eğitim yapılmalı, birey 
bazında ise anadilde ders hakkı, ülke genelinde geçerli bir hak olmalıdır. 

Kürtlerin çoğunluk oluşturduğu illerden oluşan eyaletlerin dışında, tüm 
eyaletlerde, başta Orta Anadolu olmak üzere, Kürtlerin topluca yaşadıkları 
yörelerde, Türkçe, Kürtçe iki dilli eğitim olanağı yaratılmalıdır. Kimilerinin 
Kürtçe’nin bir lehçesi, kimilerinin de ayrı bir dil olarak tanımladığı Zazaca 
konuşulan yörelerde, halkın istemi göz önüne alınarak, eğitim dili olmalıdır. 
Kürt yerleşim birimlerinin resmi adlarının yanı sıra Kürtçe olan asıl adlarının 
kullanılması sağlanmalıdır. 

Ekonomik alandaki dengesizliklerin giderilmesi amacıyla yapılacak reform ve 
yatırımların yanı sıra, ülke çapında bir dayanışma fonu oluşturularak 
kalkınmada öncelikli eyaletlere finans kaynağı olarak sunulmalıdır. 

Bu yönlü perspektifle; Türkiye, Kürt sorunu dahil, temel sorunlarını çözüm 
yoluna sokabilir ve bölge diktatörlerine alternatif olarak halklar için cazibe 
merkezi haline gelebilir. Çoğulcu bir topluma ve katılımcı-parlamenter 
demokrasiye dayalı, "Federal Cumhuriyet" çatısı altında, her kesimin ve bireyin 
kendini bulma ve birlik içinde yaşama şansı artar. 

Federatif sistem, etnik ve mezhebi bakımdan renkli olan ülkeler için en ideal 
modeldir. Ülke içinde yaşayan her kesimi içine katan federal sistem, Türkiye ve 
Irak için 'tarihsel çözümdür' . 

Yapılacak bazı ince ayarlar ve referandumla, bu çağdaş değişim, Avrupa 
Birliği´ne girmek isteyen Türkiye´yi, Başkanlıkla idare edilen federal devlet 
sistemine kolaylıkla götürebilir. 

 

NİL DEMİRKAZIK

ÇOCUK-DER BAŞKANI

AVRUPA GİRİŞİMİ SÖZCÜSÜ
AMED BAĞIMSIZ MİLLETVEKİLİ ADAYI

 
_________________________________________________________________
More than messages–check out the rest of the Windows Live™.
http://www.microsoft.com/windows/windowslive/
--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
 -  Diwanxane, platformek azad u serbixwe; koma hemi Kurda ye. Diwanxane 
grubeke ideolojik nine. Li ve dere demokrasi serdest e; hemu Kurd dikarin bir u 
ramanen xwe bi serbesti binin ziman. Lebele di nava me de heqaret u rexneyen 
reshkirine qedexe ne. Ji kerema xwe, hevalen ku Kurdi dinivisin, dixwinin an ji 
teze hin dibin; ki dibin bila bibin, deweti Diwanxane bikin. 
 -  Grubumuzdaki yazilarin hukuki sorumlulugu yazarlarina aittir. Kurd kultur 
milliyetciligi esas alinir. Her inanisa, her millete saygili olan bu BAGIMSIZ 
grupta ideolojik propagandalara sicak bakilmaz. Imlasi, anlatimi savruk; 
saldirganlik ya da siddet iceren gereksiz mailler onaylanmaz. Kurtce mesajlara 
oncelik taninir. MODERATORLER: Fatma Zelal, Serger Barî, Xanim Rojda, Mihemed 
Rojbin ANA SAYFAMIZ: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cevap