Görsel medya parazitleri
Kurbanını kesti herkes, adağı olan adağını da adadı. Artık eve geçip biraz 
dinlenme vakti. Eş dost gelecek karşılamak gerek, bayramlaşmak gerek. Yanak 
yanağa dostluğu, sevgiyi, beden alışverişiyle yapmak icap eder.
Sevgiyle kurulacak bayramın, altını kan götürsede anlamında kaynaşmak, 
kucaklaşmak yatar.
Hayavanlar kurban edilmek için görücüye çıkarken, insanlarda kurbanlardan 
istifade etmeye çabalar. Kimi keserek, kimi kan akıtarak, kimi kestiği hayvanın 
etini dağıtarak, kimi o etten yiyerek istifade eder. Bir adalet terazisi 
kurulur böylece. Adaletin terazisi, yüzü suyu hürmeti içindir her şey.
Evet, bütün bu yorgunluklar, kucaklaşmalar, evin salonun başköşesindeki müdavim 
 TV nin açılmasıyla kendini başka bir havaya teslim ediyor. Dindar, insanların 
duygularını nasıl talan edeceklerinin hızı içindeki TV ler binbir şaklabanlık 
yapıyorlar. Adeta yarışıyorlar, birileri ak sakallı gibi görünen hayaletleri, 
biri çocuk figüranların çürük dişleri arasında yalvaran ifadeleri, birileri 
kadını ezip yok etmek için halden hale sokma yarışında.
Ağlayanların, kahır çekenlerin, diline verdikleri besmele ve dualarla bütün 
değer yargılarına saldırıp duruyorlar.
Ekranları boy boy yoksullukla, çaresizlikle, tecavüzle, ihanetle afişe ederek 
toplumu gerip, bir bir bireyleri köleleştirmek için acayip acayip diziler ile 
doldurmuşlar.
Yaşlıları, düşkünleri ve çocukları akıl almaz yöntemlerle ekran pazarında 
pazarlamak için ağızlarına verdikleri kelimeler ve cümlelerle insanlığın nasıl 
ayaklar altına alındığının belgesi niteliğinde olmasına karşın bunu pişkinlikle 
ve büyük bir patavatsızlıkla ekranın karşısındakilere satıyorlar. 
Onlar ekranın arkasında rol yaparken, ekranın önündeki anneleri, babaları, 
kardeşleri onların uyduruk hikayeleri karşısında kanıp vah! Vah! çekip 
paralanıyorlar. Dizleri parçalanmıyor sadece dizlerine vurdukları şamarla 
esasen dinden imandan olduk korkusuyla yürekleri paramparça oluyor, akılları 
karışıyor.
Zenginleri kötü, yoksulları çaresiz kılmakla bir adalet terazisi 
oluşturduklarını sanıyorlar. Yani onların biçtiği yargı kesinmiş gibi tasavvur 
ediyorlar. Aslında toplumu kamplaştırmak için dinsizce, imansızca planlar 
içinde oldukları azıcık gözlenirse anlaşılır.
Komşuluk ilişkilerine gölge düşürmek için, komşunun çocuklarını hırsız, cani, 
tecavüzcü olarak lanse ettirip aileleri yalnızlaştırmak ve kötü emellerinin 
odağına düşürmek kurgusu üzerinde dizilerini çoğaltıyorlar.
Bütün gösterimlerinde hayatı per u perişan edip insan hayatını sersefil 
portrelere dönüştürüyorlar.
Bir yandan da polisiye dizilerle polisleri melekleştirip, efsaneleştirmeyi 
sanat alanlarının içine taşıyorlar. Yani hangi TV yi açsanız bir polisiye dizi 
ya da yoksulluğun pençesinde debelenen insanların yardımına koşan cespervari 
hayaletlerin görüntüsüne mazhar olursunuz.
Madem diyesi tutuyor insanın. Madem bu kadar koruyan kollayan güç var 
etrafımızda İran'da peş peşe asılan onca insanı niye korumuyorlar. Yoksa 
İran'da yaşayan o insanlar müslüman değil mi? İnsan değil mi?
Suçu ne olursa olsun bir insan ölmeyi hak ediyor mu?
Hak ediyorsa bile vinç yükseltilerinde toplumun gözüne soka soka sallandırmak 
hangi akla, hangi mantığa, hangi vicdana, hangi kitaba, hangi dine sığıyor?...
Bu parazit görsel medya orada devlet eliyle işlenen ve din kılıfıyla örtülen bu 
cinayetleri hiç mi hiç görmüyor. Utanmazsa alkış tutacak.
Ya! Van-Başkale sınırında gün geçmiyor ki vurulan kürt gençlerinin durumu. Ya 
bu insanlığı utandıran ayıbı görmeyen medya! Ona ne demeli?
Sülük gibi yapıştıkları damardan kan emmeyi bıraksalar kuruyacaklar.
Gencecik çocuklar dar ağaçlarında, vinç uçlarında sallanıp, asker kurşunuyla 
hayatını kaybederken susmaları garipsenecek bir durum değil. Alışık olunması 
gelen bir geleneğin yapısının işleyişidir.
Onlar toplumu tepkisiz edebilmek için tasarlanmış mekanizmalardır. İşleyişleri 
bu örgütlülüğün içinde sürmek durmundadır. Başını kumdan kaldırsa kıçını 
görebilecek, yani başını kadırsa devletin olanakları kesilecek üzerlerinden.
Bu sessiz ve sedasız süren sömürü, bir savaşın bıraktığı enkazdan daha fazla 
enkaz bırakıyor ardına. 
Düzen çarklarını bu TV lerin eliyle insanların beynine sokuyor.
Sus denince susuyorlar. Kork denince korkuyorlar, ye deyince yiyorlar. Saldır 
denince saldıryorlar.
"Sen sağ ben selamet"                                     

-- 
-  Diwanxane, platformek azad u serbixwe; koma hemi Kurdan e. Komeke ideolojik 
nine. Li ve dere demokrasi serdest e; hemu Kurd dikarin bi rengeki azad bir u 
ramanen xwe binin zimen. Lebele di nava me de heqaret u rexneyen reshkirine 
qedexe ne. Ji kerema xwe re, hevalen ku Kurdi dinivisin, dixwinin an ji teze 
hin dibin; ki dibin bila bibin, deweti Diwanxaneye bikin. 
 -  Diwanxane; en buyuk Kurd mail grubu. Her yazinin hukuki sorumlulugu 
yazarina aittir. Kurd kultur milliyetciligi esas alinir. Her inanisa, her 
millete saygili olan bu BAGIMSIZ grupta kaba propagandalara sicak bakilmaz. 
Imlasi, anlatimi savruk; saldirganlik ya da siddet iceren mailler onaylanmaz. 
Kurd dillerindeki mesajlara oncelik taninir. MODERATORLER: Rojda Xanim, Serger 
Barî, Mihemed Rojbin. ANA SAYFA: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane

Cevap