''Şu milletin saadeti ve selâmeti Ermenilerle ittifak ve dost olmaya
vâbestedir (bağlıdır)''

 
Bediüzzaman



Tarihe ve tarihsel olaylara objektif yaklaşabilmek genelde güçtür.
Yalnızca, ideoloji gömleğini üstünden çıkararak yırtıp atabilen
entelektüel insanlar ve araştırmacılar bunu gerçekleştirme imkanı
bulabilir. Gel gör ki bugün böylelerini de bu topraklarda bulmak
nerdeyse imkansız hale geldi!



Doğaldır; insan dediğimiz varlık, biraz da içine doğduğu zamanın
şartlarıyla biçimleniyor. İnancını, kültürünü, yaşamını ve en önemlisi
de zihin dünyasını, içinde yaşadığı toplumun o günkü siyasi, sosyal ve
ekonomik yapısı büyük ölçüde belirler.

Ne var ki büyük düşünürler ve peygamberlerin öğretileri, yaşadıkları
çağla sınırlı kalmayarak kendilerinden sonraki çağlara da etki
ederler.



Bediüzzaman Said-i Nursi(Kurdi) hazretleri de bu büyük insanlardan
biridir.  Ömrü boyunca kararlı bir iman felsefesinin savunucusu olarak
karşımıza çıkan Bediüzzaman, otoriteye asla prim vermeyerek
hakikatlerden yana duruşunu ve tavrını sonuna kadar muhafaza etmiş
biridir.



Yaşadığı dönemde dünya, büyük bir buhran ve çalkantı içindeydi.
Sömürge savaşları ve milliyetçilik akımlarının, etkisini güçlü bir
biçimde hissettirdiği Osmanlı imparatorluğu toprakları, bu kaosun tam
merkezinde idi.



Bediüzzazman, fikriyatı gereği evrensel bir mümin düşünürdü. Haliyle,
toplumsal ve siyasal konularda çözüm reçeteleri anti-milliyetçi ve
ümmetçi bir karakter arz ediyordu.

Uhuvvet ve vahdet(kardeşlik ve birlik) fikriyle Osmanlı milletler
sisteminin yeniden inşasını arzuluyordu.

Bunu savunurken, meşrutiyeti esas alıyordu. Yani, bugüne tercüme
edersek 'katılımcı ve demokratik' bir sistemin savunucusuydu.

Bu nedenle Bediüzzaman özgürlükçüydü. Bundan dolayı onun fikirleri,
bugünün dünyasında daha iyi anlaşılmaya başlandı. O dönem, tabir
yerindeyse akıntıya karşı durmuştu. Milliyetçiliğin bu toprakların
ruhuna aykırı olduğunu ısrarla savunuyordu ama milletlerin varlığı ve
meşru haklarının savunucuydu. Bunu sağlayacak bir iradenin peşine
düşmüştü. Ne yazık ki o irade oluşmadı veya oluştu derken! yoldan
sapınca, yüzyıl önceki problemler bugüne kadar gelmiş oldu.



İsmail Beşikçi hocamız, son yazısında ''Türk-İslam Sentezi ve Kürt
Sorunu'' her zamanki gibi isabetli tespitler yapmıştır. Ne var ki
yazının son kısmında Bediüzzaman eleştirisi adı altında, onun 'ermeni
soykırımı'na karşı tepkisiz kalmakla itham ederek, aslında özgürlükçü
biri olmadığını! demeye getirmiş sözü...



Solcuların tarihe yaklaşımı, nedense hep böyle pürüzlü maalesef...

Ondan ötesi, Beşikçi hocanın sağdan soldan duyduğu bilgilerle hareket
ettiğini sezinledim. Şayet bu gerçek ise İsmail hoca'ya bu durumun
yakışmadığını söylemek durumundayız.  Said-i Kürdi'nin ''İçtimai
Dersler ve Tarihçe-i hayat'' adlı eserlerinin orijinal hali var.
Onlara bakabilirdi Sayın Beşikçi.



