DERİN DEVLET- << KRAL ÇIPLAK >> "Derin devlet" kavramı uzun zamandır herkesin kafasını kurcalayan ve Türkiye'de özellikle 28 Şubat süreci ve 3 Kasım 1996'da meydana gelen Susurluk kazalarının ardından çok fazla gündeme gelen bir kavram. Uzmanlar, akademisyenler, gazeteciler hala derin devletin tanımının ne olduğu konusunda anlaşmış değiller. Halk bile böyle esrarengiz bir yapının gerekliliğine ve görünenin arkasında bir görünmeyen devlet olduğuna inanıyor. Kendisi gibi düşünmeyen herkesi "düşman" olarak gören bir paranoyayla yola çıkan ve bütün "düşman"larla savaşmak için 1952 yılında Türkiye'de "Seferberlik Tetkik Kurulu" daha sonra Özel Harp Dairesi'ne dönüştürülerek Türkiye'de kontrgerilla çalışmalarını başlattı. Aslında her şey 1905 yılında kurulan "Teşkilat-ı Mahsusa" adlı iç savaş örgütünün kurulması ile başladı. Bu istihbarat örgütünün hedefleri Müslüman dünyasını birleştirmek, ümmetçilik, Türklerin birliğini ve bütünlüğünü sağlamak, ırkçılık, orduyu temel güç haline getirmek ve militarizm senteziydi. Teşkilat-ı Mahsusa, İttihat ve Terakki'ye kadro yetiştiren bir okul görünümündeydi. Kendi içinde "Muharip" ler ve "Mücahit" ler olmak üzere iki gruba ayrılmıştı. Ve Türkiye'nin kurucu kadrolarının tamamı buradan çıkmıştı. "Muharip" grup içindeki en önemli üyeler, Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Cemal Gürsel, Cevdet Sunay, Fahri Korutürk gibi daha sonra Cumhurbaşkanlığı yapacak isimlerdi. Genel Kurmay Başkanları: Fevzi Çakmak, Kazım Orbay, Nafiz Gürman yine bu "Muharip" kadrolardan seçilmişti. Cumhuriyet dönemi ordu komutanları, Salih Omurtak, Mustafa Muğlalı, Fahri Özdilek, Fahrettin Altay da yine aynı kadrolarda gelmişlerdi. "Mücahit" ler grubu üyeleri ise Ziya Gökalp, M. Akif Ersoy, Ömer Seyfettin, Celal Bayar, Hüseyin Cahit Yalçın gibi isimlerden oluşmuştu.
"Seferberlik Tetkik Kurulu" isimli kontrgerilla örgütünün talimatname şifresi "Sahra Talimatnamesi-31" di. Talimatnameye göre, "Gayri nizami harp unsurları" iki gruptan oluşuyordu. Bir yeraltı grubu, bir de yerüstü grubu. Yeraltı grubunda istihbarat birimleri, sabotaj birimleri, cinayet birimleri bulunuyordu. Resmi talimatnamede yapılması gereken çalışmalar ise şu şekilde belirlenmişti : "Adam öldürme, bombalama, silahlı soygunculuk, işkence, kötürüm haline getirme, adam kaçırma suretiyle tedhiş ve olayları tahrik, misilleme ve rehinelerin alı konması, kundakçılık, sabotaj ve yalan haber yayma, zorbalık ve şantaj ". Ve yine talimatnameden bir aktarma : " Bir gayri nizami kuvvetin yeraltı unsurları kaide olarak kanuna sahip değillerdir". Bu Gladio örgütü, süreç içinde, tamamen vatansever! lerden oluşan faşist bir örgüt durumuna getirildi. Soğuk Savaş döneminde uygulanan "Özel Savaş" teorilerini uygulamak üzere, hücre tipi çalışan yeraltı örgütü hazırlandı. Kontrgerilla bir örgütün adı değil, özel savaş yöntemlerinin bir bütününü oluşturuyordu. Kontrgerilla "devlet terörü" nü, "mücadele tekniği" olarak benimsemişti. Kontrgerilla teorisi'ne göre : " Askeri harekat için gereken hedeflerden birisi de bölge halkıdır. Halk kitlesi üzerine yapılacak baskının halkı pasifize edici etkisi vardır. Bu maksat için propaganda ile desteklenen yüksek derecede şiddet harekatı uygulanır." Kontrgerilla iki aşamalı bir terör yaklaşımını benimsiyordu. Bunlar, "Şuursuz terörizm" ve "seçilmiş terörizm" aşamalarıydı. "Şuursuz terörizm"in amacı, gelişigüzel yapılan terör hareketleriyle, bombaların patlatılmasıyla, yangın çıkartmakla, suikastlar yapmakla halkın dikkatini çekmekti. "Seçilmiş terörizm" ise şuursuz terörizmin hemen akabinde harekete geçiriliyordu. Halkı mücadeleye sokmak ve asgari olarak halkın pasif suç ortaklığını sağlama başlıca hedefleri arasındaydı. 