*Ilke Haber sitesinde yayinlanan yeni yazimda, 'asimilasyonun
bittiği/bitirildigi' iddialari üzerine yazdim. DP'nin Imam Hatipler ile Kürt
asimilasyonuna sundugu katkilara da ozetle degindim.*

*Karakter sorunu nedeniyle okuyamayan arkadaslar linkten de bakabilirber.*

*Selam ve saygilarimla.*

*
*
*Fehim Isik*

*
*

*
*
Yazinin orjinal linki:

http://www.ilkehaber.com/yazi/asimilasyon-bitti-mi-2182.htm

* * *

*
*
Asimilasyon bitti
mi?<http://www.ilkehaber.com/yazi/asimilasyon-bitti-mi-2182.htm>

Kürtlerin Cumhuriyet eğitiminin kıskacına girmesi, esas olarak 1951'de imam
hatip okullarının açılmasıyla başlar. Türkiye'de 1950'lere kadar sadece
yöresel bazı kurslarda imam hatipler yetiştirilirken, Demokrat Parti'nin
iktidara gelmesiyle devlet okullarında da imam hatipler yetiştirilmeye
başlandı. Kürtler bu okulların açılmasına kadar eğitimlerini Kürt
medreselerinde sürdürüyorlardı. Ancak ilk açılan imam hatip okulları
Kürtlerin de ilgisini çekti. Kürtlerin önemli bir kısmı medreselerin yasal
olmayışını kendilerince gerekçe kabul ederek hem devletle karşı karşıya
gelmemek, hem de çocuklarının dini eğitim göreceği, dolayısıyla '*Türkçü
eğitim müfredatının uzağında kalacağı*' inancıyla, çocuklarını imam
hatiplere yönlendirdi. Bu yıllar aynı zamanda imam hatip dışındaki diğer
okullara da Kürtlerin kitlesel ilgisinin, bir diğer anlatımla Kürtlerin Türk
eğitim sistemi ile tanışıklığının giderek başladığı yıllar oldu.

Cumhuriyet'in ilk yıllarında '*Yatılı Mektepler*' kurulmak istenmiş,
Kürdistan'da süregelen isyanların yarattığı tablonun elvermemesiyle bu
okullar ancak 1942 yılından sonra üç sınıflı okulların bulunduğu köylerin
civarında pansiyonlu veya pansiyonsuz olarak '*Köy Bölge Okulları*' adıyla
kurulmuştu. Kültürel soykırımın kaleleri olarak inşa edilen bu okullara
jandarma zoruyla toplanan ve daha sonra üst dereceli devlet okullarına
gönderilen Kürt çocuklarının önemli bir bölümü, asimilasyonu ve kimlik
yitimini iliklerine kadar yaşadı. Ancak ailelerinden koparılarak bu okullara
alınan çocukların sayısı toplamın küçük bir kısmına karşılık geliyordu.
Çocukların önemli bir bölümü yine köylerinde, eğitmenler eşliğinde 3 yıl
eğitim görüyor, günlük yaşayıştaki Kürtçe kullanımın yaygınlığı ve kendi
öznel kültür ve kimliğinden kopmama/kopamama nedeniyle asimilasyonu ve
kimlik yabancılaşmasını derin bir biçimde yaşamıyorlardı. Öte yandan
çocukların ailelerden koparılması nedeniyle tepki çeken bu okullara katılım,
dönemin hükümetlerinin tüm baskı ve dayatmalarına rağmen istenen boyuta
getirilememişti. O yıllarda bile Kürt çocukları, '*icazetleri*' devlet
katında ilgi görmese de hala Kürt medreselerinde illegal eğitim görmeye
devam ediyorlardı.

