KÜRT SORUNU PLATFORMU DEĞERLENDİRMESİ


Yakup Aslan



 
[email protected]


Özgür-Der Diyarbakır şubesi 24-25 Temmuzda 30 yakın konuşmacının
katıldığı bir "Kürt Sorunu Formu" düzenledi. Değişik İslamcı
çevrelerin soruna yaklaşım şeklini yansıtan konuşmalarda,
Müslümanların olaya bakış şekli ve bu modelden kaynaklanan çözüm dili
arayışları salona hakim oldu. Değişik ülkelerden de katılımın olduğu
forumda, her bir konuşmacı değerli görüşler sundu. Küçük polemikler de
olmadı değil. Üçüncü konuşmacı olarak kürsüye gelen "Kelha Amed"
editörü Av. Necat Özemir, Kürtçe yaptığı konuşmasının sonunda geçmişe
atıfta bulununca, PKK yanlısı ve farklı İslami kesimlerin ortak
tepkisiyle karşılaştı. Bazı dinleyicilerin salon dışına çıkarılmasının
ardından Özdemir'in "rejim, Kürtleri PKK'lı ve Hizbullah ismi altında
birbirine kırdırdı" şeklindeki ortamı yatıştırıcı konuşması, gelen
tepkileri bertaraf etme amaçlıydı. Çıkan tartışmayı haber yapan Vakit
gibi gazeteler ise, konuyla ilgili temennilerini haber haline
getirerek, "PKK formu bastı" şeklindeki bir ifadeyle Türkiye'deki
önemli bir bakış açısını ortaya koyuyordu. Bu sıcak ortamda kürsüye
gelen Sıdkı Zilan ise, ortamı yatıştırma ve bundan dolayı da kendi
tezlerini istediği gibi ortaya koyamama gibi bir şansızlıkla karşı
karşıya kaldı.
         Konuşmacıların tamamı, kendi açılarından sorunun tanımını ve
çözümle ilgili önerilerini dile getirdiler. Daha çok İslami kesimin,
taban ve taraftarları ikna çalışması şeklinde gelişen form konuşmaları
arasında "gelenekleşen paradigmaya yönelik eleştiriler"le birlikte,
farklı çözüm teorileri de ortaya atıldı. Kaçınılmaz olarak, her
konuşmacı kendi kültürel birikimi, geldiği çevre veya içinde bulunduğu
cemaatin şartları ve düşünce yapısına göre çözümler sundu. Durum böyle
olunca, Kürdistan'da önemli bir entelektüel birikimin farklı tezler
ortaya koymasıyla, "Pirsgireka Kurd" daha girift ve çözülmesi zor bir
düğüm haline dönüştü. Zihin açıcı, ufuk genişletici konuşmaların
yanında, mahalle kültüründen kurtulamayan konuşmacılar da yok değildi.
Samimi ve yoğun çabasına rağmen kabuğunu kırmayıp, tekrardan
kurtulmayanlardan biri Abdurrahman Dilipak'tı. İroni yapmak için
kürsüye geldiğini söyleyen Abdurrahman Dilipak, ortaya konan ortak
aklı erozyona uğratıcı ifadelerle çözümü sulandırma geleneğine devam
etti. Satır aralarında birçok konuya temas etmeye çalışan Dilipak,
samimi olarak sorunların çözümünde ortaya koyduğu çabalara da işaret
etti. İyi de etti. Bununla birlikte, ironi yapmasının veya polemik
konularına tevessül etmesinin asıl sebebinin, bölgedeki sorunlara
yabancılığından ve yeterince sağlıklı diyalog kuramamasından
kaynaklandığı açık bir şekilde görülüyordu.
Diyarbakır'a, batı şehirlerinden gelen veya batı merkezli düşünceleri
tercih eden konuşmacıların büyük bir bölümünün, samimi gayret ve
sorumluluk hissi içerisinde olmalarına rağmen, bölgenin gerçeklerinden
uzak oldukları görünümünü verdiler. Bazı konuşmacıların da hamasi
yüklü konuşmalar yapması ve geçmişten beridir devam eden polemiğe
dönüşmüş "gerçek çözüm kardeşlik ve ümmet bilinciyle olacaktır"
şeklindeki rota belirleyici ifadeler, olaydan ne kadar uzaklarda
seyredildiğinin en bariz örneği olarak panele damgasını vurmaktaydı.
