AV.ŞEVKET EPÖZDEMİR 17 YIL ÖNCE, 1993 YILINDA KATLEDİLDİ. 
KAR ÜSTÜNDE  KAN İZLERİ
                                                                                
 Latif Epözdemir
 
Nice  sular geçti o köprülerin altından, nice hanlar, kervansaraylar ağırladı 
dönüşü olmayan yolun yolcularını.Şimdi korku imparatorları kendi evlatlarını 
yemekle meşgul.Can havlindeler.Lakin gelen yok ölüm yolundan geriye.Hepsinin 
vebali kara bir urgan olmuş boyunlarda, ve boyunlar her gün biraz daha 
incelmekte.Şevketin katline onay verenler, tetiği çeken zavallı ellerden daha 
bir kirli.Katil, kendini gizlemeye devam ediyorken ve katle reva veren sistem 
çatırdıyorken, Şevket mezarında bile gülümsemeye devam ediyor hayata.
 
Yıl 2010, aylardan Kasım, gün 25. 17 yıl geçti aradan.1993 yılının  25 
Kasımında  çalmıştı yaşam kapısını Şevketin,adı kalleş olan ölüm...
 
On yedi yılın ardından artık hesap sorma zamanıdır diyor demokrasiyi yaşamın 
olmazsa olmazı diye düşünen her kes. Eller vicdanlarda.Şevket ise 
belleklerdedir dipdiri ve dün gibi.Oysa ki on yedi yıl oldu.Dile kolay.O gün 
doğan  bebekler bugün on yedinci yaşlarına bastılar.
 
 Ve on yedi yıldır akıllardan gitmeyen o kahredici soru: Ne yazık ki,dost 
yüzlü, dost gülücüklü ihanete boyun eğmiş eller çekmişti tetiği. Bunu artık 
bilmeyen kalmadı.Bir halkın kurtuluş kavgasından aynı halkın katliamına 
dörtnala koşmuş, dönekliğin tarihine adını yazdırmıştı cellatlar.Zulüm 
odaklarına biyat etmişlerdi.Kendi soylarına ihanete ant içmişlerdi tereddüt 
etmeden.Keklik hikayesi yeniden tekerrür etmişti.
 
İnanmak istemedi önce Şevket onlara,süründürülerek götürülürken. Bir hayal 
kırıklığı içindeydi.Nasıl olurdu.Daha dün,başka bir maske vardı yüzlerinde. 
Peki bu gün, bu gün nasıl olur da değişirlerdi.Bu hızlı değişimin nedeni neydi 
acaba.Bir sırça saray mı, para pul ,zinet- altın mı yoksa. Önceleri böyle 
düşündü.İçten içe kin ve nefret kustu suratlarına sonradan.Teslim olmadı.Ölüm 
yapıştı boğazına.
 
17 yıl geçti.Baştan ayağa ihanete batmış olan bu kanlı ellerde nedametten eser 
yok hala.Nasıl paklanır o yürekler, hangi su temizler o bedenleri.Şevketin kan 
izlerini ne çıkarır o iblis yüzlerden.Nasıl unutulur camı çerçevesinden 
ayrılmış o gözlüklerin derin hüznü, ağlaması.Dünyayı daha iyi görmeye ant içmiş 
o gözlüklerin sahibine nasıl kıyılır.Oysa ki o gözlerle Şevket özgürlüğe 
bakıyordu, o  aldatılmış katillerin de insanca bir yaşama kavuşması için 
çarpıyordu o yürek.O yürek nasıl susturulur,o yüreği susturanlar nasıl 
yüzleşecekler kendileri ile. Aynaya bakmaya cesaret edebilirler mi.? 
 
Ama,Turgut Uyar,sahneye çıkar ve cesurca söyler şarkısını "YOKUŞ YOLA" Şevketin 
ölüm haberinin ardından.

"Güllerin bedeninden dikenlerini teker- teker koparırsan
Dikenleri kopardığın yerler teker- teker kanar.

Dikenleri kopardığın yerleri bir bahar filân sanırsan
Kürdistan'da ve Muş-Tatvan yolunda bir yer kanar.

Muş - Tatvan yolunda güllere ve devlete inanırsan
Eşkıyalar kanar kötü donatımlı askerler kanar
 
Sen bir yaz güzelisin, yaprakların ekşi, suda yıkanırsan
Portakal incinir, tütün utanır, incirler kanar

Bir yolda el ele gideriz, o yolda bir gün usanırsan
Padişahlar ve Muşlar kanar, darülbedayiler kanar.

Muş - Tatvan yolunda bir gün senin akşamın ne ki
Orada her zaman otlar, otlar ergenlikler kanar.

El ele gittiğimiz bir yolda sen gitgide büyürsen
Benim içimde çok beklemiş, çok eski bir yer kanar." 
 
Ardından Hasan Bildirici yazar Şevketin romanını. DÖNÜŞÜ OLMAYAN YOL koyar 
romanının adını.Zorun ve şiddetin yaşamı tehdit ettiği yıllardan geçerken 
hüznün yapraklarına basarak geçiyor zaman.
 
