12 Mayis 2010 00:25 İSLAMCILIĞIN İMTİHANI
Yakup ASLAN (VAN) [email protected] Düşüncelerim sanal kirliliğin puslu havasında dağılmış haldeyken, Gazze'de yaşanan zulüm beni farklı jargonlarda düşünceler üretmeye yöneltti. Her şeye tersten bakmaya başladım. Ortaya çıkardığım karikatür, beni güldürmekten çok hüzne boğdu. Aslında benim derdim başka. Düşüncenin, çözüm üretmede bocaladığını, mücadelenin nitelik açısından zayıfladığını gördükçe, önceleri dünyayı kurtarma yolundaki çabalarımın başka kanallarda heder edilmesine hayıflanıyorum ve bunun acısı bedenimi kuşatmaya devam ediyor. Suyun akışını da değiştiremiyorum, ayaklarımızda süreç içerisinde sekülerleşen kocaman bir gelenek prangası var. Sıçrama yapmamız da imkansız hale geldi. Düşüncelerimizin önünde yaşamın bir parçası haline gelen, korku üreten bariyerlerimiz var artık. Gerideki bütün gemileri yaktığımız ve geleceğimiz için geçmişe sahip çıktığımızdan, yeni projeler de üretemiyoruz. Dünya hızlı bir şekilde biçimleniyor ve ben bu projenin içinde yokum. Dışlanmış, yok sayılmış olmanın umutsuzluğu, özgürlük teranelerimi boğuyor. Bundan sonrasında beni pusuda bekleyen tehlikelerin giderek güçlendiğini de görmüyor değilim. Evrensellik ve cihanşümullukla yöneldiğimiz hedefin, giderek resmi din/ideoloji eksenli olduğunu gördükçe hüzünlenmemek elde değil. Devletçi geleneğin, tarihsel psikolojisi ışığında liderlik ve fanatizm seviyesinde hayatın bütün alanlarında kendisini gösteriyor olması, ümitle inşa edilen düşüncelerin altını kazımaya yetiyor. Savunmalarımız veya duruşumuz bu anlayışa dayandığından bir karınca kadar bile yol alamadığımız gibi, devletçi düşünme geleneğimizi farklı renklerde bir kültür haline getirmeye devam ediyoruz. Hiçbir dönemde bu anlayışı, kültürü sorgulama cesareti gösteremedik. Dolayısıyla, davranış ve rafine düşüncelerimizde, devletçi olma gereklerini bilinç altına yerleşmiş komutla, yerine getirdik. Devletçi bakış açısı ve sosyal hayattaki bu gelenek, muhafazakarlıkla/milligörüşçülükle pekişince ilahi bir emir şeklinde algılanmaya başlandı. Bugün bu kutsal anlayışla, Filistin veya dünyanın öbür ucunda başka ülkelerdeki mücadeleler korunup destekleniyor. Oysa bu kutsal anlayışın karşısında yer aldığı söylenen bir savaş, pusulasız İslamcı efendilerin yanıbaşında devam ediyor. Köyler yakılıyor, insanlar katlediliyor, kardeş kavgalarıyla bir toplum toptan imha edilmek isteniyor. İki genç kızın baskınına uğradığında "vallah abla ben bir şey yapmadım!" diyenler ile, öldükten sonra cenazesine en kötü muamelenin yapıldığı insanların her ikisi de bu ülkenin evlatları. Onlara yönelik her acıda, anaların yüreği yanıyor, evlerine ateş düşüyor. Büyük zorunlu göçler var. BM'lere sığınan, yüzlerce siyasi mülteci var. Daha dosyası bile açılmamış yüzlerce cinayet, faili meçhul gösterilen ve karanlık/kirli ilişki ağı bütün boyutlara yayılıyor. Ölen insanların cesetlerinin yıkanmasına su verilmemek üzere konan yasaklar var. İşte tam burada, savaşın tam da ortasında insanların nasıl yaşadıklarını görmemek için gözlerini yuman son Osmanlı İslamcıları, kendilerine suni yeni kardeşler bulmak için yapay anneler üretiyorlar. Kendi evlerindeki insanların kafaları dipçikle parçalanıyor, kolları kırılıyor, panzerlerin altında