09.08.2010 da yayınlanan makalemdir

TÜRK MEDYASINA BİRŞEYLER OLUYOR!

M. Latif YILDIZ 

            1971
yılından beri günlük tutarım. 25 yıldır gazete kupürleri ve internet ortamında 
Kürt
sorunu konusunda bazı haber ve yazarları toplarım. Belki bir gün bu sorun
çözülür de bir kitap yazarım diye. Ne yazık ki egemenler ve Türk medyası bu
satırları yazdığım ana kadar bana bu fırsatı vermedi.

            25
yıldır "Kürt sorunu" ve etrafında olup bitenler konusunda Türk medyasının büyük
çoğunluğu inkâr ve imha çerçevesinde milliyetçi, militarist, ulusalcı, ırkçı
görüş ve çözümden başka öneri getirmedi. Ümidimi yitirmiştim ki artan olaylara
rağmen son günlerde medyada bazı isimler şaşırtan görüşler ortaya atıyorlar.
Şayet iyi polis, kötü polis rolü değilse ve samimiyet varsa "Türk Medyasına bir
şeyler oluyor!" diye umutlandığımı itiraf edeyim.

            Nasıl
mı?

            2
köşe yazarının işlediği konuları yerim elverdiği kadar gündeme getirerek
sizlerle paylaşmak ve "Bir şeyler oluyor mu, olmuyor mu?" görüşümü takdirinize
sunmak istiyorum.

BAYDEMİR'İ ANLAMAYA ÇALIŞMAK

            Radikal
gazetesinden Tarhan Erdem'in yazısıyla giriş yapalım.

            5
Ağustos 2010 tarihinde yazdığı "Baydemir'i anlamaya çalışalım" başlıklı
yazısında bakınız neler yazmış:

"Baydemir; "...Peki
demokratik müreffeh bir Türkiye nasıl olacak?" diye sorduktan sonra devam
ediyor; "Özerk Doğu Karadeniz olacak, Özerk Orta Karadeniz olacak, aynı zamanda
Özerk Kürdistan olacak". 

Sonra özerkliği
anlatıyor: "Demokratik özerklik projesinde TBMM var. Asla buna bir itiraz yok.
İstiklal Marşı okunmaya devam edecek. Türk bayrağı Türkiye'de dalgalanmaya
devam edecek buna da hiçbir itirazımız yok. Ama bununla birlikte her bölgede,
bölgesel parlamento olacaktır. Bölgesel parlamentolardan bir tanesi de,
Kürdistan Bölgesel Parlamentosu olacak".

...Sayın
Baydemir'in tanımladığı yerinden yönetim, 1995'de bir grup arkadaşla
'Demokratik Cumhuriyet Programı'nda tanımladığımızdan daha özerk değildir.
Okuyucularım öneriye önyargısız bakmalıdırlar.   

...Baydemir,
Avrupa Yerinden Yönetimler Özerlik Şartı'nın öngördüğü, bütün uygar ülkelerdeki
yönetim modelini anlatmaktadır. 

...Onun sözlerini
anlamaya çalışmayı yararlı görüyorum! "

xxx  

BAŞINI KUMA GÖMEN DEVLET

Fatih Çekirge 31
Temmuz 2010 da " Başını kuma gömen devletin tarihi hatası" ile şaşırtan ve Türk
Medyasına bir şeyler oluyor dedirten ilk yazısında şunları yazmıştı:

"Başını kuma
gömen bu devletin tarihi hatasındadır... Nasıl mı?" 

Biraz geriden
başlayarak anlatayım...

Ellerindeki
pankartlarda; "halkların kardeşliği" yazıyordu...

Aralarında
öğrenciler, doçentler, profesörler, işçiler vardı. Yürüdüler, sokakları
geçtiler, Kızılay Meydanı'na geldiklerinde polis önlerini kesti... İlk copu
"halkların kardeşliği" pankartını taşıyanlar yedi...

Polis öylesine
dövdü ki... Sonra gözaltılar, işkenceler...

Peki, "Halkların
kardeşliği" pankartını niye taşıyorlardı?

1970'li
yıllardı. Doğu ve Güneydoğu'da Kürtlere yönelik bir "etnik tahrik mekanizması"
işliyordu. Ve bu mekanizma özellikle gençleri ciddi şekilde etkiliyordu. Buna
karşı Kürt kimliğini reddeden, hatta o kimlikte direnmeyi anarşi olarak
algılayan bir devlet vardı. O dönemin aydınları da çare olarak Kürt halkının
varlığının kabul edilmesini ve etnik milliyetçilik yerine kardeşçe bir yaşamı
öneriyordu...

Pankartın mesajı
şuydu:

"Türk ve Kürt
halklarının varlığını kabul ediyoruz. Ama bu bir etnik milliyetçiliğe
dönüşmemelidir."

...Niye açılıyordu
bu pankart... Bir mesajdı. Bir uyarıydı. Halktan, aydınlardan, sokaktan gelen
bir uyarı... Silah yoktu, mayın yoktu, dağa çıkma yoktu. Yalnızca bir uyarı...

Ama ne yazık ki,
kafasını kuma gömmüş olan devlet bu mesajı anlamadı. Ankara'da gösterişli makam
araçlarından inen kelli felli adamlar "Devlet büyüktür" nutukları attılar.
Askerle, polisle bu tartışmayı bastırdılar...

Pankartları
okuyacağına pankartı taşıyanı dövdüler, hapsettiler..

Üniversiteleri
sindirdiler. Öğretim üyelerini kırdılar, soran, düşünen sorgulayan öğrencileri
biçtiler...

Ve bu av öyle
bir hal aldı ki, bir ya da iki kuşağa karşı bir "zihniyet soykırım"ına
dönüştü... İki kuşak koptu birbirinden...

İşte şimdi
bugündeyiz. Ve pankart açmak ne kelime, kan kusuyoruz. Ve şimdi o devlet bir
zamanlar, dayaktan, elektrikli işkenceden geçirdiği o pankartın yanına
geliyor...

Ve hiçbir şey
olmamış gibi, 30 yıl önce dayaktan kırıp geçirdiği "halkların kardeşliği"
pankartının altına girip "kardeşlik projesi" diyor....

Ama böyle içi
boş kardeşlik olmuyor. 

Bakıyorum şimdi
Hatay'daki olay için de 'Kökü dışarıda' ve 'Provokasyon' diyor.

Yani hâlâ
görmüyor. Anlamıyor...

Bastırarak,
susturarak, hapsederek, yol keserek olmuyor...

Devletin tarihi
sağırlığı işte böyle bir şey.

Avazınız çıktığı
kadar bağırsanız, o sağır kulak duymuyor...

            xxx  

SİZDEN KORKMUYORUM ÇÜNKÜ...

Ve Fatih
Çekirge'nin 3 Ağustos'ta "sizden korkmuyorum çünkü..." başlığı ile 2. yazısına
göz attığımızda çok farklı, çarpıcı açıklama ve söylemler ile karşılaşıyorsunuz:

"YILLARDIR
göğsümüzü yumrukluyoruz... 

Ağzını
açana, soru sorana, bir farklılığı konuşana, "Şöyle de bir şey var" diyene
damgayı vuruyoruz...

Bölücü, hain...
Vatan haini... Satılmış. Kanı bozuk, İşbirlikçi...

İşte böyle
korkuttular bizi... Ve bu korkuyla 25 yılda Türkiye'yi bir "dikenli tel 
Cumhuriyeti"ne
çevirdiler...

...Kim soru
sorduysa vurdular... Korkuttular bizi...

Ve geldik
bugüne...

ŞEHRE GİREMEZSİNİZ VEKİL
BEY

Bu korku takvimi
yüzünden şu içine düştüğümüz çelişkiye bir bakın...

Meclis'te grubu
bulunan bir partinin genel başkanı ve bazı milletvekilleri Hatay'daki olayları
incelemeye gidiyorlar... Ama valisi, askeri, polisi barikat kurup engelliyor. 

Siz ne derseniz
deyin, BDP bu ülkenin Meclis'te grubu bulunan bir siyasi partisidir.

Yani seçilmiştir ve meşrudur...
Birinden birisine inanacağız. Meclis ya vardır ya da yoktur...

...İster
kızın, ister delirin. İster sinirden çıldırın ama manzara bu...

...Ve
soruyorum:

"Üniversitelerimiz
neden susuyor."

- Sivil toplum
kuruluşları nerede? Nerede TÜSİAD, TOBB?

O yüzden diyorum
ki:

Yalnızca
silahla, olağanüstü hal ile çözemezsin. Halka güveneceksin, anlatacaksın..

Evet, bunları
yazmaktan korkmuyorum çünkü bu memleketi çok seviyorum..."

            Peki,
bunları söylemek ve yazmak, Kürt sorununun gerçekten ne olduğunu anlamak için
bu kadar zamanın geçmesi ve bu kadar canın toprağa verilmesi gerekiyor muydu?

                                          

-- 
-  Diwanxane, platformek azad u serbixwe; koma hemi Kurda ye. Diwanxane grubeke 
ideolojik nine. Li ve dere demokrasi serdest e; hemu Kurd dikarin bir u ramanen 
xwe bi serbesti binin ziman. Lebele di nava me de heqaret u rexneyen reshkirine 
qedexe ne. Ji kerema xwe, hevalen ku Kurdi dinivisin, dixwinin an ji teze hin 
dibin; ki dibin bila bibin, deweti Diwanxane bikin. 
 -  Diwanxane; en genis katilimli, ozgur Kurd mail grubu. Her yazinin hukuki 
sorumlulugu yazarina aittir. Kurd milliyetciligi esas alinir. Her inanisa, her 
millete saygili olan bu BAGIMSIZ grupta ideolojik kaba propagandalara sicak 
bakilmaz. Imlasi, anlatimi savruk; saldirganlik ya da siddet iceren gereksiz 
mailler onaylanmaz. Kurtce mesajlara oncelik taninir. MODERATORLER: Serger 
Barî, Xanim Rojda, Mihemed Rojbin ANA SAYFAMIZ: 
http://groups.google.com.tr/group/diwanxane

Cevap