Merhaba Dostlar, *Yeni Şafak gazetesinin 19 Ağustos tarihli nüshasında yayınlanan yazımı sizlerle de paylaşmak istedim. Selam ve saygılarımla.
Fehim Işık ______________________________ Artık iyi şeyler zamanı...* Anaların bu sürece destek vermesi herkesin desteğinden daha önemlidir. Hiç kuşku yok analar desteklerse bu iş daha çabuk ve daha sağlıklı çözülür. Çünkü yüreği en çok yanan onlardır. Kimse onların yürek yangınına, hele bağırlarına taş basmasına karşı koyamaz.* * *FEHİM IŞIK* Daha ilkokul sıralarında öğrencilere çözeltilerdeki doygunluk noktası öğretilir. Genellikle de şeker-su örneği deneysel olarak verilir. Su dolu bardağa şeker konur eritilir. Bardak dolu olmasına rağmen taşmaz. Şeker oranı arttıkça, su molekülleri arasındaki boşluklar kapanır, çözücü taşmaya başlar. Çözünen artık çözünmez. Çözelti doymuştur, çözücü çözüneni taşıyamaz. Kürt sorununda da doyma noktasına gelindiği aşi Cumhuriyetin kuruluşundan sonra yaşama geçirilen "tek dil-tek millet" politikası, Kürtler tarafından tepkiyle karşılandı. 1925, 1927 ve 1938 yıllarında cumhuriyete karşı ayaklanan Kürtlerin isyanları büyük ölüm ve yıkımlar sonrasında bastırıldı. İsyanların bastırıldığı 1938 ile örgütlü mücadelenin yeniden başladığı 1965 yılları arasını "büyük suskunluk dönemi" olarak adlandırabiliriz. Bu sürede Kürtlerin politik etkinliği neredeyse hiç yoktur. 1965'ten sonra bir yandan Irak Kürt hareketinin etkileri, diğer yandan metropol kentlerde okuyan Kürt gençlerinin girişimleri, suskunluk döneminin sonuna gelindiğinin işaretleri oldu. Kürtler, arzuladığı etkiyi oluşturamayan illegal Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi'nde (TKDP) ve "Doğu Mitingleri" ile Kürtlerin umudu haline gelen legal Türkiye İşçi Partisi'nde (TİP) örgütlendiler. Giderek Kürt kimliğini daha ön plana çıkaran ve açık alanda demokratik çalışmayı öngören gençlik ağırlıklı girişimlere yöneldiler. Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO) Kürt gençlerinin suskunluk döne-minin ardından örgütlendiği ilk Kürt kimlikli legal girişim oldu. *1980'DEN 2009'A KÜRTLER* 1965'lerde örgütlenmeye başlayan Kürtlerin talepleri de kimlik mücadelesinin izlediği süreçle orantılı olarak giderek farklılaştı. İlk etapta "Şark Sorunu", "Doğu Sorunu" gibi masum tanımlamalarla "Doğu'nun ekonomik refahı ve Kürtçenin kabulü" istemleriyle gündeme gelen sorun, 1974 sonrasında "müstemleke" teorileriyle geliştirilerek "bağımsızlık" ve "federasyon" yanlılarının öne çıktığı bir aşamaya doğru evrildi. Bu defteri de 12 Eylül kapattı. 15 Ağustos 1984, yeni bir sürecin başlangıcı oldu. Kürtlerin en uzun isyanına işaret eden Eruh ve Şemdinli baskınları, Kürt hareketinin 12 Eylül cenderesi ile son bulan demokratik zemindeki gelişimini silahlı mücadele eksenine bıraktı. Baskılar artıkça, silahlar patladı, silahlar patladıkça baskılar arttı. Şiddet, karşıtını besledi. Binlerce köy boşaltıldı, yüz binlerce insan yerinden yurdundan edildi, on binlerce genç yaşamını yitirdi. Bu uzun ve acılı süreç şimdilerde "Kürt açılımı" adı altında tartışılıyor. Eğer güç yeterse, "Kürt açılımı" ile bu sürecin yaraları sarılmaya çalışılacak. Hiç kuşku yok, CHP ve MHP'nin ayak diremesine rağmen sorunun bu boyutuyla tartışılması bile "iyi şeyler olacak" umuduyla girilen yolu ileriye taşıdı. Cumhurbaşkanı Gül'ün insanlara umut veren söylemleri, Başbakan Erdoğan'ın 12 Ağustos tarihli grup toplantısındaki konuşmasıyla doruğa ulaştı. Başbakan Erdoğan sorunu, yaşananlar, yol açtığı yıkımlar ve sonuçları boyutuyla, en ileri düzeyde ve en cesur söylemle dillendiren cumhuriyet tarihindeki ilk hükümet başkanı oldu. Ülkeyi yönetenlerin söylemleri, Başbakan'ın DTP ile görüşmesi, İçişleri Bakanı'nın bir yol haritası oluşturabilmek için değişik kesimlerle buluşması, artık geri dönülmez bir yola girildiğinin göstergesidir. Peki yaşanan sürecin handikapları yok mu? Hiç kuşku yok, handikaplar var. Handikapların aşılması da sanıldığı kadar kolay değil. Henüz sorunun çözümü için nasıl bir yol izleneceğini kimse bilmiyor. Sürece taş koyacakları şimdiden belli olan CHP, MHP ve benzeri kesimlerin yaklaşımlarını önemsemesek