Ülkede halkın yurtsever kesimlerine yönelik cinayetler sürüp gitmektedir. 
Sevilen insanlar vahşi yöntemlerle öldürülür.Bunlardan biri de Av. Şevket 
EPÖZDEMİR' dir. Tümünün de failleri meçhul diye bellenir. Aslında fail bellidir 
ancak dile gelmez,dilin gücü failleri anlatmaya yetmez.Korku ölümle 
merhabalaşırken susmak intihara davetiye çıkarmaktadır.Katiller sahnededir ve 
karanlıktır yüzleri.Bir tek hareketleri gözlenmektedir.Ve anlatmaya devam eder 
Hasan Bildirici Dönüşü Olmayan Yolu:
" Avukat Şevketi yüzükoyun düşürdü Zınar.İki elini kanlı boğazına geçirdi.El ve 
ayaklarında kıpırtı yoktu halbuki.Baldırın kalçaya yakın kısmında bir titreme 
görür gibi oldu.Bu sırada çocukluğunun mezbaha günlerini hatırladı.Yeni kesilip 
derisi yüzülmüş,çengelde buharı tüten koyunların karın ve baldır kaslarının 
hala titrediğini dün gibi hatırlıyordu.Et sırası beklerken korkmuştu hep.Fakat 
şimdi insan öldürmekten korkmuyordu. Avukat Şevketin ölümü derin bir " ah 
"olarak kaldı Zınar'da. Hepsi bu kadardı. "(...)
 
"Kafası duvara yakın olan Avukat Şevketin,alnına bir diz geçirdi 
başçavuş..Duvarı bulan kafadaki çatırtıyı Zınar da duydu.İşte o an Zınarın,notu 
kendi elinden alırken ki gerilla hali tüm çıplaklığı ile Av. Şevketin gözü 
önüne geldi.Evet oydu.Dağların incelttiği incecik bir fidandı o zaman.Kar suyu 
ve kekik kokuyordu. Kan ve ölüm değil. " Ah " diye inledi Av.Şevket kanlı 
kafası duvardan aşağı kayarken."
 
  " Harp Akademilerinde öğrenmişti. Tümörlü bölge vücuttan oyulup 
çıkarılmalıydı. "
 
"Hastalığı,bazı yerlerde kışkırtmaktan çekinmeyin '' demişti PKK ye karşı yeni 
mücadele tarzını anlatan görevli.'' Yarayı kendi kontrolünüzde deşin.Kanasın. 
Tahrik etmekten korkmayın.İsyanın temel dayanaklarına yönelin.Bu devletin 
geçmişinde bir sürü isyan bastırma tecrübesi var.Tarihimize dönüp bakın 
bir.Kürtlerin bütün isyanları zaaflıdır.O zaafları iyi kullanacaksınız.'' " 
 
Cellat iyi çalışmış dersine anlaşılan.Kanla beslemiştir beynini.Korku şiddeti, 
şiddet ölümü koymuştur önüne.Çünkü çağıldayan nalınlar bile yüreklerini 
yumuşatmaz canilerin.Merhamet yolunu ayırmıştır onlardan.Varsa yoksa emelleri,  
ölüm ve kan.
 
Oysa ki, her ölüm yeni bir yaşamın habercisidir.Soylu ve güzel bir yaşamın 
işaretidir karanlık ellerin fermanı üzre gelen ölüm.Katilin çirkin yüzünün 
görünmeyeceği yeni bir yaşamdır ölüm.Mısra mısra şiirdir,mavi mavi sevdadır, 
özlemdir yıllar ilerledikçe gönülden çıkmak bilmeyen.
 
Sevgiliye nakışlı mendil gibidir özlemi yitip gitmişlerin..Sözcükleri ayağa 
kaldırır özlem, ard arda dizilir kelimeler.Söz sükun etmiştir artık. 
Göz,marifetli ellere odaklıdır.Eller kaleme sarılır ve peş peşe düşer 
tümceler.Her biri bir tufanı kaldırır düştüğü yerden.Son sözü şiir söyler "O 
SEVGİLİYE" diye başlar söze :                      
                                                                           
"Bir özgürlük türküsü
Dolanırdı dilinde,
Seni sevmeyenlere de 
Gülücükler sunardın gözlerinle,
Kökleri coğrafyamızın her bir yerinde 
İki gül tutardın ak ellerinde.
..........
Yine kar yağıyor bak
Şahin avladığın ovalara,
Hep karlı mevsimlerde 
Yapıştı eteklerimize  hüzün, 
Yitirmedik umudu, direnci
Ve hayat her şeye rağmen
Sürünerek de olsa,  sürüp gitti.,
 
Kadir bilen Nemrut, Süphan
Seninle onurlanmış,
Minar, Baykan ve Tatvan;
Sensiz hep yabandır zaman
 
Sen bir özgürlük gülüydün
Öyle de  kalacaksın;
Diktiğin ağaçlardaki yapraklar
Haykırıyorlar hep bir ağızdan...
Sen özgürlüğün sembolüsün
Kanla  güllere adını kazıyan" ( Latif Epözdemir)
 
Elbet katli reva görülmüş yüzlerce yurtsever gibi, senin de tarihe yazıldı 
adın.Sanma ki hesabı sorulmayacak.Hesap vereceği gün gelecek celladın.
Rahat uyu ve şad olsun ruhun.
Senin kanında boğulacak katillerin.
Sen hep gururla anılacaksın ama onlar hep nefretle anılacaklar.
 
 
                                          

-- 
-  Diwanxane, platformek azad e, ideolojik nine, demokrasi serdest e; hemu Kurd 
dikarin bi rengeki azad ramanen xwe binin zimen, heqaret qedexe ye. Rojda 
Xanim, Serger Barî, Mihemed Rojbin ji bo niha moderator in. 
 
Navnisan: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane
 
-  Diwanxane; Kurtceye kucuk bir adim icin kurulmus en buyuk Kurd mail grubu. 
Hukuki sorumluluk yazara aittir. Kurd kultur milliyetciligi esas alinir. 
Duzeysiz mailler onaylanmaz. Kurd dillerindeki mesajlara oncelik taninir.

Cevap