MİT - PKK görüşmesinin kodları... Editör Çarşamba, 14 Eylül 2011 22:19 13 Eylül 2011 tarihinde DİHA ve ANF haber ajanslarının sitelerinde, Oslo'da yapıldığı anlaşılan PKK - MİT görüşmelerinin kısmi ses kayıtları "Görüşmelerin İçyüzü Erdoğan'ı yakacak" başlığıyla yayınlandı. Bu ses kaydı birkaç saat sonra, adı geçen haber ajanslarınca "sitelerinin hacklenerek yerleştirildiği" açıklamasıyla yayından kaldırıldıysa da bu önemli ses kaydı internette hızla yayılmış oldu. Gelawej de, bu kayıtların montaj ve kesintiler ihtimali olmakla beraber gerçek olduğu sonucuna vararak, daha şimdiden çok önemli bir belge haline gelmiş olan bu kayıtları yayınladı. Aradan iki gün geçmesine rağmen taraflardan hiç biri kayıtların gerçek dışı olduğunu iddia etmedi ve böylece içerik doğrulanmış oldu. Dahası Türkiye Başbakanı yardımcısı Beşir Atalay görüşme içeriğinin "deşifre edilmesi"nden duyduğu rahatsızlığı ifade ederek belgeyi doğrulamış oldu. Hemen belirtelim ki Türk medyasında olayın "MİT başkanının dinlenmesi, yasa dışı dinleme" gibi nitelendirilmesi, "yasa dışı dinlemelerle elde edilmiş içerikleri yayınlamıyoruz" bahanesiyle göz ardı etmeye çalışmaları çok anlamsız. Ortada "yasa dışı bir dinleme" değil, gizli görüşme içeriğinin taraflarından birince "deşifre edilmesi" söz konusudur. Bu görüşmelerin bir protokolle ayrı ayrı veya herkesin gizlice kayıt ettiği varsayılabilir. Sonuçta böyle önemli bir görüşmenin kayıtlara bağlanmamış olması zaten düşünülemez. Kayıtlarda bir "Koordinatör ülke temsilcisi"nden bahsedilmekte, fakat bu ülkenin adı ve temsilci deşifre edilmemektedir. Toplantının Filistin - İsrail barış görüşmelerine de ev sahipliği yapmış olan Oslo da yapılmış olması, bu "koordinatör ülke"nin Norveç olabileceğini düşündürüyor. Norveç'in de NATO çerçevesinde görev almış olması mümkün.
MİT - PKK Görüşmesini kısmen deşifre eden taraf PKK'dir. Her ne kadar kayıtlar yayından geri çekilmiş olsa da, bunun gerçekten bir "kaza" mı, yoksa fazla sorumluluk üstlenmeden bir sızdırma metodu mu, ya da "arkasını da yayınlayabiliriz!" mesajı içeren ince bir "tehdit" mi olduğu tartışmalıdır. AKP iktidarının görüşme içeriğinde belirtilen eğilimin aksine PKK'ye karşı yoğun bir askeri konsepti devreye sokmuş olması; savaş çığırtkanlığı içeren bir söylemle hava bombardımanları yapması ve kara operasyonuna hazırlanması, PKK'yı karşı bir siyasi hamle olarak görüşmeleri deşifre noktasına vardırmış olması mümkün. Bu kayıtlar hükümetin, "PKK'nin çözüme yanaşmadığı, şiddeti tercih ettiği" biçimindeki söylemlerinde iki yüzlü davrandığını gösterecek türdedir. Tabi bu görüşme kayıtlarının PKK yönetiminin iradesi dışında ama görüşmelere dahil olan veya bilen başka taraflarca, sabote amaçlı sızdırılmış olma ihtimali de mevcuttur. Fakat her durumda restleşmeyi yapan tarafların birbirlerini tanıdıkları, bildikleri ve bundan sonraki adımları buna göre atacakları belli. PKK'nin, AKP hükümetinin bu askeri yönelimini boşa çıkarmak için görüşme içeriklerini deşifre etmesi bundan sonraki görüşmeleri zora sokacak olduğu düşünülse bile, aslında son