1965'ten itibaren kontrgerilla hukuku, iç hukukun tüm ilke, kurum ve kurallarını çürüterek, ikili bir hukuk yapısı yarattı. Böylece 1961 Anayasası ile koruma altına alınan hukuk sistemi ortadan kalktı ve devletin tüm erkleri kontrgerilla hukukuna teslim oldu. Kontrgerilla hukukunda, halkı muhtemel tehlikeye ikna etmek için, isyancıların yaptığı izlenimi verecek yağma, katliam ve ırza tecavüz olayları düzenleniyordu. Türkiye'de uygulamaya konulmuş örnekleri ise; Kültür Sarayı yangını, Eminönü araba vapuru yangını, Aksaray yeraltı geçidi yangını ve 1 Mayıs katliamı gibi eylemlerdi. 12 Mart ve 12 Eylül süreçlerinde kontrgerilla hukuku siyasal düzene egemen oldu. Böylece devletin çekirdeği ile gayrı nizami harbin yeraltı örgütü arasındaki fark ortadan kalktı. Artık kontrgerilla devletin bizzat kendisiydi. Devletin hukuk değerlerinin kontrgerilla hukuku karşısında hiçbir değeri kalmamıştı. Örneğin sıkıyönetim mahkemeleri ve DGM'ler gerçek bir yargı organının dışında işlevlere sahip olarak, "yargısız infaz" sürecini uygulayıcıları olmaya başladılar. Kontrgerilla, güçlü bir hukuk zeminine, kurumlar ağına ve devlet yetkilerine sahip oldu. Böylece, bundan sonraki süreçte evrensel hukuk ilkelerine dayalı olmayan ve yargı bütünlüğü taşımayan bir "İnfaz" örgütüne dönüşeceği gerçeği ortaya çıkmıştı. Kontrgerilla hukukunda her alanda asıl hedefin insan beyni olduğu kabul edilerek, beyinler etki altına alındıktan sonra, mücadelenin kazanılmasının son derece kolay olacağı inancı hakim durumdaydı. Uygulanan psikolojik beyin yıkama yöntemlerinin en önemlileri "tarafsız halkın desteğini kazanmak", "Asker ve güvenlik kuvvetlerinin bölgede mevcudiyetleri konusunda halkın desteğini sağlamak", "Sivil halkın desteğini devam ettirmek ve daha da kuvvetlendirmek" ti. Böylece "vatanseverlik" kavramı yaratılarak faşist anlayışa destek verildi. Kontrgerillanın "dostları" aynı anda sivil yöneticilerinde "dostları" ydı. Ve onlar "vatansever !" di. Sahra Talimatnamesine göre, "Propaganda" başlığı altında "Arzuya göre milli birliği veya ayrılığı başarmak" hükmü yer alıyordu. Bu kural Türkiye'de kontrgerillanın "bölücü" olduğunun en açık şekilde teyididir. Artık, "Milli egemenlik", "Fiili baskıdan kurtulmak için" savaşanlar kontrgerillanın düşmanlarıydı. Türkiye'nin yakın tarihi bu "düşmanlara" yönelik kanlı tasfiyelerin tarihidir. Yürürlükteki politik, sosyal, ekonomik şartlar dokunulmaz sayılmıştır. Faşizmle bütünleşmiş kontrgerilla "milli egemenlik" için mücadele edenleri düşman saymış, asmış, kurşunlamış, cezaevlerinde çürütmüş ve binlerce faili meçhul cinayetlere imza atmıştır. "Arzuya göre milli ayrılık" hedefini gerçekleştiren kontrgerilla Türkiye'yi kanlı iç savaş süreçlerine sokmuştur. Özel savaş örgütleri Türkiye'nin her bölgesinde oluşturulurken, "Bölünmez bütünlük" meşruiyetinden yararlanılıyor. Anti-komünist histeri yerini "bölünme" histerisine bıraktı. PKK ile savaş konunun görünür tarafını oluşturuyordu. Özünde ise mutlak militarizm yeni örgütler ve stratejiler ile restorasyon sürecini yaşamaya başladı. Tansu Çiller döneminin Genel Kurmay Başkanı Doğan Güreş şöyle diyordu: " Türk Milleti Silahlı Kuvvetlerine her şeyini verir". Özel savaş örgütlenmesi, bölünme histerisinin propagandası, militarist politika ve politikacılar, savaş sanayi, halkın "her şeyini" savaş sanayi için seferber etmesi, Türkiye'de ki askeri-sınai kompleksin doğuşunu haber vermeye başlamıştı. Bölgedeki savaşın silah endüstrisine katkılarının ortaya çıkmasıyla bir gerçek daha anlaşıldı. 