İmam hatiplerin kuruluşu yatılı bölge okullarının yarattığı etkiden kat be
kat fazla bir etki yarattı. İmam hatipler, Kürtleri bir bütün olarak Türk
eğitim müfredatının içine çekti. İmam hatiplerin varlığı, Kürtlerin giderek
yaygınlaşan devlet okullarına gitmesine de ön ayak oldu. Kürtlerin devletle
bir araya gelmesinde hiç kuşku yok Demokrat Parti iktidarının da önemli bir
payı vardır. Adnan Menderes'i Cumhuriyet muhalifi gibi değerlendiren, en
azından dinlerine sahip çıkacağına inanan Kürt aşiretleri ve ailelerinin
önemli bir kesimi DP'ye destek vermiş, çocuklarını devlet okullarına
göndermekte bir beis görmemiştir. Bu nedenledir ki DP'nin iktidara gelmesi,
sonrasında da imam hatip okullarının kurulması, devlet okullarının
yaygınlaşması Kürtlerin kültürel soykırım olarak adlandırılabilecek kitlesel
asimilasyonu açısından bir milat olarak değerlendirilmektedir.

Kürtler ne yazık ki DP'yle birlikte devlete güven tazeledi. 27 Mayıs 1960
darbesine kadar Kürtlerin geniş bir bölümü DP'de yer aldı. DP de, Kürtlerin
asimilasyonu, red ve inkarı bazında Cumhuriyet Halk Partisi'nden farklı bir
noktada değildi. Ancak o dönemler DP Kürtleri din olgusu üzerinden kazanmayı
başarabilmişti.

Bugün kültürel soykırımın doğal asimilasyona dönüştürülmesi hedefiyle
siyaset arenasında Kürtlere karşı gardını alan AKP başta olmak üzere diğer
kendine '*Müslüman'ım*' diyenlerin başını çektiği hareketler de, aslında
DP'nin yarım bıraktığını tamamlama eğilimindedirler. Bu meyanda din olgusunu
da ağırlıkla kullanıyorlar. Kürtleri din olgusu üzerinden karşı karşıya
getirmeyi amaçlamalarının bir nedeni de DP'nin yarım bıraktığını tamamlama
eğilimidir.

Gelelim asimilasyonun bittiği/bitirildiği iddialarına. Asimilasyonun
bittiğini ısrarla savunan 'Müslümanlar' var. Elbet liberaller ve sosyal
demokratlar da var. Oysa bu iddiayı, AKP'yi iyi bilen eski milletvekili
Mehmet Mir Dengir Fırat bile yalanlıyor. Fırat, Radikal gazetesinden Ruşen
Çakır'a verdiği söyleşide şöyle diyor:"*Bir toplumun dili yasaklanıyorsa,
ana dilinizi geliştirme imkanı sahip değilseniz, bu buz gibi bir
asimilasyondur. Asimilasyon ancak dil üzerindeki yasakların kaldırılmasıyla
ortadan kalkar.*"

Yaşama geçirilen politikalar irdelendiğinde de, bitenin asimilasyon değil,
belki de red ve inkarın hukuki bir temele dayanmadan fiili olarak ortadan
kalkması sonucunda kültürel soykırım olduğunu görmek mümkün olacaktır. Yoksa
asimilasyon, nüans farklılıkları ile hala devam ediyor. Özellikle doğal
sürecine bırakılmış bir asimilasyon sürecidir, yaşanan.

AKP, üçüncü iktidar döneminden kısa süre önce, Başbakan'ın 12 Ağustos
2005'te Diyarbakır'da yaptığı konuşmadan yaklaşık 3,5 yıl sonra, gelgitli de
olsa yeni bir politik sürece soyundu. 2005'e kadar bazı hükümet liderleri,
devlet yetkilileri utangaç bazı ifadeler kullansa da Başbakan Erdoğan'ın
konuşması çok netti. Başbakan Diyarbakır'daki konuşmasında, "*Büyük devlet
ve güçlü millet, kendisiyle yüzleşerek hatalarını ve sevaplarını masaya
yatırarak geleceğe yürüme öz güvenine sahip devlet ve millettir. Kürt sorunu
da bu milletin bir parçasının değil, hepsinin sorunudur, benim de
sorunumdur,*" diyordu. Başbakan, devletin geçmişiyle yüzleşeceğini ve
sorunların çözümü için hukuksal ve yasal değişikliklere gidileceğini
söylüyordu, bu konuşmasında.

