Emekli Askeri Hakim Ümit Kardaş`in fevkalade çarpıcı tespitlerini içeren
yazısını sizlerle paylaşıyorum... Ümit Kardaş: Kürt sorunu ve yeni anayasanın
inşa süreciYeni anayasa bir toplumsal barış projesine çevrilmeli ve intikam
duygusundan özgürleşmeyi sağlamalıdırSorunları çözme beceri ve kapasitesinden
yoksun, her sorunu şiddetin dili ve yöntemiyle bastırıp, yok etmeye çalışan,
şiddetin aracı olarak kullandığı insanlarını kendi aczini örtmek için
harcayabilen bir devlet organizasyonu. Demokrasiyi genişletme ve temel
sorunları çözme kapasitesi ve anlayışına sahip bulunmadığından, militarizme
teslim olan bir hükümet. Kendisine tabi olması gereken askerî bürokrasiyi
demokratik ve hukuki gözetim ve denetim altına alıp şeffaflaştıramayan, yapılan
hataların, işlenen suçların hesabını soramayan bir hükümet aldığı oy oranı ne
olursa olsun vicdani, insani ve ahlaki değerler alanının dışına çıkarak
adaletini yitirir. Militarizmin ideolojik aygıtı işlevi gören muhalefet
partileri ve toplumu militarize eden, sansürlere araç olan, hakikati gizleyen
bir medya örtüsü. Yani vicdanın hapsedildiği bir rejim.Rejimin hiç değişmeyen
anlayışı ve uygulaması var sayılan tehlikelere karşı hukuk dışına çıkarak
sorunlu milliyetçilik anlayışı üzerinden çete yöntemleriyle mücadele etmektir.
Bu anlayış ve uygulama komplocu, çeteci ve hukuk dışı yöntemleri kullanan
İttihat ve Terakki geleneğidir ve aynen tevarüs edilmiştir. Bu nedenle Susurluk
ve Şemdinli olaylarından sonuç alınamamıştır. Bu nedenle Hrant Dink'in kalleşçe
öldürülmesi olayının bir aşama yukarısına gidilememektedir. Cinayetin
azmettirici aracı olarak kullanılan ve devletin hukuk kuralları içine
çekilmesinin önündeki en büyük engel olan 301. madde kaldırılmamıştır. Yine
Hıristiyan din adamlarının ve misyonerlerin hunharca öldürülmelerinin
azmettiricilerine ve söz konusu çeteci anlayışın doruklarına gidilmemiş,
polisin suç oluşturan delil karartmalarına göz yumulmuştur.Tüm bu olayların tek
bir zihniyetten kaynaklandığı açıktır. Siyaset, bürokrasi ve medya toplumun
bilincini ve vicdanını köreltmiştir. Siyasi iktidar, muhalefet partileri,
askeri ve sivil bürokrasi ve medya imtiyazlarıyla ve çıkarlarıyla rejimin
çürümüşlüğü üzerinde örtü işlevi görmektedirler. Demokrasiyi ve hukuku dönemsel
olarak siyasi yarar sınırları içinde savunmaya çalışan, askeri bürokrasiyle
militarizm temelinde uzlaşan, polis bürokrasisine teslim olan, ilkesiz ve
tutarsız bir siyasi anlayışın rejimi toplumsal barış sürecine sokması mümkün
değildir. Daha kötüsü demokratik ve özgürlükçü olmayan, kısır konular üzerinden
eleştiri yapıp, çözüm üretmeyen ve bu nedenle seçenek oluşturamayan bir ana
muhalefet partisinin demokrasinin sürekliliği açısından bir tehlike
oluşturmasıdır. Gerçek bir muhalefetle denetlenemeyen AKP'nin rejimi
demokratikleştirme olanağı yoktur. Medya ise sansürlerle gerçeklerin üstünü
örterek toplumun vicdanının uyanmasını engellemektedir.Yaşanan son olaylar
endişe vericidir. Askerî güçler operasyon adı altında çatışma içinde olmayan
örgüt üyelerine yargısız infaz yapmaktadır. Bu kabul edilebilecek bir durum
değildir ve barışı dinamitlemektir. Silahlı kuvvetlerin bu operasyonları
karşısında Başbakan ve hükümetin sessiz kalması kaygıyı arttırmaktadır. Hükümet
ya da bu operasyonların azmettiricisidir. O zaman hukuken ve siyaseten
sorumludur. Ya da silahlı güçlere hakim olamamaktadır. Bu takdirde de aynı
şekilde sorumludur. Devletin dağda silahla dolaşan kişilere karşı kayıtsız
kalamayacağı, bu kişilere rastladığı anda onları yargısız infaza tabi tutması