derece hayırlı bir iş olmuştur. Açıklık herkesin lehine Her şeyden önce ortada üst düzeyde görüşmelerin olduğunun resmileşmesi, olağanlaşması açıklık ve denetlenebilir olması bakımından son derece önemli. Bu konuda gizemli, imalı, her an inkar edilebilir, tersine çevrilebilir alacakaranlık bir atmosfer yerine açık bir diyalogun sürdürülmesi herkesin yararına. Öte yandan Öcalan'ın aylardır dile getirdiği fakat resmi olarak devlet tarafından ne yalanlanan ne de doğrulanan "devlet temsilcileriyle üst düzeyde görüşmeler sürdürüldüğü ve mutabakata varıldığı" söylemi de bir anlamda doğrulanmış oluyor. Herhalde aklın yolu bu görüşmeleri inkar etmek ve lanetleyerek caydırmak değil artık açık ve resmi bir hale getirmek olur. Görüşme kayıtları kamuoyunda yayınlandıktan sonra Türk veya Kürt toplumunda herhangi büyük bir infial görülmemiştir. Türk kamuoyunun PKK ile görüşülmesine veya Kürt kamuoyunun MİT'le görüşülmesine kategorik olarak büyük, olağanüstü tepkiler vereceği varsayımına dayalı "gizlilik" gerekçelerinin bir haklılığı olmadığı görülmektedir. Bu konuda kamuoyu tepkisini ileri sürerek yapılan perdelemelerin anlamsızlığı ortaya çıkıyor. Tersine gizli kapaklı değil, barışçıl amaçlı açık-dürüst konuşmaların çok daha geniş bir toplumsal desteğe sahip olacağını söylemek mümkün. İmralı da dahil olmak üzere, görüşmelerin tüm içeriği hangi düzeyde sürmüştür/ sürmektedir. Türk devletinin güvenlik kaygıları mı, yoksa Kürt ulusunun haklı taleplerinin karşılanması mağırlık noktasını oluşturuyor? Bunları bilmek herkesin hakkı. Elbette ki görüşmelerin içeriği, biçimi vb. hakkında her siyasi görüşün eleştirilerinin olması son derece normal. Çifte standartlılık sorunu... Görüşme kayıtları gerçekten de siyasi iktidarın PKK ve Öcalan konusunda resmi açıklamalarında ve kamuoyuna karşı başka, gizli görüşmelerde ise çok başka konuşup değerlendirmeler yaptığını gösteriyor. En başta da "teröristlerle görüşmeyiz, pazarlık yapmayız" söyleminin büyük bir yalan olduğunu gösteriyor. Terörist deyip, ağzından ateş saçtığı bir grubun bütün üst düzey yöneticileriyle çok nazikane ve olumlu bir dille oturup konuştuğu, pazarlık ettiği anlaşılıyor. Peki yanlış mı? Elbette görüşmek yanlış değil.. Yanlış olan halka karşı başka, gizli görüşmelerde başka bir dil kullanılmasıdır. Ya halka karşı açıkça yalan söylüyorsun, onları kandırıyorsun ya da gizli görüşme yaptığın insanlara yalan söylüyorsun, onları kandırıyorsun demektir bu. Acaba hangisi? Bir yandan ülkenin en önemli sorunu saydığı bir konuyu görüşmelerle çözüm yoluna sokmaya çalışırken, bir yandan da bizzat kendi ayağına bağ olacak şövenist kışkırtıcı söylemlerle ortamı germenin ne mantığı vardır? Makul ve mantıklı olan kamuoyunu da bir çözüm ve diyalog sürecine hazırlayacak bir dil kullanmak, ajitasyon ve hamaseti terk etmek değil midir? Hadi bire bir olmasa bile diyelim, gizli konuştukları ile açık konuştukları arasında bu kadar büyük bir uçurum olması akıl kârı mıdır? Bir yandan barışçıl çözüm için gizli görüşmeler yaparken bir yandan da askeri operasyonları alabildiğine