Yeni Bir İnsan, Yeni Bir Örgüt, Yeni Bir Yaşam Tayfun İşçi
Alışkanlıklarımız bizi bu güne mahkûm etti. Artık hepimiz kabullerimizin kurbanıyız. Bu kabullerimizdir ki bizleri sistem denilen çarkın birer dişlisi olarak döndürüp duruyor. Her dönüşümüzde eskiyi yeniden, yeniden üretip duruyoruz. Ara sıra dönüp yaşama şöyle bir bakıyoruz. Sistemin yarattığı eşitsizliğe adaletsizliğe öfkelenip duruyoruz. Sistemi dışımızda ve bize karşı olarak algılıyor, sisteme karşı mücadeleden söz ederken, sistemi üretmeye devam ediyoruz. Sistemi kendimizin yarattığını unutuyoruz. Zorluklar karşısında yaşamı kolaylaştırma arayışımızın bizi birleşmeye, sosyalleşmeye, toplumsallaşmaya, örgütlenmeye mecbur ettiğini ve ihtiyaçlarımız gereği bir sistem kurduğumuzu unutuyoruz. Bu sistem içerisinde iş bölümüne yöneldiğimizi, Bu iş bölümü gereği yetkilerimizi birilerine devrettiğimizi ve böylece kendi üzerimizde bir gurup yetkili seçkinler oluşturduğumuzu, sonrada bunları denetlemeden uzaklaştırıldığımızı, böylece kurduğumuz sistemin bizi ötelediğini ve üzerimizde bir baskı aracına dönüştüğünü unutuyoruz. Zorlukları birlikte aşma arzusuyla yetkilerimizi, irademizi, devrettiğimiz sistem karşısında bu davranışımızla özne olmaktan çıkıp sistemin nesnesi haline geliyoruz. Kendimiz için oluşturduğumuz sistem, bizi biz olmaktan çıkarıp kendi parçası yapıyor ve üzerimizden yükseliyor. Özne olmaktan çıkıp sistemin bir nesnesi olmaya dönüşüyoruz. Biz, biz olmaktan çıkıyor, düzenin çıkarlarının bir aracı haline geliyoruz. Ezildiğimizi, sömürüldüğümüzü, hiçleştirildiğimizi görüyoruz. Buna karşı önce itirazlarımızı yükseltiyoruz. Birey olarak tek başımıza sorunlarımızı çözemeyince de sistem karşıtı örgütlenmeye yöneliyoruz. Ancak sistem bütün düşünce ve yaşam algımızı öylesine dönüştürüp alışkanlık haline getirmiş ki sisteme karşı örgütlenmemizde bile sistemi örnek alıyoruz. Yine başa dönüyoruz. Sistemin yarattığı zorluklara karşı örgütlenmeye başlıyoruz. Yine önce birilerini yetkilendirip, yetkilerimizi, irademizi birilerine devredip yetkili seçkinler oluşturuyoruz. Böylece kurtuluş iddiasıyla yarattığımız örgütlerde de ilk işimiz insanı bir özne olmaktan çıkarmak oluyor, bireyi örgüte kurban ediyoruz. Yetkililer bizden aldıkları güçle kendilerini donatıp üstümüzde bir kast bir bürokratlar tabakası oluşturuyor. Giderek örgüt de ayrışıyoruz. Yönetenler ve yönetilenler olarak ayrışıyoruz. Sonra itirazlarımız başlıyor ve yeniden bir daha yeniden sistemler üretiyoruz. Kurduğumuz sistemlerde, söylem belki değişiyor ama yaşamda aynılaşıyor. Her iki sistemde de bizler edilgen köleler haline geliyoruz. Sistem bizler adına bizler için kararlar alıyor uyguluyor. He iki sistemde birey karşısında kendisini dokunulmaz kılıyor, kutsuyor. İtirazlar sistem karşısında etkisizleştiriliyor. Sistem içinde sistemin yarattığı maskelerle dolaşıyoruz. Ve bize biçilen kişiliklere bürünüyoruz. Sisteme uygun rolümüzü oynuyoruz. Bizler eski sistemden kurtulduğumuzu düşünürken eskinin taklidi olan kendi sistemimizin piyanları haline geliyoruz. Öznelliğimizi kaybediyoruz farklılığımızı yitiriyoruz sistemin mekanik parçaları haline geliyoruz. İnsan mekanik bir nesne değildir. Her insan kendi özgünlüğünde farklılıklar taşır. Biyolojik, fiziksel, ekonomik, kültürel, psikolojik, sosyolojik vb. farklılıklar insanı insan yapan temel özelliklerdir. Çünkü her insan yaşamla, tarihle, çevreyle, doğayla, üretim ilişkileriyle, toplumla, farklı biçimlerde etkileşimde bulunur. Ve bu etkileşim insanı diğer insanlardan farklı kılar. Böylesine farklılıkların sahibi bir bireyin yetkilerini başkasına devretmesi özde yetkilerini kendi dışına bırakmasıdır. Çünkü her insan farklıdır ve her insanı ancak kendisi temsil eder. Sanırım oluşturduğumuz sistemlerde veya örgütlerde en temel sorun yetkilerin devri konusudur. Yetkinin devri gücün devri demektir. Güç her toplumda egemenliğin temel dayanağıdır. Bu nedenle işin özü gücün belli ellerde toplanmasına engel olmaktır. Gerek merkeziyetçi gerekse demokratik merkeziyetçi tanımlamalar gücü belli ellerde toplayan yaklaşımlardır. Güçler arasında eşitsizliğin olduğu yerde demokrasiyi ayakta tutmak çoğu kez imkânsızdır. Gücü bireyden alan ve belli ellerde biriktiren yaklaşımlar gücün toplum üzerinde bir baskı aracı