gerektiği görüşü hukuki, ahlaki ve vicdani hiçbir ölçüye sığmaz. Devleti çete
olarak algılayan bu mantık karşısında kentte ruhsatsız silahla dolaşan ve her
an bir veya birkaç kişiyi öldürebilecek potansiyele sahip kişilere karşı da
polisin yargısız infaz yapabileceğini kabul etmek gerekir. Devlet şiddet
tekelini elinde tutar. Tamam da bunu ancak hukuk içinde kullanabilir. Yoksa
devletin çeteden farkı kalmaz. Devleti somutlayan parlamento, hükümet ve onun
emrinde ve denetiminde olması gereken askeri ve sivil bürokrasi siyasi,
hukuki,ahlaki ve toplumsal meşruiyetini kaybeder. Bu görüşü militarist mantıkla
ya da hükümeti savunma gayretiyle savunan akademisyen, gazeteci ve terör
uzmanlarını hayret ve ibretle izliyorum. Hakikat ve vicdan bu ülkede yer
bulamayacak mı?Hükümet, Kürt sorununun çözümünde tarihsel -kronik inkâr
çizgisine kaymış bulunmaktadır. Başbakan'ın Kürt meselesinin bittiğine ve artık
Kürt vatandaşların sorunları bulunduğuna ilişkin değerlendirmesi askeri
operasyonlarla birlikte yerine oturmaktadır. AKP bölgede askerî operasyonlar,
KCK operasyon ve yargılamalarıyla BDP'yi zayıflatarak Kürtleri Müslüman kimlik
üzerinden etkileyip oyunu arttırmaya çalışmakta, bu yaklaşımıyla toplumsal
barışı bizzat dinamitlemektedir. Bu zihniyetin inkarcı asimilasyoncu izler
taşıdığı açıktır. AKP, militarizmi araçsallaştırmaktadır. Bu nedenle de askeri
bürokrasiyi denetim altına alacak yapısal reformlara hiçbir şekilde
değinmemektedir. Bu Türkiye açısından çok tehlikeli bir uzlaşmadır. Türkiye'yi
beklenmedik noktalara götürür. Bunun altında AKP de kalır. AKP'nin bu
seçimlerde daha çok oy olması bu tehlikeyi bertaraf etmez aksine
arttırır.Anayasa sürecinin anlamıİşte bu noktada yeni bir demokratik sivil
anayasa inşa süreci önem göstermektedir. Peki bu ne anlama geliyor? Mevcut
statükonun paradigması ve referansları üzerinden, sivil toplum örgütlerinin
çalışmalarını ve bürokrasinin kırmızıçizgilerini gözeterek yapılacak bir
anayasa kandırmaca olur ve hiçbir sorunu çözmez. Türkiye'de anayasanın
muhatapları olan bireyler ve gruplar anayasaların inşa süreçlerinde hiçbir
zaman söz sahibi olamamışlardır. Devlet daima totaliter eğilimli otoriter
karakteriyle toplumu yukarıdan değiştirmeye kalkmış, toplumun ne istediğini
duymak istememiştir. Resmi ideoloji, anayasalar, kanunlar ve uygulamalarla
topluma dayatılmıştır. Kurmaca bir hukukla adil yargılanma hakkı çiğnenmiş,
devlet bürokrasisi ve elitist çevreler topluma yabancılaşmıştır. Toplumun
çoğunluğu mağdur edilmiştir. Bürokrasi ve siyaset, demokrasi ve özgürlük
talepleri bakımından toplumun gerisinde kalmıştır. Toplum içindeki gruplar ve
bireyler, kendileri dışında kalanların hak ve özgürlükleri tanınmadan özgür
olamayacaklarını anlamışlardır. Herkes bakımından hak ve özgürlükleri yeni bir
toplumsal sözleşmede güvence altına almak, devleti bu amacı gerçekleştirecek,
her türlü etnik kimliğe, dine ve inanca eşit mesafede duran bir aygıt olarak
düzenlemek bakımından bireylerin ve toplumun anayasa inşa sürecinde fikirlerini
belirtmeleri başlangıç noktasıdır. Sekizinci dalga anayasacılık, Afrika, Asya
ve Latin Amerika ülkelerinde iç savaş koşullarından çıkmayı ve toplumsal barışı
amaçlayan anayasa yapma süreçlerinde yaşandı. Bu anayasalar, toplum içindeki
farklı kesimlerin barış içinde özgürlüklerden eşit olarak yararlanabilmelerinin
ilkelerini müzakere süreciyle toplumsal mutabakat sonucu belirledikleri
metinler oldular. İnsanların kendi gelecekleri üzerine alınacak kararlarda
söylediklerinin dikkate alınması, onları hak ve özgürlükleri kullanmada ve
