Savaş Devam Ederken Anayasa Referandumu Yapılmaz
Tayfun İşçi
Savaş, toplumsal
uyumun bozulması, anlaşmazlığın derinleşmesi, çelişkinin silahlı
yöntemlerle çözülmesidir. Gerek uluslar arası savaş gerekse iç savaş
özünde hukukun uygulanamazlığının kanıtıdır. Ülkemizde Kürt sorununda
yaşanan savaşta uygulanan hukukun toplumsal sözleşme olmaktan çıktığını iç
uyumu sağlayamadığını göstermektedir. Uyumsuzluğun bozulduğu toplumsal
uzlaşmanın mümkün olmayıp savaşın sürdüğü bir ortamda toplumsal sözleşme
yapılamaz. Anayasa oluşturulamaz.
Anayasanın oluşturulabilmesi için anti demokratikte olsa
demokrat ta olsa hukuku uygulanamaz kılan ortam ortadan kalkmaksızın
toplumsal sözleşme kapsamında bir anayasa yapılamaz. Yapılsa bile bir
dayatmadan öte gidemez ve toplumsal uyumu sağlayamaz.
Bu gün Kürt sorununda şiddetli bir savaş yaşanmaktadır.
Savaş askeri sivil her alanda aldı başını gidiyor. Kırlardaki çatışmalar,
peşinden şehirleri sürüklüyor. Eskinin savaş mevzilenmesi artık yetersiz.
Karşıt güçler savaşı galibiyet veya mağlubiyet hatta anlaşma biçiminde
sonlandıramıyor. Taraflar bir yandan yedeklerini hareketlendirirken savaş
konumlarında da değişikliklere gidiyor. Hükümet “maaşlı özel
birlikler”( lejyonerler) oluşturuyor. PKK’ ise askeri ve polis
karakollarına büyük gerilla guruplarıyla baskınlar düzenliyor, kent
merkezlerinde çatışmaları da göze alan eylemler
gerçekleştiriyor.
Sistem şehirlerde sivil güçlerini saldırı milisleri
biçiminde konumlandırarak linç yöntemleriyle etnik arındırmayı devreye
koyarken, PKK buna karşı sivil halkı “öz savunmaya” dönük
yapılanmaya çağırıyor. Gelişmelere neresinden bakılırsa bakılsın, toplum
ayrışmaya, kapışmaya, çatışmaya hızla hazırlanıyor.
Bizler ise tıpkı Fatih’in orduları karşısındaki
Bizans tekfurları gibi meleklerin cinsiyetini tartışmaya devam ediyoruz.
Varsa yoksa aklımızda AKP’nin gündeme düşürdüğü referandum.”
Evet”mi desem –“Hayır”mı desem yoksa
“Boykot”mu etsem? Üçleminde bir birimizi
hırpalıyoruz.
“Tilkinin aklında bin bir fikir hepside sonuçta
kümese çıkıyor.” Hayır” da “Evet” te
“Boykot”ta 12 Eylül anayasasının devamına
çıkıyor.
Oysa savaş kendi hukukunu hızla oluşturuyor. Mademki
Anayasayı toplumsal bir sözleşme olarak algılıyoruz. Toplumsal şekillenişi
bırakıp havanda su dövmenin fazla bir anlamı yok. Su akar yolunu bulur.
Önemli olan suyun akışıdır. Toplumun hızla yeniden ve savaşa uygun
konumlandığı bir ortamda Toplumun ne şekilde bir sözleşme yapacağını da
toplumun akışını da belirleyen güçlerin bir birleriyle ilişkisidir. Bu
ilişkinin gücünün sınandığı yer referandum sandığı değil, yaşanan savaşın
ta kendisidir.Bu savaş tarafların buluşma veya ayrışmasının zeminini
hazırlayan bir savaştır Bu savaş aynı zamanda toplumsal sözleşme veya
yaşam hukukunun
savaşıdır.
Bizlere düşen ise savaşın demokratik bir çözüme
evirilmesi, demokratik bir buluşma temelinde yeni ve demokratik bir
anayasanın yapılmasıdır. Böyle bir ortam sağlanamamışken Yapılan anayasa
değişikliği referandumuna takılıp kalmak, halkın demokratik anayasa
arayışına ve bu temelde yaşanan çatışmaları görmezden gelmeyi
getirmektedir. Unutulmamalıdır ki Demokratik bir anayasa halkların
iradesinin buluşmasıyla oluşur. Bu buluşmalar ise bu gün olduğu gibi zaman
zaman zorlu çatışmaların sonucunda ortaya çıkar. Bir ülkenin yurttaşları
ile devleti arasında bir çatışma yaşanıyorsa veya aynı ülkenin yurttaşları
arasında ortak yaşam veya ayrışma temelinde sorunlar yaşanıyorsa, bu
anlaşmazlık ortamında bir anayasanın oylamaya sunulması, yaşanan
anlaşmazlığı yok saymak ve tarafların rızası olmadan topluma belli bir
hukuku dayatmaktır. Bu referandum topluma rağmen topluma dayatılan bir
referandumdur.
Demokrasi güçleri böyle bir dayatma karşısında esas
olarak demokratik bir yaşam konusunda toplumsal ortaklaşmayı esas alan
demokratik bir zeminde savaşın sonlandırılmasını istemeli ve bu temelde
demokratik bir anayasa çağrısı yapmalı, AKP nin dayattığı ve toplumda hiç
bir karşılığı olmayan
bu referanduma taraf olmamalı ve referandumu protesto
etmelidir.