Geçmiş dönemlerde de buna benzer durumlar mevzubahisti.  16.yy. da
yaşayan Kürt devlet adamı ve bilgesi İdris-i bitlisi ile Yavuz Sultan
Selim arasındaki antlaşmayı ihanet olarak yaftalayan sol gözlüklü
tarih okumalarına şahit olmuştuk.



Aynı şekilde dünya tarihine damgasını vuran Selahaddin-i Eyyubi gibi
büyük bir insan bile 'niçin kürt devleti kurmadı' gerekçesiyle bu
kesimler tarafından haksız eleştiriye uğramıştı.



Bu eleştiriler, son derece sığ ve tarihsel temelleri itibariyle zayıf,
bilimsel gerçekliğe aykırı eleştirilerdir.



Dünya'da milliyetçilik hareketleri, 1789 Fransız devrimi ile birlikte
yayılmıştır.

Milliyetçilik düşüncesi ve sekülarizm, aydınlanma çağının bir
sonucudur. Haliyle bu kavramlarla, 16.yy'da vuku bulan çaldıran
savaşını, Osmanlı-Kürt ilişkilerini ve o dönemin toplumsal-siyasal
yapısını anlamak imkansız olduğu gibi, yargılamak daha da abestir.



Çaldıran'da vuku bulan Osmanlı-Safevi savaşı öncesinde ortada bir Kürt
devleti yoktu ki ihanet de olsun. İdris-i Bitlisi, o gün kürdistan'da
cereyan eden büyük bir savaşın sonucunda Kürt mirlerine özerklik
statüsü kazandırarak bölgenin,  yaklaşık 400 yıl boyunca tarihin en
istikrarlı ve parlak dönemine geçişinde önemli bir rol oynamıştır.



Hakeza eskiden hanedanlar, kurdukları devlete adını verirlerdi. Eyyubi
devleti, bu anlamda bir kürd devletidir.



Modern asır öncesindeki hiçbir devletin yapısı ve mantalitesi, milli
ve ulusçu değildir. Bu devletler, kuruldukları coğrafyalarda birden
fazla ırk, inanç ve sosyal topluluğu bünyelerinde barındırmışlardır.



İşte Osmanlı imparatorluğu böyle bir şeydir. Belki de Eyyubi devleti,
imparatorluğa dönüşebilseydi tarih çok daha farklı olacaktı. Bu ayrı
bir mesele...



1900'lü yıllarda başlayan ve 1.dünya savaşı boyunca süren kargaşa ve
siyasi buhranın neticesi; Anadolu'da asırlarca bir arada dostça
yaşamış halklar için tam bir felaket olmuştur. Kuşkusuz en büyük
çileyi ve acıyı Ermeniler çekmiştir.

Masum Ermeni halkının hiçbir günahı olmadığı halde maalesef fatura
onlara kesilmiştir. Rus işgali'ni fırsat bilerek bölgede kürt
ailelerini ve çocuklarını katleden silahlı ermeni örgütlerinin
varlığını kimse inkar edemez. Bu oldu diye, ittihatçıların ermeni
tehcirinin meşru hiçbir dayanağı yoktu. Bediüzzaman'ın o sırada
ittihatçıların karşısında, onlara muhalif olduğu bilinmektedir. 1916
yılında Ruslara karşı savaşta esir düşmektedir. Savaş ortamında esir
bir adamın sözü ve gücü nereye kadar ulaşabilir! Anlamak zor...



''Şu milletin saadeti ve selâmeti Ermenilerle ittifak ve dost olmaya
vâbestedir (bağlıdır)''



Acaba diyorum Bediüzzaman, yukarıdaki sözü neye binaen söylemiştir?
Beşikçi hoca'ya tek başına, Van'da 1911'de sarf etmiş olduğu
yukarıdaki söz yeterli cevap olamaz mı?



Yine ''İçtimai Dersler'' adlı kitabında bir soru üzerine açıklamasını
aynen aktarmakta fayda görüyorum.