1995-2005 yılları arasında silah endüstrisine 150 milyar dolarlık kaynak aktarılması planlanmıştı. Bu da Turgut Özal'ın Cumhurbaşkanlığı sırasında başarıyla gerçekleştirildi. Bunun için halkın vatanseverlik duyguları yoğun bir biçimde sömürülerek "top yekun savaş" emri verildi. Bölgede binlerce jandarmanın görev yaptığı biliniyor. Bu jandarma birliklerinin en önemli birimini ise, "Jandarma Özel Harekat Güçleri : Özel Tim" oluşturuyordu. Bölgede yürütülen "kirli savaş" gerek görüldüğü zaman "kirli silah" larla oynanmaya devam ediyordu. Cem Ersever' in kendisi şöyle itiraf ediyor: "Bizde PKK den ele geçirilen silahların hepsi envantere geçirilmez. Bir kısmı alı konur. Bunlara "pis silah" deriz. Örneğin, Muş'ta öldürdüğümüz bazı kişilerin yanlarına bu silahları bıraktık. Savcılık araştırma yapmaz. Yapsa bile bu silahlarla korucuların, güvenlik güçlerinin öldürüldüğünü tespit eder! Silah zaten PKK den yakalanmıştır." Önemli bir açıklama getiren bu bilgiler bazı üst düzey sivil ve askerin öldürüldüğü suikastların bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğine de işaret ediyor. Bu cümleler bize, yakın geçmişte,Yaşar Büyükanıt Paşa'nın "iyi çocuk"u olan Ali Kaya'nın da aynı statüde çalıştığı konusunda açıklık getiriyor. Bu gün bu kadar açıklığa rağmen, bu "kirli ilişkiler" ağının ortaya çıkardığı tabloya tepkisiz kalmak, sessiz suç ortaklığına destek vermek anlamına gelmektedir. Bu gizli devletin restorasyonuna bilinçli veya bilinçsiz katkı olarak anlaşılacak suskunluğumuza son vermeliyiz. Türkiye'yi kıskacına alan ve tüm insan dinamiklerini bastıran ve yok eden bu kontrgerilla iktidarına karşı savaşa, çağdaş, demokrasi ve insan haklarına saygılı bir Türkiye yaratma çabalarına "insanım" diyen her birey sahip çıkmalıdır. Susurluk'la ortaya çıkan,Şemdinli olayı ile gelişen ve "Balyoz" darbe planı iddiaları ile tamamlanan sonuç, bu inanılmaz gücün çürüme ve çözülme aşamasında olduğunun kanıtıdır. Doğruları korkusuzca konuşan cesur, aydın ve yürekli bireylere, Türkiye'de, her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Demokrasi, barış, insan hakları ve özgürlükleri için CESARET CESARET CESARET ! NİL DEMİRKAZIK ÇOCUK-DER Genel Başkanı _________________________________________________________________ Hotmail: Trusted email with Microsoft's powerful SPAM protection. https://signup.live.com/signup.aspx?id=60969 -- - Diwanxane, platformek azad u serbixwe; koma hemi Kurda ye. Diwanxane grubeke ideolojik nine. Li ve dere demokrasi serdest e; hemu Kurd dikarin bir u ramanen xwe bi serbesti binin ziman. Lebele di nava me de heqaret u rexneyen reshkirine qedexe ne. Ji kerema xwe, hevalen ku Kurdi dinivisin, dixwinin an ji teze hin dibin; ki dibin bila bibin, deweti Diwanxane bikin. - Diwanxane; en genis katilimli, ozgur Kurd mail grubu. Her yazinin hukuki sorumlulugu yazarina aittir. Kurd milliyetciligi esas alinir. Her inanisa, her millete saygili olan bu BAGIMSIZ grupta ideolojik kaba propagandalara sicak bakilmaz. Imlasi, anlatimi savruk; saldirganlik ya da siddet iceren gereksiz mailler onaylanmaz. Kurtce mesajlara oncelik taninir. MODERATORLER: Serger Barî, Xanim Rojda, Mihemed Rojbin ANA SAYFAMIZ: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane
