DEVLET VE ŞİDDET
Ezilen halkların, sömürülen sınıfların, dünyanın zenginliğinin asıl üreticisi
olanların "kurtuluşu, onların kendi ellerindedir."
Bu genel tespit elbette doğrudur ama yeterli değildir. Eliniz olacak ama tutan
bir el de olmak koşuluyla... Ezilen, inkar edilen sınıfların ve halkların
elinin tutmasının koşulu da kendi dilini, kendi söylemini, kendi kavramlar
dünyasını oluşturmasına bağlıdır.
Eğer kendilerini egemen sınıfların, inkar ve yalan siyaseti üretenlerin tuttuğu
aynada görmeye devam ederlerse, elleri tutmuyor, gözleri görmüyor demektir.
Öyleyse sorun, ideolojik planda özgürleşmeyle, ideolojik kölelikten
kurtulmakla, kendi gerçekliğine kendi gözüyle bakabilmekle, şimdiye kadar
süregelen çözümsüzlüğün neden ve nasıl oluştuğunu kavrayacak bir mantığa
ulaşılabilmekle ilgilidir.
Sınıflara bölünmüş, uzlaşmaz çelişkilerin geçerli olduğu bir dünya'da ve
toplumda herkes için aynı anlama gelen bir kavram elbette mümkün değildir. O
zaman kim konuşuyorsa ya egemenin diliyle konuşuyordur, ya da kendi diliyle
konuşuyordur.
Ezilen halklar ve reddedilen devletsiz uluslar kendi dilleriyle konuşmaya
başladıkları anda artık rejim için tehlikeli olmaya başlarlar. O aşamadan sonra
'duruma göre' kendi diliyle konuşana yakıştırılan sıfatlar zengin bir
çeşitlilik arz eder : Eşkıya, bölücü, vatan haini, aşiret lideri "dış güçlerin
ajanı, maşası", devlet düşmanı ve "terörist" ..gibi.
Bu dünyada her zaman, her yerde ve her koşulda herkes için aynı anlama gelen
bir "terör" tanımı mümkün müdür? Tabi ki değildir.
Fransızlar 1830 yılında Cezayir'i işgal edip sömürgeleştirdiler. O günden sonra
Cezayir halkı sömürgeci zulmüne sürekli baş kaldırdı ve bu durum Cezayir'in
Fransa'nın sömürgeci tutumundan kurtulduğu 1962 yılına kadar devam etti.
Cezayir'in özgülüğünü elde edebilmek için başlattığı başkaldırı eylemi
Fransızlar tarafından "terörist eylem" sayılıp her seferinde kanla bastırıldı.
Sistematik işkence ve katliamlar tam 132 yıl boyunca aralıksız devam etti. Bu
zaman zarfında Fransızlar "terörle, teröristlerle savaş" adı altında halkla
savaştılar, Cezayir halkının özgürlüğünü kazanmaması için çok uğraştılar...
Egemen medyaya, siyaset dünyasına, akademiye, aydın denilen diplomalılara bakın
anlarsınız. Onlar kimin kimi ezdiğini veya kimin savaş başlattığını çok iyi
biliyorlar: Ama, soruları şiddet kullanarak çözmek isteyen tarafın devlet
olduğunu açıklamak bir yana, bu yönde bir îmaya bile rastlayamazsınız.
Söylemler, şiddeti provoke eden gücün hatalı olduğunu açıklamamakta direniyor
ve ezileni, baskı ve işkence göreni "iflah olmaz bir baş belası" olarak sunmayı
başarıyor.
Türkiye"de de Kürtler ne zaman hakları, özgürlükleri, haysiyetleri ve dilleri
için sahneye çıksalar ya "eşkıya" olurlar ya da "terörist"... Özgürlüğü gasp
edilen onu kazanmak üzere ortaya çıktığında bu "teröristlik" sayılıyor da,
hakları gasp edenin o durumu sürdürmek için uyguladığı, baskı, şiddet ,zulüm,
katliam, işkence neden "terör eylemi" sayılmıyor? Egemenin çıkarı öyle
gerektirdiği, egemenin söylemi de öyle uygun gördüğü için..
Demek ki, gerçeği görmek isteyenlerin; iktidar, güç ve çıkar kavramlarına ve
söylemlerine itibar etmemeleri gerekiyor. Böylece bu kesimin de kendi kavram ve
söylemlerini oluşturmak zorundadır.
Açlığa, yoksulluğa, haksızlığa, adaletsizliğe, sömürü ve zulme, bir halkın
onurunun ayaklar altına alınmasına, dilinin, kültürünün ve kimliğinin yok
sayılmasına gerçekten karşı iseniz ve karşı çıkıyorsanız artık siz bir
"teröristsiniz"...
Hak ve özgürlük mücadelesi yapana bir kere "terörist" sıfatı yakıştırıldı mı, o
yakıştırmayı yapan özne kendini o sıfatın dışına atmış olur. Bu durumun
örneğini küçük bir hikaye ile anlatayım :
'Bir deniz korsanını yakalayıp Büyük İskender'in huzuruna getirirler. İskender
korsanı görür görmez bağırmaya başlar: "sen nasıl dünyanın huzurunu bozarsın,
denizleri taciz edersin "... Korsan bir fırsatını bulur ve şöyle der : "Benim
küçük bir gemim var ve bana hırsız diyorlar, senin koskoca bir donanman var
sana da imparator diyorlar" .
Aslınsa şiddeti ve imhayı savunan devletin kendisidir. Ama devlet bu işi
yasalara ve teamüllere uygun olarak yaptığı için kimse "devlet terörünü" sorun
etmez. Devletin uyguladığı şiddet, "ülkenin bölünmez bütünlüğünü korumak
içindir , asayişi , huzur ve güven ortamını tesis etmek içindir, anarşiyi
önlemek içindir, anayasal nizamı tesis etmek içindir, devleti savunmak içindir,
"terör"ün kökünü kazımak içindir..." gibi söylemleri telaffuz edenlerin amacı,
kendi uyguladıkları "top yekun savaş" politikasının açığa çıkmaması, kitleler
tarafından anlaşılmaması içindir.
Aslında savaşı isteyen ve savaşan devlettir, zira devlet hem şiddet kullanma
tekeline sahiptir, bu hakka sahip olan yegane aygıttır, hem de her türlü
"terör"ü uygulamak için müthiş bir donamına sahiptir.
Devlet, bir gerillanın veya bir eylemci gurubun uygulayabileceği şiddetin yüz
binlerce katını uygulamasına olanak veren bir donanıma sahiptir. Devletlerin
"terör" uygulamak için orduları, polisleri, işkence uzmanları ve kitle imha
silahlarına varıncaya kadar tahrip gücü çok yüksek silahları vardır.
Amerikan Haber Alma Örgütü CIA 'in açıkladığı rakamlara göre, 1968-1980 yılları
aralığında "devlet terörü" sonucu ölenlerin, bireysel ve grup eylemciler sonucu
ölenlere oranı 500'e 1 dir ( 1/500 ).
Bu konuda bir yanlış anlama da "terör" ün zayıfın silahı olduğu düşüncesidir.
Aslında "terör" güçlünün yani devletin silahıdır ama ideolojik alanda güçlünün
egemenliği, ideolojik aygıtları (medya, okullar, üniversiteler, diplomalı
aydınlar, ordu, asker, polis teşkilatı) nı denetler durumda oluşu, güçlünün
söylemini haklı konuma getiriyor ve güçlünün yani "devletin şiddeti"ni gözden
uzaklaştırıyor.
Şimdilerde gördüğümüz gibi, medya, ezilen, mazlum halka karşı kullanılan
devletin şiddet eylemlerini hiçbir şekilde endişe ve haber konusu yapmıyor.
Tam tersine, medya, şiddet uygulayan devletlerin ideolojik meşrulaştırıcısı ve
koruyucusu işlevini büyük bir başarı ile yürütüyor..
Gözden kaçan bir başka durum ise, devletlerin mücadele ettiklerini
söyledikleri "terör" ün asıl yaratıcısının bizzat devletler olduğudur.