Kısa süre sonra Başbakan Moskova'da bir gazetecinin Kürt sorunuyla ilgili
bir sorusu üzerine, "*Düşünmezseniz yoktur,*" diyerek devletin kendisiyle
yüzleşme girişiminden büyük bir '*U*' dönüşü yaptı. Bir başka konuşmasında
Moskova'da söylediklerinin tersini dedi. Nihayetinde istikrarlı bir çizgi
izlemedi. Ancak 2009'da başkanlığını yaptığı hükümet fili bir adım atarak,
devlet kanalından 24 saat yayın yapan bir televizyona, TRT 6'e geçit verdi.
TRT 6'i bazı üniversitelerde açılan Kürtçe bölümler izledi. Önce '*Kürt
Açılımı*', ardından '*Demokratik Açılım*' ve nihayetinde de '*Milli Birlik
ve Kardeşlik Projesi*' olarak adlandırılan politikaların bir uzantısı olarak
lanse edilen bu politikalardan yola çıkılarak, özellikle hükümet ve hükümete
yakın kesimler tarafından Kürt kimliğinin red, inkar ve asimilasyonunun
sonlandırıldığı, hatta daha da ileri gidilerek Kürt sorununun çözüldüğü
iddia ediliyor.

AKP hükümeti tarafından 2009 sonrasında yaşama geçirilen politikaların
cumhuriyet hükümetlerinin tümünden büyük farklılıklar gösterdiğini söylemek
mümkün. Elbet o güne kadar hiçbir hükümet Kürt kimliği ve dili ile ilgili
hiçbir adım atmamıştı ve AKP onların atmadığı adımları attı. Ancak AKP'nin
attığı adımlar da, Kürtlerin fiili kazanımlarını meşruiyetle sınırlı
tutmaktan öte gitmedi, gidemedi. Hala bile atılan adımlar yasal bir
güvenceye kavuşturulmuş değil. Hala bile Kürt dili, kültürü ve kimliği ciddi
engellerle karşı karşıyadır.

Hükümetin attığı bu adımlar, kültürel soykırım ve asimilasyon boyutu içinde
de irdelenmeye muhtaçtır.

Esas itibariyle şu anda AKP tarafından sürdürülen politikalar da asimilatif
politikalardır.

Asimilasyon ancak bir halkın dilini, kültürel birikimlerini, kimliğini
koruma altına almakla ortadan kalkar. Türkiye'de hala bile Türk dili,
kültürü ve kimliği dışında hiçbir kimlik, dil ve kültürel birikim yasal
olarak koruma altına alınmamıştır. Tam aksine Türk dili, kültürü ve kimliği
baskın ve yok edici unsurlarıyla yaşamdaki tüm canlılığını korumaktadır.

Asimilasyonun sonlanmasındaki bir diğer unsur ise bir halkın kendi dili ile
eğitim görmesidir. Türkiye'de Kürtler de dahil, Türk olmayan hiçbir kesimin
kendi dili ile eğitim görmesinin olanakları yoktur. Üstelik bu olanakların
önünün açılması talepleri ise sürekli hükümetin '*kırmızı çizgileri*' ile
karşılaşmaktadır. Tüm bu politikalar ayan beyan ortadayken, 24 saat dini
yayın yapan bir televizyon ile Kürt adı bile zikredilmeden açılan üniversite
bölümlerini dayanak göstererek asimilasyonun sonlandırıldığını iddia etmek,
kanımca asimilasyonun sürdürülmesine destektir.

Bir diğer risk ise oto asimilasyon sürecinin geliştirilmesine dönük gizli
çabalardır. AKP hükümeti, hakkını vermek gerekir ki bu çabaları alabildiğine
ustaca yürütmektedir.