Bu eksende BDP ‘nin boykot çağrısı evet veya hayır
seçeneği karşısında bir anlam içerebilir. Boykotun içeriği halkın hukuk
arayışı temelinde doldurulmalıdır. Bununda adı demokratik özerklik veya
demokratik anayasadır.
Referanduma sunulan anayasal değişiklikleri seçim barajının
indirilmesi veya partilere devletsel mali destek gibi konularla şarta
bağlamak Boykot’un demokratik anayasa istemi ile ilişkisini
koparmaya hizmet etmektedir. Kürt demokrasi mücadelesi ve bu temelde
yaşanan savaş Kürtlerin Türk devlet hukukuna ve parlamentosuna tabi olması
için değil, ortak bir vatan ve ortak bir hukukun yaratılması için
yaşanmaktadır.
Önceliğimiz referandum değil, savaşın anlaşma zemininde
sonlandırılması olmalıdır. Önceliğimiz toplumsal mutabakatı sağlayacak
toplumsal
hukuku oluşturacak çelişkilerin bir an önce çözülmesi ve demokratik bir
barışa ulaşma olmalıdır. Bırakınız toplumsal mutabakatı tırmanan savaş
içerisinde toplumun giderek farklı ve karşıt olarak çatışma temelinde
biçimlenmeye başladığı bir dönemde anayasa referandumu yapmak ciddiyetsiz
ve hukuktan çok süreci geçiştirici oyalayıcı ve toplumu daha fazla
ayrıştırıcı bir rol oynamaktadır. Böylesi bir referandumun toplumda
kalıcı bir sözleşme
görevi görmesi mümkün değildir. Aksine toplumsal çatışmanın son bulmasını
sağlayacak çözüm sürecini ertelemeye hizmet edecektir.
Toplumsal farklılıkların bastırıldığı yok sayıldığı
ülkemizde hiçbir dönem toplumsal bir sözleşme niteliğinde bir anayasa veya
hukuk uygulanmamıştır. Değişik tarihlerde anayasa niyetine birçok yasalar
çıkarılmıştır. Ancak Türkiye’de faşist’te olsa hiçbir zaman
uygulanan bir hukuk bir kurallar bütünü oluşmamıştır.
Türkiye, İktidardakilerin keyfiyeti üzerinden
yönetilmiştir. Yasalar batıda farklı doğuda farklı, sınıflar arasında,
mezhepler arasında, hatta bireyler arasında farklı yorumlanıp
uygulanmıştır. Bu keyfiyetçi yaklaşım Türk hukuk sisteminin esasını teşkil
etmiştir. İşte bu nedenledir ki, anayasalar ve hukuktan önce hâkimler
önemli hale gelmiştir.
Demokratik hukuk toplumlarında hâkimler veya savcılar sadece yasayı
uygulamakla yükümlü kişilerdir. Ama Ülkemizde yasalar uygulanmadığı
keyfiyetin egemen olduğu için hâkimler ve savcılar önem kazanmışlardır
Bugün AKP ‘nin referandumunun kilit noktası da hâkimler ve
savcıların kim tarafından atanacağı sorunudur. Referandum yasaları değil,
hâkim ve savcıların sahiplerini belirlemeye
kilitlenmiştir.
Özü toplumsal sözleşme olan Anayasa için bir referandum,
toplumsal çelişkilerin savaşa evirildiği ve hiçbir uzlaşmanın, hatta
diyalogun olmadığı koşullarda yapılmaktadır. Böyle bir anayasa
referandumunun ciddiyeti yoktur. Referandumun ciddiyeti olmamasına rağmen
demokrasi güçlerinin bu referandum üzerinden ayrışması kabul edilir bir
şey değildir. Bu nedenle diyoruz ki referandum değil, savaşa kilitlenmek,
Toplumun demokratik bir barış ve uzlaşı içerisinde buluşmasına katkı
sunmak demokrasi güçlerinin öncelikli görevidir.
Herkesin zevkle oynadığı oyunlar burada! Araba yarışları, Barbie
oyunları, savaş oyunları ve daha fazlası için hemen tıklayın!
--
- Diwanxane, platformek azad u serbixwe; koma hemi Kurda ye. Diwanxane grubeke
ideolojik nine. Li ve dere demokrasi serdest e; hemu Kurd dikarin bir u ramanen
xwe bi serbesti binin ziman. Lebele di nava me de heqaret u rexneyen reshkirine
qedexe ne. Ji kerema xwe, hevalen ku Kurdi dinivisin, dixwinin an ji teze hin
dibin; ki dibin bila bibin, deweti Diwanxane bikin.
- Diwanxane; en genis katilimli, ozgur Kurd mail grubu. Her yazinin hukuki
sorumlulugu yazarina aittir. Kurd milliyetciligi esas alinir. Her inanisa, her
millete saygili olan bu BAGIMSIZ grupta ideolojik kaba propagandalara sicak
bakilmaz. Imlasi, anlatimi savruk; saldirganlik ya da siddet iceren gereksiz
mailler onaylanmaz. Kurtce mesajlara oncelik taninir. MODERATORLER: Serger
Barî, Xanim Rojda, Mihemed Rojbin ANA SAYFAMIZ:
http://groups.google.com.tr/group/diwanxane