Soru-- Ermeniler bize düşmanlık edip, hile ve hıyanet ediyorlar. Nasıl
dostluk üzerinde ittifak edeceğiz?

Cevap-- Düşmanlığın sebebi olan istibdat öldü. İstibdadın zevaliyle
dostluk hayat bulacak. Size bunu kat'iyen söylüyorum ki, şu memleketin
saadeti
ve selâmeti Ermenilerle ittifak ve dost olmaya vabestedir. Fakat
mütezellilâne dost olmak değil, belki izzet-i milliyeyi muhafaza
ederek, musalâha elini uzatmaktır.

Bir şey söyleyeceğim: Eğer mümkündür, Ermeniler birden sahife-i
vücuttan silinsin. Olabilir; yalnız, size husumetin bir faydası olsun.
Yoksa, mutlaka husumet zarardır. Halbuki, Âdem* zamanından, yolda
arkadaşlık eden bizimle gelmiş büyük bir unsurun zevali değil, belki
küçük bir kavmin mahvı dahi ( dikenli bir dalı elle soymaya benzer-
arapça metnin meali dır). Ömerdılan* kabilesi bin senedir yine
Ömerdılan'dır.

Hem de onlar uyanmışlar; siz uykudasınız, rüya görüyorsunuz. Hem de
fikr-i milliyetle müttefik ve kavîdirler; siz, ihtilâfla şimdilik
boşsunuz. Hem de galebe etmek istiyorsanız; onlar sizi mağlup ettiği
silah ile, yani akıl ile, fikr-i milliyet ile, meyl-i terakki ile,
temayül-ü adalet ile mağlup edebilirsiniz.

Bence şimdi kılıç vuran, o kılıcın aksi döner, yetimlerine dokunur.
Şimdi galebe kılıç ile değildir. Kılıç olmalı, lâkin aklın elinde.

Hem de dostluğun sebebi vardır. Zira komşudurlar. Komşuluk, dostluğun
komşusudur. Hem de onlar uyandılar, dünyaya yayıldılar, terakkiyat
tohumlarını topladılar, vatanımızda ekecekler. Bizi medeniyete mecbur,
terakkiye ikaz, bizdeki fikr-i milliyeti hüşyar ediyorlar.

İşte şu noktalara binaen, onlarla ittifak etmek lazımdır. Hem de bizim
düşmanımız ve bizi mahveden, cehalet ağa ve oğlu zaruret efendi ve
hafidi husumet beydir. Ermeniler bize düşmanlık etmişlerse, şu üç
müfsidin kumandası altında yapmışlar. (içtimai Dersler sh. 107-108).



Bir talebesi anlatıyor:

Bediüzzaman'ın bulunduğu nahiyeye binlerle Ermeni çocuğu toplanmıştı.

Molla Said askerlere:

" Bunlara ilişmeyiniz!" diye emretti.

Daha sonra bu Ermeni çoluk çocuğunu serbest bıraktı; onlar da,
Rusların içerisindeki ailelerinin yanına döndüler." (Tarihçe-i Hayat:
111)

http://www.hinishaber.net/haber/2011/bediuzzaman_ozgurlukcudur___.aspx

-- 
-  Diwanxane, platformek azad e, ideolojik nine, demokrasi serdest e; hemu Kurd 
dikarin bi rengeki azad ramanen xwe binin zimen, kovar, malper u rojnameyen xwe 
bidine nasin, helbest an nivisen xwe parve bikin. Heqaret qedexe ye. Rojda 
Xanim, Serger Barî, Mihemed Rojbin ji bo niha moderator in. 
 
Navnisan: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane
 
-  Diwanxane; Kurtceye kucuk bir adim icin kurulmus en buyuk Kurd mail grubu. 
Hukuki sorumluluk yazara aittir. Kurd kultur milliyetciligi esas alinir. 
Duzeysiz mailler onaylanmaz. Kurd dillerindeki mesajlara oncelik taninir.

Cevap