yakub aslan
Ahmedi Xanê, *"Ne yapayım, gerçekten de pazarımız kesattır. Bizim dilimizin alıcısı da yoktur"* derken, mazlumiyeti bütün boyutlarıyla çok güzel ifade ediyor. Bütün ömrünü adadığın, uğruna ölümlere gittiğin davanın savunucuları oldukları iddiasında olanların tereddütleri, şaşkınlıkları, kafa bulunaklıkları, tutarsızlıkları veya bilinç altındaki öfkeleri mazlum pazarında durgunluğun, kesatın daha fazla katmerleşmesine yol açıyor. Ömrünün tamamını, işkence, sürgün, zulüm ve zindanlarda geçiren bir bilge adamın duruşu ve ölümü, bizim mazlumiyetimizi en güzel şekliyle anlatmıyor mu? *İç çekişlerimiz veya acımızı yüreğimize gömüşümüz, zayıflığımızdan değil!* Habil'in misyonunu kabullenmediğimiz gibi, Kabil'in duruşunu da zalimlik ve zavalılık (!) olarak görüyoruz. Kendi yalnızlığımız, mazlumiyetimiz ve yok kabul edilişimizden daha çok, Kabil'in davranışına, tutumuna şahit oluşumuz, yüreğimizi incitmektedir. Mazlum doğup, mazlum yaşayan ve ölümü de mazlumiyetinin simgesi olan bu güzel insan, ölümüyle de mesajlar verdi. *Böyle bir ölümden dolayı yüreğimiz biraz buruk, biraz da hüzün dolu*. Ölümünün de yaşamı gibi mertçe olduğunu biliyoruz. Kendisine zulmedenlerin lütfünü, yaşamında kabul etmedi. Ölümü de böyle oldu. Dolayısıyla yakınlarının, kendisine zulmedenlerin resmi törenini kabul etmemesinden daha tabii ne olabilir ki? Biri size zulmedecek, sizi falakaya yatıracak, her yanınızdan kanlar akacak.. Muhatabınızın öfkesi dağılınca, size çay ikram etmeye veya yemek yedirmeye kalkışacak.. Kimin mazlum ve kimin zalim olduğu belli değil mi? Çocukluğumdan beri hep *Şeyh Said*'in sevgisini yüreğimde taşıdım. Zulme başkaldıran ve inandıkları uğrunda cesaret sergileyen... İlkelerinden dolayı darağacında sallanan bir insan, her zaman hayatımın bir parçası oldu. Deniz Gezmiş ve arkadaşları idam sehpalarına götürülünce, insanın kendi ilkeleri uğruna ölüme yürümesini daha iyi anladım. Dolayısıyla Şeyh Said'e ait olan her şeyi sevdim. Diyarbakır meydanı, zihnimde böyle bir olayı canlandırdığı için sevimliydi. A.Melik Fırat'ı da zulme başkaldıran ve onursuzluğu kabul etmeyen bir kişiliğin torunu olduğu için sevdim. Daha sonralarda, bu geleneği kemale erdirmesi sevgi duygularını pekiştirdi. Onun ilmi derinliği, saygın duruşu ve bilgeliği gördüğüm insanlar arasıda, bende farklı bir etki yaptı. Onu dinlerken, dar ağaçlarına gittim. Onunla birlikte, Trakya köylerinde sürgün gördüm. İnsanlar koleradan, açlıktan ve sefaletten dolayı öldüklerinde, onunla birlikte iki masum çocuk olarak, biz de ağıtlarımızı yaktık. Akşam eve bir ekmek götürmek için, sırtımızda taşıdığımız küfelerin izleri daha duruyor. Yassıada'da hakaret gördüğü zaman veya fiziki işkencelere maruz kaldığı zaman, benim de onurum kırıldı. Zulmün her türlüsüne maruz bırakılan mazlum bir çocuğun gönlünü almak için, sergilenen sahte gülüşlere ben de inanmadım. Bu tebessümlerin sahte olduğunu, samimiyetle bağdaşmadığını ve en küçük sıkıntıda, zulmedilmek üzere bana yeniden dönüleceğini iyi biliyordum. Öyle de olmadı mı? *Bir ömür yok sayılmam bunun kanıtı değil mi?* Her darbede, her sıkıyönetimde, her olağanüstü hal durumunda Fırat, zulümlere maruz kaldı, *sıkıntılarda dost olduklarını söyleyenler yoktu*. Zindanlara atılıp, hakarete uğradığında yalnızdı? Düşman olaya kan davası misyonunu yükledi.. Bu ne bitmez kan davasıymış! Fırat, darbelerden birinde yeniden tutuklandığı ve dağ başındaki bir ormana götürüldüğü zaman, ben de elleri kelepçeli onun çektiği zulme ortak oluyordum.. Kafalarımıza silahlar dayanmış, tehdit ediliyorduk. Palaskalarla dağbaşlarında dövülmemizi kimse duymadı bile. Sırtımızdaki kırbaç izleri, mazlum oluşumuzu rivayet ediyordu, ama onlar anlamıyordu, duymuyor, görmüyorlardı. Sonra Fırat'ı tehdit etti Kabil misyonunu yüklenmiş adam. '*Kafana şurada bir kurşun sıkarım ve ormanın derinliklerini gömerim*. Kemsinin haberi de olmaz..' Fırat, muhatabının gözlerinin içine bakmaya çalıştı.. Ona: 'Senin bu yaptığın mertlik mi? *Yiğitsen beni bu şekilde, ellerim kelepçeli halde şu dağda bırak. O zaman bakalım kim mert, kim namert! Şu dağın başında, benim vurulmuş cesedimin başına bile gelecek cesarete sahip olmadığına eminim!*' Fırat, Habil'in tavrını kabul etmiyordu. Kabil, kardeşi bile olsa ona boyun eğmeyi onursuzluk sayıyordu. Sonra ne oldu.. Fırat'a sarılık iğnesi vurdular ve yıllarca bu hastalıkla mücadele etti. Buna rağmen, bize darağaçları kuranlara ve zulmün geçmişe ait kalıntılarını yıkayarak silmek isteyenlere karşı mücadelesini sürdürdü. *Hayatta hep yalnızdı. Geçmişinden dolayı yapılan övgülere veya şovmenlik yapmak isteyenlerin taleplerini pirim vermedi.* Veremezdi de. Yavanlıkların, çürümüşlüklerin, sapmaların, başkalarının ipinde cambazlık yapmaların, macaraperestliğin, şovmenliğin sadece geçici bir heves olduğunu iyi biliyordu. "Üstadım! Siz *Şeyh Said*'in torunusunuz, İslami mücadelede önümüzde olmanız gerekiyor." Diyenlere söylediği sözler, bütün açıklığıyla gerçeği yansıtıyordu: "Gençler, sizin bugün *Hüseyn taraftarı olarak görünmeniz, yarın Yezid'in yaranı *olmayacağınızın delili değil. Siz, hayatı acılarla tecrübe etmediniz. Zorluklarla, sıkıntılarla yüzleşmediniz. İşkence, sürgün, zindan, zulüm sizin hayatınızda sadece ütopik bir özellik taşıyor. Ayaklarınız havada duruyor. Size güvenip bir adım bile atılmaz. Çünkü zoru gördüğünüz zaman, *gerçeklerinizle yüzleştiğiniz zaman, meydanı boş bırakırsınız*. Önce biraz pişin, sonra büyük taleplerde bulunun.." O bunları söylerken ben hiçbir zaman alınmadım. Alınamazdım da. Taşlardan, topraktan, yaldızlı kubbelerden medet uman Kabil'i veya Yezid'in tahtını güçlendirmekten başka hiçbir şeye yaramazdı böyle bir çıkış. Sırtında davanın hamallığından kalma küfe izleri taşıyanlarla, ayakları yere basmayan ve ütopik tozpembe hayalleri gerçeklere tercih edenler arasında elbette fark olacaktır. Bu *zoru tercih etmek*ti. Bunun pazarı her zaman kesattır. Bilge adamın ölümünden sonra, bu söylediklerinin ne kadar doğru olduğunu daha iyi anladım. *Çünkü, o şovmenlerden hiç biri meydanda yoktu. *Bir yerlere sinmişlerdi. Gözlerini kapatınca, güneşi yok sanıyorlardı. Zavallılıklarını bu şekilde gizleyeceklerini tahayyül ediyorlardı. Tarihin her merhalesinde biz mazlum olduk, onlar zalim. *Şartlar onları sıkıştırdığı zaman, darağaçlarını söktüler, bize işkence yaptıkları araçları gizlediler ve geriye bir eser kalmayacak şekilde kanlarımızı yıkadılar.*Böylece bizim var oluşumuzla, yokluğumuz arasında bir fark olmadığını vurgulamaya çalıştılar. *Onların canileri, asrın şehidi (!) olarak ilan edilirken bizim en alimlerimiz yok sayıldı.* Ellerindeki kanları daha kurumamış olanlar, asrın Huseyinleri ilan edilirken bizim Huseynlerimizin izine bile rastlanmadı. Zira, biz yoktuk onlar vardı. Hüküm de onların elindeydi, hakim de. Yetim olmanın anlamı buydu işte. Buna yardakçılık yapanların zalimlerin safında olmadığını kim iddia edebilir. Onların nasıl bir karaktere sahip olduklarını anlatmaya gerek var mı? Zalime yardakçılıktan dolayı kendisine verilen kutsal rol, uşak ruhlu olmasından kaynaklanıyor. Rol veya kendi kutsalları konusunda racon kesmesi, karakter değiştirmesinden kaynaklanıyor, diye düşünüyorum. Hikaye olunur ki, Kürt topluluklarından biri bulunduğu ülkenin zulmünden kaçıp Türkiye'ye sığınmak isterlerken, sınırda güvenlik güçlerinin işgüzarca engelleriyle karşılaşırlar. Güvenlikçi: -Dur bakalım nereye? -Nereye olacak Türkiye'ye. Türk olmak istiyoruz.. Güvenlikçi eziyet etmeden gönderir mi? -*Öyle bedava yok. Önce Türk olun sonra izin veririm..* -Peki nasıl olacak bu iş?! -Bakın şu bayrak direğini görüyor musunuz, teker teker yukarı çıkacak ve bayrağı öpüp, ineceksiniz. Bunu yapan Türk olacak ve sınırı geçmeye hak kazanacak. Başarısız olanları da geri postalayacağım.. Çaresiz güneşin altında uzun bir kuyruk oluşturulur. Sırayla direğe tırmanış gerçekleşir. Çıkamayanlar geri gönderilir, çıkanlar ise onur ve gurur içerisinde kaybolurlar. Uzun kuyruğun güneş altında kavrulduğu bir esnada, öndekine hızlı davranması için baskı yapılır. Ama o işi ağırdan alır ve bilahare kan ter içinde direğin üst noktasına kadar tırmanır ve bayrağı öper. Ardından da aşağıdakilere alaylı bir bakışla baktıktan sonra, ayaklarını direğe dolar ve bir sigara çıkarıp içmeye başlar. Direğe kadar gelme başarısı gösteren arkadaşlarından biri, direği sallayıp: -Hadi insene, bu güneşin altında kavrulduk. Sende hiç mi vicdan yok? O istifini hiç bozmadan sigarasını içmeye ve uzaklara bakıp, hayaller kurmaya devam ediyordu. Cevabı çok sonra geldi. Onun verdiği cevap, değişen insan karakterini yansıtması açısından çok manidardır. Küçümseyen, aşağılayan, basite alan bir bakıştan sonra, itici bir edayla şöyle demekle yetindi: -*Haydi oradan pis Kürt!* Evet olay bu kadar basit. Ya uşaklık ruhunu geliştirecek, başkalaşacaksın veya yok sayılacaksın. Anlaşılmayacaksın, bütün kesimlerin itirazlarına rağmen yanaşma olarak sığındıkların bile sana farklı gözle bakacaklardır. İşte insanlık pazarında kesat hale gelme ve müşteri bulmamanın özeti bu. A.Melik Fırat, bir çok ırkçı kesim tarafından yok edilmek istendi, sonrasında da yok sayıldı. *Ve tarih, onursuzların rezilliklerini yüzlerine çarptı..* ** *(Beroj.com için yazılmış bir yazı kısa süre yayınlandıktan sonra, sitenin yayın hayatına son verdiğini duyduk. İstikrarlı olmak açısından üzüntü verici bir durum. Yazıyı guruba göndermenin faydalı olacağına inanıyorum. Selamlar..)* --~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~ - Diwanxane, platformek azad u serbixwe; koma hemi Kurda ye. Diwanxane grubeke ideolojik nine. Li ve dere demokrasi serdest e; hemu Kurd dikarin bir u ramanen xwe bi serbesti binin ziman. Lebele di nava me de heqaret u rexneyen reshkirine qedexe ne. Ji kerema xwe, hevalen ku Kurdi dinivisin, dixwinin an ji teze hin dibin; ki dibin bila bibin, deweti Diwanxane bikin. - Diwanxane; en genis katilimli, ozgur Kurd mail grubu. Her yazinin hukuki sorumlulugu yazarina aittir. Kurd milliyetciligi esas alinir. Her inanisa, her millete saygili olan bu BAGIMSIZ grupta ideolojik kaba propagandalara sicak bakilmaz. Imlasi, anlatimi savruk; saldirganlik ya da siddet iceren gereksiz mailler onaylanmaz. Kurtce mesajlara oncelik taninir. MODERATORLER: Serger Barî, Xanim Rojda, Mihemed Rojbin ANA SAYFAMIZ: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane -~----------~----~----~----~------~----~------~--~---