korumada daha istekli kıldığı görüldü. Süreç odaklı anayasacılıkta ortak
yaklaşım, çoğunlukçu yöntem ve usullere itibar edilmeyişi aksine mümkün olan en
geniş müzakere ve mutabakat düzlemini oluşturmak üzere gerekli olan katılımı
sağlayan süreçleri kurumsallaştırmak olmuştur. Bu yöntemle anayasa inşa eden
ülkeler arasında Güney Afrika önemli bir örnek ve bunu çok zor koşullarda
başardı. Güney Afrika tarihi, uyuşmazlık ve gerilimlerle dolu, her kesimin
farklı açıklamalarla okuduğu bir dizi önemli olaylar zinciri. Bu örnekte bizim
de esas almamız gereken iki çok önemli nokta var.Birincisi Anayasa inşa
sürecine halkın dahil edilmesiyle bu sürecin bir toplumsal barış projesine
çevrilmesi. İkincisi intikam duygusundan anayasa ile kurtulduklarını
belirtmeleri. Peki bu sürecin sonunda nasıl bir anayasa doğdu. İşte birkaç
örnek.Güney Afrika'nın üç başkenti bulunmakta. Yasama başkenti Cape Town,
yürütme başkenti Pretoria, yargı başkenti Bloemfontein. Güney Afrika otonomi
kullanan 9 eyalete ayrılmış. Her bölgenin yasama ve yürütme organı var. Tarım,
eğitim, sağlık, konut, ulaşım, polis, spor, turizm, çevre, geleneksel
liderlerin rollerinin belirlenmesi bölgelerin yetki alanında bulunuyor.
Bölgelerin belediye kurma yetkileri de bulunmakta. Güney Afrika polisi taşrada
bölgeler düzeyinde örgütlenmiş durumda. Güney Afrika Anayasası'nda içinde
İngilizce, Afrikaans, İsizulu dillerinin bulunduğu 11 ayrı dil resmi dil olarak
kabul edilmiş, ayrıca yerli dillerin kullanım ve statüleri tanınmış ve devlete
bu dillerin kullanımının geliştirilmesi ve statülerinin korunması için
uygulamaya dönük müsbet önlemler alması görevi verilmiş, bütün resmî dillerin
aynı ölçüde değer görmesi ve bu dillere eşit muamele yapılması öngörülmüş.
Güney Afrika Anayasası'nda topluluk hakları da tanınmış. "Kültürel, dinî ve
dilsel topluluklar" başlıklı 31. bölümde kültürel, dinî veya dilsel bir
topluluğa mensup kişilerin, o topluluğun diğer üyeleri ile birlikte
kültürlerinin gereğini yerine getirme, dinlerini yaşama ve dillerini kullanma
ile kültürel, dinî ve dilsel birliklerle sivil toplumun diğer organlarını
oluşturma, bunlara iştirak etme ve koruma konularındaki hakları düzenlenmiş.
Güney Afrika Anayasası'nın "Eğitim" başlıklı 29. bölümünde herkesin resmî dilde
veya eğitimin oldukça uygulanabilir olduğu devletin eğitim kurumlarında kendi
seçecekleri dillerde eğitim alma hakkına sahip oldukları, bu hakkın uygun bir
biçimde fiiliyata dönüştürülerek uygulanmasını garanti altına almak için
devletin, mümkün olan bütün eğitim alternatiflerini, her bir ara kurumu dahil
etmek üzere gözetirken eşitliği, uygulanabilirliği ve geçmişteki ırkçı ve
ayrılıkçı kanun ve uygulamaların sonuçlarını düzeltmeyi göz önünde tutacağı
belirtilmiş. Ayrıca Güney Afrika Anayasası'nda askerî yargıya ve yüksek öğretim
kavram ve kurumuna yer verilmemiştir.Türkiye'de de bir lider çıkıp Mandela gibi
sürecin sonunda "artık halk özgür olmakta özgür" diyebilecek mi ?Emekli Askerî
HakimTaraf, 24 May. 11
--
- Diwanxane, platformek azad e, ideolojik nine, demokrasi serdest e; hemu Kurd
dikarin bi rengeki azad ramanen xwe binin zimen, kovar, malper u rojnameyen xwe
bidine nasin, helbest an nivisen xwe parve bikin. Heqaret qedexe ye. Rojda
Xanim, Serger Barî, Mihemed Rojbin ji bo niha moderator in.
Navnisan: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane
- Diwanxane; Kurtceye kucuk bir adim icin kurulmus en buyuk Kurd mail grubu.
Hukuki sorumluluk yazara aittir. Kurd kultur milliyetciligi esas alinir.
Duzeysiz mailler onaylanmaz. Kurd dillerindeki mesajlara oncelik taninir.