kalıyor veya cesetleri tankların arkasında sürükleniyor, şehrin içinde bile insanlar çöpten besleniyorlar. Gelecek, geçmişten daha karanlık bir halde, kuşku, korku, ve endişeli bir bekleyiş hali sürüyor. Zulüm akademik uzmanlık seviyesinde şekilleniyor. Bunları görmezlikten geliyorlar. İnsani duyguları, hisleri, yürek değerleri bile edepsizleşmiş. Taraf oldukları alanın belli olmaması için çırpınıyorlar. Biraz sıkıştıkları zaman, insan kalıbına girmeleri de boşuna. Söyledikleri sözün arkasında duracak cesaretleri olmadığı gibi, samimi de değiller. Paradokslarını gizlemek için başvurdukları her kurnazlık, popülizm aleyhlerinde şekilleniyor. Çıkmazları, egemen zihniyetin şuur altına empoze ettiği malzemeyle daha fazla giriftleşiyor. Gelenekçi İslamcılık kalıbında kurdukları her diyalogun, ilişkinin altından kendi çirkin çehreleri sırıtmaya başlayınca durmadan mevzi değiştiriyorlar. Gazze Donkişotluğu da bunun yeni örneği. Kendi yanıbaşında, yangın alanı giderek herkesi yakıyor olmasına rağmen, korku anaforunda gerçekleri kendilerince bloke edebileceklerini zannediyorlar. Aslında sadece kendilerini devre dışı bıraktıklarının farkında değiller. Başka bölgelere araç konvoylarıyla, gemilerle yardım götürüyorlar. Yakın bir zamanda kalkan olarak binlerce insanı savaş bölgelerine çekmeye hazırlandıkları bir zamanda, daha düne kadar hizmetkar olarak kullandıkları Kürtlerin içinde bulunduğu ateş çemberi, acı yanardağı akıllarına gelmiyor bile. Zulüm gören insanlara yardım edilmesin demiyorum, ama adalet ve insaf ölçüsüyle. İsrail'in vurma tehditlerine karşı gösterdikleri yürekliliği, cesareti veya pervasızlığı ülkelerini yangın alanına çeviren bir savaşa karşı göstermiyorlar. Gösteremezler de. Öncelikle kendilerine karşı samimi değiller. Gerçekleriyle hiçbir şekilde yüzleşmeye cesaretleri yok. Aslında, mantıklı ve önyargılarını bir kenara bırakarak, olayı sulandırmadan, içten hesaplar peşinde koşmadan, başka alanlarda gösterdikleri gayretin en küçüğünü gösterip, savaşın olduğu bölgelere insan akınıyla 'Biz bu savaşın bitmesini istiyoruz. Savaşın bitmesi ve insanımızın öldürülmesini durdurmak için elimizi taşın altına koyuyoruz! Hayır bununla yetinmiyoruz, bedenimizi de taşın altına koyuyoruz' deyip, savaş kalkanları olarak işe el atsalar, hem prestij kazanacaklar hem de Allah katındaki sorumluluklarından bir nebze de olsa kurtulacaklar. Onları kardeş olarak kabul edenlere karşı da hak ve adaletle hareket etmiş olacaklar. Bunu samimi olarak yapabileceklerine inanmak isterdim. Her gün evlerimize yangın gibi düşen cenazelerin ateşi onları yakmıyor. Onların çocukları yasla, ağıtla, öfkeyle, açlıkla, felaketle büyümüyor. Çocuklarını da kendilerine benzetmeye çalışıyorlar. İnandıkları hurafeleri, ilişki içerisinde oldukları her insana inanç olarak sunma huyları devam ediyor. Kafalarını soktukları hayal dünyasının içine, çocuklarını da sürüklüyorlar. Samimiyetin yerini dehşet, karamsarlık ve belirsizlik alıyor. İçinde bulunduğumuz atmosferle ilgili ümitlerimizi yitirmek istemiyoruz. Ancak, ülkedeki gidişat bu ümitlerimize karşı derin hendekler açmayı sürdürüyor. Gönüllerimizi karartan olayların devam ettiği memleketimden manzaralara küçük bir örnek... Yakın bir zamanda bölgeyi görme imkanı olanlar, tarafların