Cumhuriyet'in kuruluşundan günümüze eğitim olanaklarından yoksun olan,
yasaklanan bir dil ile yaşayan Kürtlerin azımsanmayacak bir kesimi ne yazık
ki kendi diline, kültürüne ve kimliğine yabancılaşmıştır. Kürt siyasetinin
ağırlıkla programatik ve nispeten pratik etkileri, Türk eğitim sistemine
dahil olmayan ve giderek azalan neslin doğal çabaları, sürgünde gelişen Kürt
edebiyatının sunduğu olanaklar, Irak, İran ve Suriye'deki Kürtlerle iletişim
olanaklarının artması nedeniyle kültürel soykırımı ve kimlik yitimi
engellenen Kuzey Kürtlerinin oranı, ne yazık ki bugün genel nüfusa oranla
azımsanmayacak oranda bir azınlığa tekabül etmektedir. Bu kesim dışında
kalan Kürtler arasında ciddi bir kimlik, dil ve kültür yitimi vardır.
Yönetenler bunun farkındadır. Bu nedenledir ki mecbur kaldığında, bazen de
Kürtlerin fiilen attığı adımlara engel olabilmek adına çeşitli girişimlerde
bulunuyorlar. Ancak bu adımların hiç birinin Kürtlerin asimilasyonunu
engellemek, Kürt dili, kültürü ve kimliğini korumak için atıldığı inancında
değilim.

'*Kürt Açılımı*'nın giderek '*Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi*'ne
dönüşmesinin altında da bu niyet yatmaktadır. Kürt dilinin lehçeleri
arasında ikilem yaratmak, atılan adımları hukuki alt yapıyla güvenceye
almamak ve atılan adımların Kürt ismi zikredilmeden yaşama geçirilmesi için
yoğun çaba harcamak da Kültürel soykırımdan asimilasyona evrilen sürecin,
kendi doğallığı içinde bir kimliği, bir dili, bir kültürü yok etme
girişiminden öte bir amaç taşımamaktadır. Eğer böyle olmasaydı, atılan
adımlar hükümet ve devletin ihtiyaçları göz önünde tutularak değil, bizzat
Kürtlerin, asimile edilen, kültürel soykırıma tabi tutulan bir halkın
ihtiyaçları göz önüne alınarak atılırdı.

Evet, hakkını vermek gerekir, AKP önemli adımlar attı. Ama attığı adımlar
kültürel kırıma tabi tutulan bir halkın dili, kimliği ve kültürünü doğal
asimilasyon sürecine terk etmekten öte bir noktayı aşmadı/aşamadı. Kürt
halkının devlet okullarında kendi dilinde eğitim görmesi önlendiği ve
kazanımlar hukuki güvenceye kavuşturulmadığı sürece de, bu niyetin
değiştiğine hiçbir Kürt inanmaz. Mehmet Mir Dengir Fırat gibi açılım
sürecine ciddi katkı sunan bir AKP'li bile atılan adımlarda iyi niyet
görmezken, onlarca yıldır bu işin mücadelesini veren Kürtler niçin
inansınlar?

-- 
-  Diwanxane, platformek azad e, ideolojik nine, demokrasi serdest e; hemu Kurd 
dikarin bi rengeki azad ramanen xwe binin zimen, kovar, malper u rojnameyen xwe 
bidine nasin, helbest an nivisen xwe parve bikin. Heqaret qedexe ye. Rojda 
Xanim, Serger Barî, Mihemed Rojbin ji bo niha moderator in. 
 
Navnisan: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane
 
-  Diwanxane; Kurtceye kucuk bir adim icin kurulmus en buyuk Kurd mail grubu. 
Hukuki sorumluluk yazara aittir. Kurd kultur milliyetciligi esas alinir. 
Duzeysiz mailler onaylanmaz. Kurd dillerindeki mesajlara oncelik taninir.

Cevap