derinleştirmek, siyaset yapan kadrolara yönelik tutuklama kampanyalarına girişmek nasıl mümkün olabilir. Kapalı kapılar ardında illegal kadrolara karşı oldukça nazik, uyumlu bir dil kullanılırken, kamuoyu önünde açık politika yapan siyasi parti temsilcilerine, BDP'lilere en ağır dille yüklenmenin, hırpalamanın anlamı nedir? AKP iktidarının birkaç yıl öncesine kadar sığındığı, TSK'nın farklı bir gündemle hareket ederek siyasi çözümü sabote ettiği tezleri, Anayasa referandumu ve Genel seçimlerden sonra inandırıcılığını yitirmiştir. Hükümetin bu konuda bariz olarak ortaya koyduğu ayrım eskiye oranla daha militarist bir tavır olmaktadır. Elbette ki bu bir samimiyet ve dürüstlük sorunudur. Siyasette, diplomaside, kapalı kapılar ardında muhatabımızı idare ederiz, kandırırız, sonra işimizi sürdürürüz türünde bir siyaset anlayışıdır ve komploculuğa dayanır. Çifte standartlılık konusunda elbette PKK' ye de söylenecek şeyler var Bir yanda görüşmeler sırasında Hükümet temsilcilerine söylenen sözlere, bir yandan da özellikle seçim döneminde sertleşen söylemlere bakılırsa PKK'nin AKP iktidarıyla hiçbir alışverişi olamayacağını sanırsınız. Ama öyle olmadığı, Öcalan dahil olmak üzere PKK üst yönetiminin hükümetle görüşmeler yürüttüğü ve karşılıklı komplimanlar yapıldığı görülüyor. Eğer öyle ise, TRT 6'de program yaptığı için genç sanatçıları aforoz etmenin; Başbakan Yardımcısı Arınç'la görüştü diye Şıvan'ı şeytan ilan etmenin; Burkay'ın ülkeye dönüşünü "AKP planı" diye çürütmeye çalışmanın ne mantığı var? MİT kanalıyla onlara sunulan zemin de sonuçta bir AKP planı değil mi? Üstelik birisi kamuoyunun gözü önünde, diğeri kapalı kapılar ardında cereyan ediyor. Keza madem siyasi iktidarla hem İmralı da önderlik düzeyinde, hem dağ, hem diaspora hem de siyasi kadroların dahil olduğu bir takım görüşmeler, pazarlıklar sürdürülüyorsa; kamuoyundaki söylem ve eylemlerin de buna göre uyumlu olması gerekmez mi? Tam da en yakın görüşmeler sürdürürken, en uç söylemler birbirine saldırarak kendi kamuoyunu yanıltmak, şartlandırmak nasıl bir siyaset anlayışıdır? Evet görüşme bantları AKP iktidarının ikili bir tutum sürdürdüğünü gösterdiği kadar, PKK'nin de farklı söylemler ve işlemler yapmakta hiç de geri durmadığını gösteriyor. Görüşmelerin resmileşmesi, meşrulaşması için bir fırsat Sonuçta öyle veya böyle herkesin bildiği bir sır olan görüşme, bu ses kayıtlarıyla da belgelenmiş oldu. Her iki taraftan da siyasi olarak görüşmeleri siyaseten kabul edilemez ve hatta ihanet olarak değerlendirenler olacaktır. Daha önceleri de Özal döneminde, 1993 ateş-kes sürecinin bir dizi görüşmelerle gerçekleştiği, bugünkü Irak Devlet Başkanı Celal Talabani'nin de arabulucu olarak özel bir rol oynadığı, PKK dışındaki Kürt siyasi parti ve gruplarının da mutabakata dahil edildiği hatırlardadır. Daha sonraki en sıcak çatışma dönemlerinde bile ateşkes koşulları kapsamında bizzat aracıların görevlendirildiği, temaslar sağlandığı da biliniyor. Tüm bunların gizli kapaklı, gizemli havalarda yürütülmesine gerek yok. Açıklıkla katledilecek yol daha sorunlu ve engellerle