Bir devlet halkın bir kısmını veya tamamını, bir etnik gurubu, özgürlüğünden,
temel haklarından, kimliğinden, dilinden, kültüründen, onurunda mahrum edip,
köleleştirdiğinde, sömürüyü derinleştirici ekonomik-sosyal politikalarla halkı
açlığa ve sefalete ittiğinde, kitlelerin bu saldırı karşısındaki haklı
talepleri geri çevrildiğinde ortaya çıkan tepkiyi, devlet, yine, bahane ederek
saldırıya geçiyor.
Bir tür "terörist" yaratıp yok etme süreci başlatılıyor. Kitleler önce terörize
edilip tepkiye zorlanıyor sonra da "terörle" eziliyor.
Asıl yapılmak istenen, özgürlük için mücadele eden gerilla bahane edilerek,
halka savaş açılması ve halkla savaşılmasıdır. Kapitalizmin kapsamlı krizi
(ekonomik, sosyal, politik, ideolojik-kültürel ) derinleştikçe dünyanın her
yerindeki burjuva devletler kaçınılmaz olarak kendilerini, "terörle mücadele"
bahanesiyle, yenidebn haklı duruma getiriyorlar...
Bu arada ezilen ve onuru çiğnenen halk için bir tür eşitlik ve özgürlük kavramı
olarak görülen demokrasi ve demokratikleşme bu yüzyılın bir uygarlık
tasarımıdır. Bu durum, aynı zamanda, burjuva uygarlığının iflasının da
tescilidir.
"Terörle savaş" denilenin aslında halka karşı savaş olduğunun anlaşılabilmesi
için, egemenin dilinden ve söyleminden kurtulmak gerekiyor. Kiminle arkadaş
olduğunu söyle kim olduğunu söyleyeyim denir. Bunu bu yazı bağlamında, "kimin
diliyle konuştuğunu söyle, ne durumda olduğunu, neleri yapabileceğini
söyleyeyim" şeklinde ifade edebiliriz...
Bu ülkenin ve dünyanın temel sorunu konumunda, evrensel bir sorun niteliğine
dönüşen Kürt Sorunu'nun çözümsüzlüğü, ne " Büyük Ortadoğu Projesi" rüyası
görenlerin işine gelir, ne de ekonomisinin % 70 ini savaşa ayıran bir ülkenin
işine gelir.
Coğrafyalardaki çözümsüzlüğü derinleştirmek yerine, geçmişte yapılan hataları
kabul ederek, ortak bir çözüm yolu geliştirmek zorundadır.
Hepimiz biliyoruz ki, bu ülkenin Türkleri Kürtlerine; Sünnileri Alevilerine;
laikleri dindarlarına; zenginleri de yoksullarına çok şey borçludurlar. Ve
borçlarını ödemenin şimdi tam sırasıdır.
NİL DEMİRKAZIK
ÇOCUK- DER BAŞKANI
_________________________________________________________________
Hotmail: Trusted email with powerful SPAM protection.
https://signup.live.com/signup.aspx?id=60969
--
- Diwanxane, platformek azad u serbixwe; koma hemi Kurda ye. Diwanxane grubeke
ideolojik nine. Li ve dere demokrasi serdest e; hemu Kurd dikarin bir u ramanen
xwe bi serbesti binin ziman. Lebele di nava me de heqaret u rexneyen reshkirine
qedexe ne. Ji kerema xwe, hevalen ku Kurdi dinivisin, dixwinin an ji teze hin
dibin; ki dibin bila bibin, deweti Diwanxane bikin.
- Diwanxane; en genis katilimli, ozgur Kurd mail grubu. Her yazinin hukuki
sorumlulugu yazarina aittir. Kurd milliyetciligi esas alinir. Her inanisa, her
millete saygili olan bu BAGIMSIZ grupta ideolojik kaba propagandalara sicak
bakilmaz. Imlasi, anlatimi savruk; saldirganlik ya da siddet iceren gereksiz
mailler onaylanmaz. Kurtce mesajlara oncelik taninir. MODERATORLER: Serger
Barî, Xanim Rojda, Mihemed Rojbin ANA SAYFAMIZ:
http://groups.google.com.tr/group/diwanxane
To unsubscribe, reply using "remove me" as the subject.