Ajda

Dün gece yağan kar, dilek ağacına asılan bezlerin bir kısmını sökmüştü yerinden 
ve bembeyaz karın içinden renk renk duruyorlardı. 

Bu gün ise;

Güneş ışıldayarak sarmıştı yamacı.

Kar ve güneş bu dağlarda birbirini sevmeyen iki doğa betimiydi ve bu dağlar bu 
iki doğa betiminin içinde giysilerini değiştirmekten son derce memnundu. 
Çıplaklığı tanrı yakıştırdı insana ve doğaya ama onlar çıplaklığı örtmeyi 
öğrenmişlerdi Havva anadan da evveli…

Dünya dönerken kendi etrafında, Ajda bir Kürt kızı olarak dünyaya gözlerini 16 
yıl önce açmıştı. Sevdiğini geçen sene buğday dövmede tanımıştı. 

O toprak damın boyundaydı, saçaklardan sarkan kamışlar sarı saçlarına değer 
geçerdi. Çehresi aslanı anımsatırdı gür kaşlı ve dağ yamacı gibi pazıları 
vardı. Tahta dövmeyle buğdaya indirdiği darbeden bulut gürlemesi çıkardı adeta… 
Yer sarsılırdı hiddetinden darbenin.

Ve o gün bu dağlarda on beş yaşındayken gönlünü seherin güne kavuşması gibi 
kaptırmıştı o yiğide Ajda.

Sevda yürekte pek az saklı tutulur. Bunu başarmak için bütün dikkatinizi 
çevrenizde olup bitene dikmek zorundasınız. Ve buna rağmen sevda aklınızın her 
sefer bir adım önündedir. Ajda bunun farkındaydı ve ev ahalisine belli 
ettirmemek için hamarat bir telâşe sunuyordu. 

Kap kaşığı yamacın dibindeki dere kıyısında yıkarken elleri suda donana kadar 
oyalanırdı. Yalnız düşlediği sevdiğini bir kez dahi üşütmedi hep sevdasında 
ısıttı ustalıkla.

Bazen ormanlığa giderdi erkek kardeşiyle ve evin bineği eşeğin eşliğinde odun 
toplarlardı yakmak için saç sobada. O zamanlarda kuşların cıvıltısına takılır 
kaybolurdu bu kayboluşlar kardeşinin gözünden kaçmazdı ama o ablasının 
sadakatine inandırmıştı çoktan.

Eğer dağların arasına şahin gibi yurt kuran bu insanlara vakti zamanında okul 
gelseydi ve bu okullarda şuncacık çocukken okuma öğretilseydi ana dillerinde, 
bilmeliyiz ki on altısında sevdalanılan insanın bilgeliği olurdu. Ve bu 
dağlarda toprağa dikilen her fidanın adı başka her meyvenin çekirdeği başka 
çatlardı.

Bu sevdanın bir tek görmüşlüğü vardı, ama yürekte o kadar kabarmıştı ki 
sayfalarca kitap gibi aralar dururdu düşlerinden. Her düşünü bir sayfa 
etmişliği yüreğinde kalın bir kitap ve neredeyse kabuk bağlayan bir yaraya 
dönmüştü. 

Buğday dövülür bulgura dönende yani bir sene sonraya umudunu bağlamıştı. Çünkü 
incecik düşlerine ve ceylan yüreğine işlediği o sarı saçlı, karşı köydendi bu 
sene yine gelir ve onu görmek için tüm hünerini dökerdi.

Zaman hızla ilerlemiş ve Ajda’nın beklediği günler yakınlaşmıştı artık köy 
ahalisi sohbetlere buğday dövmeyi getirmişti. Nitekim gece rüyasına takıldı 
Ajda’nın o adam…

alnında akıtma tayın 
yelesine tutunsa düşlerim 
eğerinde ben 
gitsek fırtınalara 
şarkıları uğuldar bir yandan 
bir yandan 
uzun hava yollar çağırır 

Sabah uyandığında kaç gündür donan, evlerinin önündeki arkın suyunun 
şarıltısını duydu bu güneşin tesirini gösterirdi. Evden al bir bez parçası aldı 
ve ormana doğru yürüdü. Tek başına yumuşamış kara bata çıka yürüdüğü yol odun 
toplamak için gittiği yol değildi bu sefer dilek ağacına yürüyordu.

Dilek ağacına vardığında geçen zamanlarda asılan dilek bezlerinin koptuğunu 
gördü kimi çürümüş kimi karın şiddetine dayanmamış bu dilek bezlerine bakarken 
yanında getirdiği bezi taktı ıslak dalın birine.

Dileğini tuttu: Döndü gerisine geri.

Ve bu dağlarda maviş tavşanların güneşli havalarda avlanması kadar zevk veren 
bir şey daha yoktur gençler için. Bu gün güneşin peşine takılan gençler hem 
Ajdaların köyüne buğday dövmeye hem de yol boyu tavşan avlamak için şen şakrak 
çıkmışlardı yola…

Saat güneşin dik vurduğu zamanı gösterirken Bîlénd tepesinden maviş tavşana bir 
kurşun tetiklendi… Barut kurşuna şiddetini yükledikçe kurşunda ses verdi 
dağlara ve kar yurdunu terk edip aşağılara düşmeye başladı. 

Ajda bilemezdi kopan çığın şiddetini ve kaçamazdı sevdiğinin sıktığı kurşunla 
üstüne gelen kardan…

Dilek ağacına asılan al bezin dileği metrelerce karın altında nefessiz ve 
sevdasız kalmıştı. Koştular… 
Elleriyle…
Yürekleriyle…
Küreklerle…
Deştiler karı, ama Ajda ses vermedi bir daha. 

Mezarını dilek ağacının altına açtılar. O gün bu gündür bir daha Bîlénd 
tepesinde maviş tavşan vurulmadı ve çığ düşmedi bir daha.



irfan sari

www.yuksekovahaber.com




                                          
_________________________________________________________________
Windows Live Hotmail: Arkadaşlarınız Facebook'taki güncellemelerinizi doğrudan 
Hotmail®'den alır.
http://www.microsoft.com/windows/windowslive/see-it-in-action/social-network-basics.aspx?ocid=PID23461::T:WLMTAGL:ON:WL:tr-tr:SI_SB_4:092009
--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
 -  Diwanxane, platformek azad u serbixwe; koma hemi Kurda ye. Diwanxane 
grubeke ideolojik nine. Li ve dere demokrasi serdest e; hemu Kurd dikarin bir u 
ramanen xwe bi serbesti binin ziman. Lebele di nava me de heqaret u rexneyen 
reshkirine qedexe ne. Ji kerema xwe, hevalen ku Kurdi dinivisin, dixwinin an ji 
teze hin dibin; ki dibin bila bibin, deweti Diwanxane bikin. 
 -  Diwanxane; en genis katilimli, ozgur Kurd mail grubu. Her yazinin hukuki 
sorumlulugu yazarina aittir. Kurd milliyetciligi esas alinir. Her inanisa, her 
millete saygili olan bu BAGIMSIZ grupta ideolojik kaba propagandalara sicak 
bakilmaz. Imlasi, anlatimi savruk; saldirganlik ya da siddet iceren gereksiz 
mailler onaylanmaz. Kurtce mesajlara oncelik taninir. MODERATORLER: Serger 
Barî, Xanim Rojda, Mihemed Rojbin ANA SAYFAMIZ: 
http://groups.google.com.tr/group/diwanxane
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cevap