birbirine düşman gözüyle baktığını rahatlıkla göreceklerdir. Dağ, taş, yollar silahlı ve silahsız insanların kaçamak bakışlarıyla düşüncelerini yansıttığı bir fotoğrafı andırıyor. Karşılıklı öfke seli var. Samsun veya benzeri şehirlerde olanlar bunun neticesidir. Arada gülünç durumda kalanlar da var. Gülünç durumda olma çerçevesi içerisinde pusulasız İslamcılar da var ne yazık ki. Ama bölgedeki insanların bu kategoride değerlendirilenleri daha acınacak durumda. Orta malı haline gelmişler. Farkında değiller. Kendilerine ait bir kimlikleri yok. Hakkari'den Şırnak'a doğru giderken sağda dere kenarında Kesrik isminde bir köy var, kontrol noktası, BDP binası ve 'Şehit ve Gazi Aileleri Yardımlaşma Derneği' iç içe duruyor. Başka kimlerin dikkatini çekmiş bilmiyorum. Merak edip sordum. "Köyün genellikle koruculardan oluştuğunu ve jitemin burada etkin olduğunu" söyledi bir köylü bana. Meşhur 'Hançer Timi' bu köyde yerleşikmiş. Yüzlerce cinayetin, baskının, dehşetin, gizli operasyonların devamında adından sıkça söz ettiren Hançer Timi, insanların kafalarını taşla ezecek kadar pervasız davranıyor. En kalleşçe cinayetin arkasında onlar var. Adam kaçırma, eroin, baskı, faili açıklanmayan operasyonlar, infazlar, gündemi değiştirecek büyüklükteki katliamlar, kısacası karanlık ilişkiler onların bölgede daha fazla nam salmalarını sağlıyor. Feraşin yaylasında işlenen onlarca cinayetin faillerinin bulunmaması da kuşkuları onlar üzerinde topluyor. Yine aynı bu bölgede 7-8 gerillanın öldürülmesi ve ardından bunların cenazelerinin yıkanmaması, kefenlenmemesi ve namazlarının kılınmaması için baskı yapılmasında yoğun bir çaba içerisinde oldukları anlatılıyor. Bunun ne anlama geldiğini, Donkişotluk peşinde at koşturanlar anlayamaz. Çukurca- Şırnak yol ayrımında bulunan 5 ayrı çevre köyden bir araya gelen yaklaşık 250 kişilik Hançer Timi ismindeki bir gurup, her karanlık eylemin uygulayıcısı olarak bölgede korkuyla anılıyormuş. Aradan bir yıl gibi bir zaman geçtikten sonra Hançer Timi'nin önemli bir kısmı, yine bu bölgede öldürüldü. Feraşin yaylasında. Köydeki yardımlaşma derneğinin ilginç özelliği buradan kaynaklanıyor. Doğunun bir sınır köyünde, yardımlaşma derneğinin anlattıkları bununla sınırlı değil aslında. Kürdistan'da işlenen cinayetlerin anlaşılması ve ipuçları sunması açısından bu karanlık ilişki ağı önemli. Bilincimizi hipnoz etmek isteyen dostlarımızın, bu örneğin korkunçluğuna rağmen nasıl bir hayatı yaşamakla karşı karşıya olduğumuzu bildiklerini/ anladıklarını sanmıyorum. Bunu anlayabilmeleri için şu anda içinde bulundukları ruh halinin dışına çıkmaları gerekir. İçinde bulundukları halin kavram ve kurgularıyla bizim içinde bulunduğumuz durumu anlayamazlar. Neden mazlum bir halkın zulüm görmesi karşısında susmamamız gerektiğini savunmamızı, anlayacaklarını da sanmıyorum. Sloganlarıyla, seküler duruşlarıyla, içi boş eylemleriyle, gündemleriyle ve hedefi belli olmayan düşünceleriyle bizi uyutmaya çalışan ve bununla yetinmeyip, İslamcılık veya ümmet kalıplarıyla bizi kendi tahayyül zindanlarına atmak isteyen dostlarımız, ellerinden gelse bizi deli diye tımarhaneye attırmaktan veya düşüncelerimize deli gömleği giydirmekten da çekinmezler. Bu trajikomik halimiz. Bunun travmalarıyla, insana