bile, sorunun çözümünde samimi oldukları izlenimi veren kesimler, ağırlıkla da AK Parti ve akabinde DTP, henüz ne kadar uzlaşılacağının, nasıl uzlaşılacağının ipuçlarını vermiş değiller. AK Parti ve hükümet, satır aralarından yansıdığı kadarıyla sorunu daha çok bireysel haklar ve özgürlükler temelinde ele alacak. DTP ise Kürtlerin bir topluluk olduğu gerçeğinden yola çıkarak kolektif hakları ön plana çıkarıyor ve çözümün bu temelde oluşturulması gerektiğini kamuoyu ile paylaşıyor. Bundan ötesi, nasıl ki AK Parti ile CHP ve MHP gibi yapılar arasında bir uzlaşma ortamı sağlanmamışsa, henüz DTP ile Kürtlerin diğer kesimleri arasında da belirgin bir uzlaşı ortamı yok. En önemlisi ise sorunun bireysel haklar temelinde ele alınması ve gerekli yasal düzenlemelerin bu bakış açısıyla yapılması, DTP'den en küçük politik yapıya kadar Kürtlerin hiçbir kesimini ikna etmeyecek, giderek sorunun çözüm-süzlüğüne çanak tutacak ve savaş simsarlarının ekmeğine yağ sürecektir. *MUHATAPLIK SORUNU* Bir diğer sorun da "muhataplık" sorunudur. Kürtler tarihsel süreçlerde, özellikle de cumhuriyet sonrasında hep birileri tarafından taltif edilerek, daha çok "etkisiz temsilciler" oldular. Diplomatik misyonları tamamlandığında da çok kolay biçimde ekarte edilebildiler. Bu tarihsel süreçten ders çıkaran DTP dahil tüm Kürtler, kendilerinin dışlanarak çözüm aranmasının aktörü olma-yacaklarını söylüyorlar. Haklılık payı olan bu bakış açısı nedeniyle, Kürtlerin temsilcileri sürecin dışında tutulmamalı ve etkili bir biçimde sürece dahil olmalıdırlar. Muhataplık sorununun her kesim açısından sıkıntıları var. DTP, yalnızca kendisinin muhatap alınmasının gerçekçi olmadığını ve kendisini var eden koşulların görmezden gelinmemesi gerektiğini ifade ediyor. Başbakan ise legal olmayan hiçbir kesimle irtibat geliştirmelerinin mümkün olmadığını açıklıyor. Devletin üst yönetim kademelerinde görev almış eski büyükelçiler ve MİT yöneticilerinden bir kısmı ise hükümete "dolaylı muhataplık" öneriyorlar. Gerçekçi olan, süreç içinde her kesimin görüşünün alınması ve her kesimin bir şekliyle sürece dahil olmasının sağlanmasıdır. İstenirse bunun yol ve yöntemlerini geliştirmek de, o kadar zor değil. Son belirtilmesi gereken durum ise ölen gençlerin ailelerinde, özellikle de analarda belirginleşen duygulardır. Oğlunu, kızını dağda yitiren, evladı hala dağda ya da cezaevinde olan Kürt anaların büyük çoğunluğu sürecin olumlu sonuçlanmasını, evlatlarının geri dönmesini dört gözle bekliyorlar. Aynı duyguyu, oğlu askerde olan analar da yaşıyor. Hiç kuşku yok oğlunu askerde şehit veren analar da diğer anaların yürek seslerine ortak olmalı ve aynı duyguları yaşamalı. Onlar, kendi evlatlarının artık geri gelemeyeceğini bilerek en azından yeni ölümlerin önüne geçilmesi gerektiğini farketmeli. Anaların bu sürece destek vermesi herkesin desteğinden daha önemlidir. Hiç kuşku yok analar desteklerse bu iş daha çabuk ve daha sağlıklı çözülür. Çünkü yüreği en çok yanan onlardır. Kimse onların yürek yangınına, hele bağırlarına taş basmasına karşı koyamaz. ** Eğitimci-Yazar* *Yazının linki: http://yenisafak.com.tr/Yorum/Default.aspx?t=19.08.2009&i=205849* --~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~ - Diwanxane, platformek azad u serbixwe; koma hemi Kurda ye. Diwanxane grubeke ideolojik nine. Li ve dere demokrasi serdest e; hemu Kurd dikarin bir u ramanen xwe bi serbesti binin ziman. Lebele di nava me de heqaret u rexneyen reshkirine qedexe ne. Ji kerema xwe, hevalen ku Kurdi dinivisin, dixwinin an ji teze hin dibin; ki dibin bila bibin, deweti Diwanxane bikin. - Grubumuzdaki yazilarin hukuki sorumlulugu yazarlarina aittir. Kurd kultur milliyetciligi esas alinir. Her inanisa, her millete saygili olan bu BAGIMSIZ grupta ideolojik propagandalara sicak bakilmaz. Imlasi, anlatimi savruk; saldirganlik ya da siddet iceren gereksiz mailler onaylanmaz. Kurtce mesajlara oncelik taninir. MODERATORLER: Fatma Zelal, Serger Barî, Xanim Rojda, Mihemed Rojbin ANA SAYFAMIZ: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane -~----------~----~----~----~------~----~------~--~---