İçi kutsal korsanlarca boşaltılmış kavramlarla savunma mevzilerine
sığınanlarca, Kürt Sorunu gündeme geldiği her zeminde Kürtlerle
birlikte, Çerkezlerin, Abazaların, Gürcülerin, Çingenelerin ve başka
aidiyetlerin haklarını gündeme getirilmesi de sadece olayı yozlaştırma
ve sulandırma gayretlerinden öteye gitmemektedir. Özellikle Dilipak
gibi panelistlerin sıkça bu ucuz edebiyatlara tevessül etmesi de,
bölgenin sıcak şartları içerisinde yaşayan Müslüman Kürtlerin duygusal
tepkilerine vesile oldu. Açık olan bir şey var. Onlar farklı
şartlarda, gündemlerde, etkileşimlerde, iletişimlerde inşa oluyorlar
ve sıcak ortamın dışında yaşıyorlar. Dolayısıyla bizim yaşadıklarımızı
anlayamazlar. Daha açık anlatayım. Beş yaşındaki çocuğumla çarşıda
yangın ve gaz bombalarının, taciz ateşlerinin arasında kalmanın nasıl
bir duygu olduğunu tarif etmem zordur. Daha iki gün önce Hakkari'de
beş önemli resmi mekana -Depin Köprüsü'nde birkaç günahsız insanın
öldürülmesine misilleme olarak- düzenlenen taciz ateşi sonunda kopan
kıyamette, beş yaşındaki çocuğumun evin içerisinde kurşunlardan
korunmak için askeri disipline uyarcasına, feryatlar içerisinde
sürünerek hareket etmesini, yere yatmasını ve patlamalar neticesinde
nasıl bir psikolojik travma yaşadığını izah edebilir miyiz? Bunu
anladığımız an, neyin argümanlarıyla konuşmamız gerektiğini de
anlarız. Üzerimizden atamadığımız ve yasını tutamadığımız
travmalarımızı, sorunun uzağında olanlara anlatmak kolay değil. Şiddet
sarmalı içerisinde bocalayan Kürdistan Müslümanları, bir taraftan
mevcut gelenekselleşen paradigmaya teslim olmaktan başka bir
seçenekleri olmadığına ikna edilmek istenirken, diğer taraftan
adaletsiz ve eşit olmayan bir kardeşliğe davet ediliyorlar.
         Böylesine devasa bir sorunla ilgili olarak, bazı
konuşmacıların gelenekleşen ve kelimesi kelimesine geçmişte
söyledikleriyle aynı olan önceki ironi yüklü konuşmalarının,
bilinçaltından bağımsız olmadığı bilinen bir gerçek olmakla birlikte,
sıcak çatışmaları yakından teneffüs eden bazı konuşmacıların sorunun
can alıcı kısmını dile getirmedikleri de söylenemez. Geçmişe oranla
daha özgür bir platformda süren panelin, tabanı iknaya yönelik olmanın
yanında, çok farklı bir tartışma zemini oluşturması da dikkat
çekiciydi. Çözüm konusunda daha geniş bir ufkun açıldığı da
söylenebilir. En azından, Müslümanlar çekinmeden düşüncelerini,
dillendirdiler ve önlerine konulan sağcılık ürünü olan kutsal
mayınlara basa basa, Kürt Sorunu'na 'İslamî Çözüm' söyleminin doğru
olmadığı ve İslamî kaygı ve sorumluluk sahibi kimselerin bu tür
tanımlamalardan kaçınmaları konusunda daha dikkatli davranmaları
gerektiği söylenebildi. "Kürtlere anadili, konuşma hakkı verildiğinde
bunun İslamca'sının nasıl olacağının?" sorulması da -eleştiri
sınırlarının ihlal edildiği- endişelerini kendisiyle birlikte
getiriyordu.
Forumun Kürt illerinden gelen katılımcılarının yaklaşım ve tespitleri
ise bölgenin şartlarına ve gerçeğimizin ruhuna daha uygun bir görüntü
çizdi. Özellikle Doç. Ahmet Yıldız, Prof. Dr. Kadri Yıldırım, Şeyhmus
Ülek, Sabiha Ünlü, Molla Süleyman Kurşun, Fuat Değer ve Ali Bapir'in
sunumları Kürt Sorununun mahiyetini daha iyi yansıtan kuşatıcı
sunumlardı. Fuat Değer, konuşmasının son bölümünde içinde yaşadığımız
sorunun çözümü konusunda takınılan tavrı eleştirerek "İslamîlik
vurgumuz, yıllardır bu soruna uzak duruşumuz ve inisiyatif almayışımız
ile lekelenmiştir." dediği konuşmasının son bölümünde şöyle devam
ediyordu:
"Şimdi, bugün geldiğimiz nokta itibarı ile bazı rahatlamalar
gözlenmekle birlikte, bir bütün olarak "Kürt Sorunu" bütün şiddeti ve
sancıları ile devam ediyor. Devletin yapması gerekenler hemen hemen
herkesin söylediği şeylerdir. Burada devletin dışında toplumsal
iddiaları olan ve kendilerini İslam referansı ile ifade eden sivil
toplum teşekkülleri ve halk tabanı bulunan kanaat önderlerine çok ama
çok ciddi görev ve sorumluluklar düşmekte. Açık konuşalım: İslamîlik
vurgumuz, yıllardır bu soruna uzak duruşumuz ve inisiyatif almayışımız
ile lekelenmiştir. Güven problemi mevcut. Bu güveni kazanabilmek ve
geçmişte yaptığımız hataları yapmamak, özgür ve bağımsız bir zihin ile
meseleleri objektif değerlendirmek için yeni bir sürecin içinde, hatta
başındayız."
Sabiha Ünlü, sorunun çözümüyle ilgili ciddi birikimleri olan
insanların görmezlikten gelinmesinin toplantıya gölge düşürdüğünü
vurguladığı konuşmasında, Kürtlerin acılarının dahi susturulmak
istendiğini belirtti. "Bosna'daki sorunu bir Boşnak'ı getirip
dinleyerek, Çeçenistan'dan Çeçen getirilip dinleyerek sorun
anlaşılmaya çalışılırken, aynı şey Kürdistan için yapılamıyor."
şeklinde ince bir eleştiri yapan Ünlü, olaylara adalet ilkelerine
uyularak yaklaşılmasının zaruretine işaret etti.
Rejimin Kürtleri yok sayması, görmezlikten gelmesi, acısını bloke
etmesi, sesini duymazlıktan gelmesi/dinlememesi, küçümsemesinden daha
çok İslami sorumluluk sahibi olanların, aynı tavrı takınmaları
toplumda rahatsız edici tepkilerin oluşmasına yol açmıştır.
Dolayısıyla bu gerçekle yüzleşmiş olanlar, daha duygusal ve tepkisel
bir psikoloji içerisinde oluyorlar. Süleyman Hoca, mazlumiyetin en
duygusal örneğiydi.
Toplantıya damgasını vuran konuşmacılardan bir diğeri de Süleyman
Kurşun'du. Sorunların içinde yaşadığını, sorunlardan dolayı büyük
sıkıntılar çektiğini söyleyen Kurşun, Müslümanların vahşete duyarsız
olmasının kardeşlik hukukuna uymadığını hatırlatarak, "Kürdistan
kelimesini bile kullanmaktan kaçınanların sorunu teşhis etmede
söylenin her çözümü ırkçılıkla suçlamalarının haksızlık olduğu"nu
söyledi.
Forumda en çok bahsi edilen mevzu İslami kesimin, Kürt Sorununa
muhataplığı ve İslami çözüm retoriğiydi. Her iki konuda da birbirinden
farklı duruşlara, görüşlere yer verilen panelde, farklılıklarının
zenginlik olduğu kanıtlanmış oldu. Tezlerinin doğruluğunu
savunanlardan bir kesim, Müslümanların da sorunda taraf olma hakkına
sahip olduklarını ve çözümün ancak İslami olabileceğini savunurken,
bazı konuşmacılar da bu duruşun gerçekçi olmadığını anlatmaya çalıştı.
İslami kesimin muhataplığı ve İslami çözüm ne anlama gelmektedir ve
hangi içeriğe sahiptir? Yaşanan zihin bulanıklığının temelinde böyle
bir soru yatmıyor mu?
Katılımcılardan bir kısmının bu minvalde söylediği, Müslümanların
söylemleri ile eylemleri arasındaki tezatlığı gösteren ve İslamcıların
yanlış durum tespitlerine İslami kılıf giydirme girişimlerine yaptığı
atıflar çarpıcı ve cesur yaklaşımlardı. Bu çelişkiye şu cümlelerle
işaret ediliyordu: "İslami söylemle ortaya çıkanların, eylemlerinin de
İslami olması gerekir. İslam bir din bir yol haritasıdır, bir eylemin
İslami olabilmesinin o eylemin başına ille de İslam ibaresinin yazılı
olmasıyla olmaz, bir eylemin İslami olabilmesinin koşulu içeriğinin de
İslami olmasıyladır."
Her soruna "İslamilik yaftası arayışları"nın ahlaki olmadığı ve
İslamcılığı tüketme anlamında algılanması gerektiği şeklindeki -
kimileri içi yeni olan- tezler, belirli kesimler tarafından
Müslümanlara kızıp, İslam'ı çözüm denklemlerinin dışına atma
yanlışlığı olarak değerlendirirken, yapılan itirazlar, mahalle dilini
sorgulamaya ihtiyaç olmadığı savunmasıydı. Osmanlıdan beridir devam
eden ve Yeni Osmanlıcı Hareketin altını çizerek sürekli bir şekilde
gündeme getiren ve bu hareketin öncülüğünü yapan Mehmet Güney, Mustafa
İslamoğlu ve Bülent Yıldırım gibi isimlerin canlı tutmaya çalıştığı
İslam kardeşliği ve ümmet bütünlüğü kavramlarının, bu toprakların
yetimlerine kurtuluş reçetesi olarak sunulması ve bu çizgiyi aşanların
eksen kayması gösterdiğini savunmaları, insana "hayret bir şey!"
dedirtecek kadar itici, erdemsizce ve yavan geliyor.