yakışmayan bir hayatı yaşamak zorunda kalıyoruz. Evimiz yanıyorken, bilincimizi bloke edenler Gazze'ye akın ediyor, Savaş karşısında canlı kalkanlar olarak İsrail'i durdurmaya çalışıyorlar. Oysa bunun biraz yoğunluklu eylemini kendi ülkelerinde gerçekleştirebilirlerdi. Her iki kesimden insanların ölmesini engellemek, evlere ölüm yası düşmesini durdurmak için bölgeye insan akını başlatabilirlerdi. Resmi kurumları, meclisi kalıcı bir barışa zorlayabilirlerdi. Cemaat liderleri, kanaat önderleri ve sivil toplum kuruluşları akan kanın durması için bütün imkanlarını seferber edebilir, meydanları, kapıları doldurup sürekli gündemde durabilirlerdi. Tıpkı Gazze olayında düşünüp, eyleme koydukları gibi. Böyle bir karar almaları durumunda, her kesimden kendilerine katkı geleceğine ve bununla layık oldukları güven ve prestiji kazanacaklarına kuşku yok. Müslümanca tavır bunu gerektirir. Eğer idrak edilebilirse, bütün alanlarda bocalayan, mevzi kaybeden, zayıflayan ve kimi ülkelerde misyonunu tamamlayan pusulasız İslamcıların, tarihi rövanş sürecini yaşadıkları görülür. Sorumluluklarını yerine getirmeyenlerin akıbeti ortada. Zaman onların yandaşları olmadığı gibi, onların yargıçları olacaktır. İnsanlığın, geçmişiyle yüzleşeceği, tarih boyunca işlenen barbarlıkların hesabını soracağı bir rövanşın eşiğindeyiz. Başka ülke insanlarının kendi şartlarıyla, bedel ödeyerek kazandığı özgürlüklerin ürünü olan düşüncelere zahmet çekmeden, sülük gibi yapışmak da onları bu yüzleşmeden kurtaramayacak. Zaman onların aleyhine çalışıyor. Kar gibi eridiklerinin farkında değiller. Komplekslerinden, kaprislerinden kurtulup, başkalarına mintan biçmeyi bir kenara bırakıp, en azından gönüllerinin insani değerlere yönelmesine, değer vermesine imkan tanımaları bile büyük bir başarı olacaktır. Mevcut halin tersini düşündüğümüzde, olaya samimi olarak yaklaşanların kazandığı bir asrın sinyallerinin giderek belirginleştiğini görürüz. Bizi, çingeneler kadar bile önemsemeyenlerin, bu tarihi rövanştan alınlarının akıyla çıkacaklarına ihtimal vermiyorum. En azından adil olma endişeleri yok. Ümmet için uygulamaya koyduğumuz proje adil, tutarlı olmadıkça, kırıntıların eseri olan duygusal bariyerler kaldırılmadıkça, ezberlerimizi tekrarlamaktan öteye gidemeyiz ve şu andaki karamsarlığın yerini karanlık günler almaya devam edecektir. Karanlıkları aydınlığa dönüştürmek bizim elimizde. -- - Diwanxane, platformek azad u serbixwe; koma hemi Kurda ye. Diwanxane grubeke ideolojik nine. Li ve dere demokrasi serdest e; hemu Kurd dikarin bir u ramanen xwe bi serbesti binin ziman. Lebele di nava me de heqaret u rexneyen reshkirine qedexe ne. Ji kerema xwe, hevalen ku Kurdi dinivisin, dixwinin an ji teze hin dibin; ki dibin bila bibin, deweti Diwanxane bikin. - Diwanxane; en genis katilimli, ozgur Kurd mail grubu. Her yazinin hukuki sorumlulugu yazarina aittir. Kurd milliyetciligi esas alinir. Her inanisa, her millete saygili olan bu BAGIMSIZ grupta ideolojik kaba propagandalara sicak bakilmaz. Imlasi, anlatimi savruk; saldirganlik ya da siddet iceren gereksiz mailler onaylanmaz. Kurtce mesajlara oncelik taninir. MODERATORLER: Serger Barî, Xanim Rojda, Mihemed Rojbin ANA SAYFAMIZ: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane
