Sevgilimi buldum!

Güneş kısa bir süre önce batmıştı. Cumhuriyet devrinden kalma yollara 
dayanamayan bir yarım otobüste yolculuğa başladı. Yönü güneşin doğuşu. Şoför 
kibrit kutusuna benzeyen aracın gaz pedalını kapatmış olmalı. Bazen cam düştü 
düşecek gibi oluyor çünkü.
Yolun kuzeyindeki tepelerin üstünde duran ufuk çizgisini gün batımı hareleri 
siluet gibi çizmişti. Az yukarı kaldırınca başını, buz gibi otobüs penceresinin 
camından tek başına duran akşam yıldızını gördü. Karanlığın içini delen bu ışık 
noktası sanki bir tek onu gözlüyordu.
Yalnızdı. İkisi de yalnızdı. Karanlık rüya gibi girdi ruhlarına. Ama dışarıda 
sert bir rüzgâr cam diplerindeki boşluklardan uğultuya dönüşüyor ve 
rüyalarından irkiliyorlardı. Otobüs farlarından yayılan ışıktan görünen yol 
kıyısında bir sert rüzgârın estiğini anlıyordu. Kurumuş bitkilerin 
yapraklarını, kökleri savrup duruyordu. Mevsim güzdü.
Suya atılan taşın etrafında halka halka büyüyen daireler gibi çoğaldı hülyaları 
ve düşlerinin arasına daldı.
Akşamdı, gök kapkaranlık bir çarşaf ile örtülmüştü, akşam yıldızı bir tek delip 
ışıtıyordu durduğu yerden. Otobüs yol alıyorken çatırdıyordu her bir yeri, 
yolcular sessiz bir yorgunluğun ya da birkaç saat sonra varacakları evlerinin 
düşü içindeydi kim bilir.
Yıldız bıkmadan ona bakıyordu.
Yol uzadıkça, otobüs yol aldıkça oda eşlik ediyordu. Akşam geceye davetliymiş 
gibi süslenmişti. Bir başka yerde aşklar patlıyordu belki zamana. Belki 
fahişeler dünyaya babasız bebekler getiriyordu. Belki çocuklar vuruluyordu 
orduların silahından. Belki çılgınca sevişiyordu bu akşamın başka yerinde 
aşıklar. Açlıktan bitap düşenler vardı belki başka başka yerlerde. Kim bilir 
bir kadeh şarap için milyonları hazinesinden bonkörce dağıtanlar vardı belki de 
başka yerlerde.
Ama burada bir akşam yıldızı ile ve başını soğuk bir otobüs camına dayayan 
adamın yalnızlıklarından doğan çığlıklar duyuluyordu. Bu otobüsün hasbelkader 
yolcusu, yolunu şaşırmış bir yıldızın buluşmasından ayrılığın o kapkaranlık 
halleri vardı. İçinden acıyla patlayan ayrılık sözleri ağzına bir volkanik 
dağın lav püskürtmesi gibi varıyor ve buharlaşıyordu otobüs camında. Parmağıyla 
yazıyordu yıldıza bakarak. Merhaba. Kuruyordu buhar camda. Bundan anlıyor ki 
yıldızda merhaba demişti.
Kim önce söze başlayacaktı. Bu bakışmalardan hangi dille tercüme hangi dille 
buluşulurdu bilinmez ama biri söze başlamalıydı merhaba faslından sonra.
Yurdunun kokusunda akşam yıldızıyla konuşacak biri varsa o yolcuydu.
İçinde ölen ne varsa surlarından aşşağı attı. Yaralı yüreğinden bir gırtlaklık 
ses verdi! Dedi ben konuşacağım.
Sen hiç âşık oldun mu dedi.
Yıldız dedi ki karanlığı delip aradığım şeyi sen de bilmesen kim bilir...
O ara konuşmanın arasına otobüsün teybinden yükselen Şivan Perwer'in sesi 
girdi. "Bûka delâl bûka me, bûka kûrdîstan / Destê xwe bêde min herin welatê 
xwe"
Tamda oraya gidiyordu, yani vatanına. Yıldızlar akşam akşam gelirdi. Sonra 
çoğalırlardı. Gökyüzünde bir parıltı, bir mercan deryası olurdu. Sevgili bir 
sıcak bulut gibi gözlerine düşerdi. Ağlaşırlardı.
Toprağa tane tane yağmur, yağmurdan sonra gökyüzüne yedi renk gelirdi. 
Kokulanırdı havada toprağın kalbi.
Kuşların dilini dinlerdi insanlar. Cıvıl cıvıl olurdu ağaçlıklar. Çığrış çığrış 
olurdu her yer. İnsan olanlar kuşdilini dinlerdi.
Yıldızları dinlerdi insanlar.
Bu arada Kurubaş Tepesini çoktan aşıp yokuşuna vurmuştu otobüs. Dışarıdaki 
rüzgâr delirip- kudurmuştu, beşik hesabı bir o yana bir bu yana sallıyordu 
otobüs. Yıldız hala bakışıyordu en tepesinde göğün. Sonra yavaş yavaş 
çoğaldılar. Biri orda dedi içinden yalnız yolcu. Aaa! Biri de şurda... Sonra 
hızına ulaşamadı çoğaldılar. Çoğalınca karanlığı aydınlattılar. Kendi 
dillerinin aydınlığıydı elbette.
Yurduna doğru yakınlaştıkça içindeki yalnızlık surlarında atılacak gibi oldu. 
Yalnız değildi çünkü.
Ana dilinin hazinesi saçılmıştı beyninin içinde. Çoğalmıştı.
Surlarından ölüm gibi yalnızlığı atmıştı otobüsten inerken ve ayağını yere 
basarken. Yürüdü biraz başını yukarı kaldırdı akşam yıldızı yoktu. El salladı. 
Bakındı etrafında ne varsa el sallıyordu yıldızlara.
Bağırdı sonra yıldızlara.
Sevgilimi buldum! Sevgilimi buldum!
                                          

-- 
-  Diwanxane, platformek azad u serbixwe; koma hemi Kurdan e. Komeke ideolojik 
nine. Li ve dere demokrasi serdest e; hemu Kurd dikarin bi rengeki azad bir u 
ramanen xwe binin zimen. Lebele di nava me de heqaret u rexneyen reshkirine 
qedexe ne. Ji kerema xwe re, hevalen ku Kurdi dinivisin, dixwinin an ji teze 
hin dibin; ki dibin bila bibin, deweti Diwanxaneye bikin. 
 -  Diwanxane; en buyuk Kurd mail grubu. Her yazinin hukuki sorumlulugu 
yazarina aittir. Kurd kultur milliyetciligi esas alinir. Her inanisa, her 
millete saygili olan bu BAGIMSIZ grupta kaba propagandalara sicak bakilmaz. 
Imlasi, anlatimi savruk; saldirganlik ya da siddet iceren mailler onaylanmaz. 
Kurd dillerindeki mesajlara oncelik taninir. MODERATORLER: Rojda Xanim, Serger 
Barî, Mihemed Rojbin. ANA SAYFA: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane

Cevap