Kürt Sorununa çözümün, tamamen insani bir sorun olduğunu savunmakla,
İslam'ı devre dışı bırakma farklı şeylerdir. Müslüman'ın sorumluluğunu
yerine getirmemesinin, adaletsizlik ve eşitliğin aracı haline
getirilmiş kalıplaşmış ve içi tamamen boşaltılmış etiketlerle,
insanları belli kalıplara sokma yolunda savunma aracı haline
getirilmesi sığlık örneğidir. Kalıplaşmış mahalle diline alışmış
olanlar, yapılan yanlışları eleştirmenin Müslümanlar için büyük bir
kazanç olduğunu gördükleri an, giderek keskinleşen savrulmaların ne
anlama geldiğini daha iyi anlayacaklardır. Bunun ilk adımı,
milliyetçilik ile hak ve eşitlik esasına dayanan hakları talep etmenin
aynı şeyler olmadığını anlamadan geçer. Bunu başarabildiğimiz
taktirde, hangi zihniyetin argümanlarıyla konuştuğumuzu da
anlayacağız.
Samimi olunması durumunda, çözüm zor bir olay değil, en başta İslamî
sorumluluk ve kaygı taşıyanlar duruşlarında samimi olmalıdırlar.
Gerçeğimizi eleştirdiğimizde, milliyetçi argümanlarla suçlama ahlakını
terk etmedikçe de samimi olduklarında inandırıcı olamazlar.  En
azından, gecikmiş olduğumuz bu duruşun içini sulandırmaktan, olayı
yozlaştırmaktan uzak duralım. Adalet ve eşitlik dilini ortak dilimiz
haline getirelim. Eşitlik ve adalet temelleri üzerinde Türk
kardeşlerimiz neye sahipse Kürtler de o haklara sahip olmalıdırlar.
Neticede bu hakları bize veren Allah'tır. Hiç birimiz kuşdiliyle
konuşmuyoruz. Otuz yıldır şiddet ve yüzyılı aşkın bir süredir bu sorun
var ve biz belki de Gazze çıkarması çevresinde çıkarılan gürültüyle,
bugünkü uyanışı ve sevindirici duruşu sergiliyoruz. Taksim'de
düzenlenen gösteriyi ve Diyarbakır 'Kürt Sorunu Platformu'nu bu samimi
yaklaşımların ürünü olarak görüyor ve bunun devamında çekincelerimizin
yerini samimi diyaloglarımızın aldığı daha sağlıklı adımların
geleceğini ümit ediyoruz.
Son olarak, sorunu ilk önce kendi beyinlerimizde çözüme kavuşturalım.
Çözüm, onurlu ve adaletli bir kardeşliktir. Ümmetin açılımı da bu
şekilde olduğunda hiçbir sorunumuz kalmayacaktır.

http://www.ufkumuz.com/yazar_2724_202_KUumlRT-SORUNU-PLATFORMU-DEGERLENDIRMESI.html

-- 
-  Diwanxane, platformek azad u serbixwe; koma hemi Kurda ye. Diwanxane grubeke 
ideolojik nine. Li ve dere demokrasi serdest e; hemu Kurd dikarin bir u ramanen 
xwe bi serbesti binin ziman. Lebele di nava me de heqaret u rexneyen reshkirine 
qedexe ne. Ji kerema xwe, hevalen ku Kurdi dinivisin, dixwinin an ji teze hin 
dibin; ki dibin bila bibin, deweti Diwanxane bikin. 
 -  Diwanxane; en genis katilimli, ozgur Kurd mail grubu. Her yazinin hukuki 
sorumlulugu yazarina aittir. Kurd milliyetciligi esas alinir. Her inanisa, her 
millete saygili olan bu BAGIMSIZ grupta ideolojik kaba propagandalara sicak 
bakilmaz. Imlasi, anlatimi savruk; saldirganlik ya da siddet iceren gereksiz 
mailler onaylanmaz. Kurtce mesajlara oncelik taninir. MODERATORLER: Serger 
Barî, Xanim Rojda, Mihemed Rojbin ANA SAYFAMIZ: 
http://groups.google.com.tr/group/diwanxane

Cevap