dolu gibi gözükse de, gizemli dehlizlerde, Ortadoğu usulü konsipirasyonlar ve tuzaklardan uzak daha emin ve sağlıklı yürüyeceği açıktır. Türkiye'deki hükümetin oldukça geniş bir kitle desteği var, iktidar bütünlüğünü de sağlamış durumda. Eğer gündeminde gerçekten "çözüm" adına bir şeyler varsa, bunları eğip büğmeden muhataplarıyla oturup konuşarak, Kürt toplumunun tercihleri ve demokratik çoğulculuğa da saygı göstererek yapabilir. Kürt ulusunun eşit haklara sahip bir toplum olarak kabulü ve buna saygı gösterilmesi temelindeki görüşme içeriklerinin, barışçıl çözüm çabalarının eleştirilerle birlikte Kürt toplumunda da Kürt siyasi grupları arasında da destek bulacağı açıktır. Bir hisse de muhalif gruplara... Görüşme kayıtlarının gösterdiği nesnel olgulardan biri de, PKK dışındaki Kürt muhalif gruplarının dayandıkları parametreleri değiştirmeleri gerektiğidir. Hem bu çevrelerde hem de Türk liberal demokratları arasında aşağı yukarı şöyle bir denklem kuruluyordu; AKP iktidarı, askeri vesayete, Kemalist statükoya karşı mücadele ediyor; PKK liderliği ise bu statüko savaşında AKP'nin karşısında Genelkurmay çizgisinin yanında yer alıyor. Sivil iktidarın demokratikleşme çabalarını provoke ediyor. Hatta birçok "siyasi analist" PKK'yi Ergenekon'un uzantısı olarak bu tabloya dahil ediyordu. Oysa görüşmeler PKK yönetiminin siyasi iktidarla uzlaşma ve görüşmelerden kaçınmadığını, işbirliğine açık olduğunu gösteriyor. Hatta bizzat MİT müsteşarı Öcalan'dan çok övücü biçimde söz ediyor. Onsuz bir çözüm olamayacağını söylüyor. Demek ki Kürt muhalefet grupları 2000'li yılların başında "İmralı süreci" ile birlikte kurdukları denklemin çoktandır, en azından iktidarın "Açılım"dan söz etmeye başladığından beri değiştiğini dikkate almalarında fayda var. Birkaç yıl önce Türk Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Tarihi bir fırsat yakaladık" derken herhalde, Kürt Federe Yönetimini tanıyan bir konseptle birlikte, PKK yönetimiyle de işbirliğinin alt yapısını oluşturan görüşmelerin başlamasının güveniyle konuşuyordu. Bugün iplerin koptuğu ve herşeyin 1994'deki topyekün savaş konseptine dönmeye başladığı bugünlerde belki de yayınlanan belgeler "açık diplomasi" ve "özü sözü bir" siyaset üslübunu hatırlatarak olumlu bir işlev görebilir. İmralı dahil olmak üzere bütün gizli görüşme kayıtlarının kamuoyuna açılması çok daha iyi bir "açılım" başlatabilir. Editör http://www.gelawej.net/index.php?option=com_content&view=article&id=566&catid=187 -- - Diwanxane, platformek azad e, ideolojik nine, demokrasi serdest e; hemu Kurd dikarin bi rengeki azad ramanen xwe binin zimen, kovar, malper u rojnameyen xwe bidine nasin, helbest an nivisen xwe parve bikin. Heqaret qedexe ye. Rojda Xanim, Serger Barî, Mihemed Rojbin ji bo niha moderator in. Navnisan: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane - Diwanxane; Kurtceye kucuk bir adim icin kurulmus en buyuk Kurd mail grubu. Hukuki sorumluluk yazara aittir. Kurd kultur milliyetciligi esas alinir. Duzeysiz mailler onaylanmaz. Kurd dillerindeki mesajlara oncelik taninir.