olmasını engelleyemezler. Tarih bunun kanıtlarıyla doludur. İşte tamda bu noktada doğrudan demokrasinin önemi ortaya çıkmaktadır. Doğrudan demokrasi bireyin kendi yetkilerini kendinde bulundurması ve kullanması demektir. Yetkinin gücün toplumsallaşmasının temeli de özgür bireylerin yarattığı toplumsallaşamadan geçer. İnsan sosyal bir varlıktır. Topluluklar halinde yaşar ve gelişir. Doğal toplumsallaşmanın ilk koşulu bireyin özgür katılımı ve toplumsal kuralların oluşumunda irade sahibi olmasıdır. Bu doğal yaşamın ilk kuralıdır. Bireyin haklarını ve yetkilerini birilerine devrettiği toplumsallıklar yetkinin insandan uzaklaşması ve yabancılaşmasının başlangıcıdır. Yetki devredildikçe toplumda hiyerarşi başlar. Hiyerarşik toplum yöneten ve yönetilenler ayırımının başlangıcıdır. Hiyerarşik toplumda hiyerarşi toplum tarafından denetlenemiyorsa, hiyerarşi iktidar biçimini alır. İktidarın olduğu yerde egemenler ve ezilenler ayırımı kaçınılmazdır. Örgütlenmede temel olan insandır. Öznesi insan olmayan bir yapılanma insanlığın eninde sonunda direnişi ile karşılaşır. Örgütlenmenin ilk adımı işte bu nedenle İnsanın özgürleşmesinden başlar. Özgür birey kendisi için olan bireydir. Birileri veya bir sitem için şekillenmiş birey özgür bir birey değildir. �Örgüt ise özgür bireylerin bir araya gelmesinden oluşur. Özgür bireyler bir araya geliş kurallarını kendileri yaratır. Kararların alınmasından uygulanmasına kadar bireylerin özgür katılımı esas olmalıdır. Bunu da temeli karara bütün bireylerin katılımını sağlayan bir işleyiş esas olmasıdır. Bununda genel adı doğrudan demokrasidir. Hiyerarşik örgütlenmelerde kararlar özgür bireyler üzerinden değil, esas olarak yetki devri üzerinden alınır.� Be nedenle de doğrudan demokrasi merkezcil karar organları üzerinden değil yatay ve yerel kararlaşmalar üzerinden şekillenir. Doğrudan demokrasi meclis tipi bir örgütlülüğü zorunlu kılar. Doğrudan demokrasinin olmadığı örgütlenmelere meclis adının verilmesi doğru değildir. Meclisin yetki devri olmaz. Ancak meclis kendi aldığı kararları uygulayacak görevlendirmeler yapar. Bu meclis görevlilerinin işi karar almak değil bireylerin oluşturduğu meclisin aldığı kararları koordine etmektir. Yeni bir insan, yeni bir örgütlenme, yeni bir yaşam arayışında isek, kendimizi eskinin tekrarı olan iktidarsal, merkeziyetçi, hiyerarşik örgütlenmelerden kurtarmamız gerekir. Yetkinin hiyerarşik yöntemlerle toplum adına birkaç kişide veya giderek tek elde toplandığı sistemler yeni bir örgüt anlayışı değil, eskinin farklı adlar altında yeniden piyasaya sürülmesidir. Bu tür sistem taklidi, örgütlenmelerin ömrünün ne kadar kısa olduğunu ve ne kadar başarısız olduğunu bizlerden daha iyi kim bilebilir? Yüz yıllardır aynı tür örgütlenme anlayışı ile bu günlere geldik. Eğer yüzlerce yıllık deneyimlerimiz bizi bu ezilen konumundan kurtarmadıysa bunda direnmenin hiçbir anlamı olamaz. Örgütlenmeye alışkanlıklar üzerinden yaklaşmanın statükoyu korumak olduğunu Artık görebilmeliyiz. Sorunumuzun bizi zorlayan en can alıcı noktası hiç kuşkusuz iktidarlaşma arzumuzdur. iktidarsal katı merkezcil devletsel yapılanmalarını taklit etmemizdir.. Öncelikle bizler egemen ve ezilenlerden oluşan iktidar mı istiyoruz yoksa Eşitlik özgürlük adaletin hakim olduğu demokratik bir toplum mu istiyoruz? Konusunda netleşmemiz gerekiyor. Devlet biçimli iktidar aygıtlarının hangi ad altında olursa olsun toplumu nasıl hiçleştirdiğini tarihimiz boyunca yaşadık durduk. Devletler üzerinden devletsiz topluma gidilmeyeceğini çok acı bir biçimde öğrendik. Bu nedenle bizden öncekilerin yetkileri sınırlandırılmış yarı devlet dediği veya yetkinin topluma devredildiği örgütlenme modellerine yönelmeliyiz. Eğer demokratik bir toplum hedefindeysek toplumu oluşturan tüm bireylerin özgür ve eşit katılımından oluşan komünal yaşama uygun örgütlenmeyi esas almalıyız. Bunun da yolu kendimize iktidarsal tavanlar yaratıp, bu tavanların altında topluma taban olmayı dayatmak değildir. Aksine bireyin toplum içinde özgürce kararlaşabileceği demokratik halk kongreleridir. Kararların merkezde alındığı merkezcil ve hiyerarşik yapılara Kongre tanımı yakıştırmak bizi kurtarmaz. Çünkü toplum ve insanlar yaşama bakar. Yaşamda iktidarsal ve merkezcil olanlar, yaşamda özgürlüğü ve katılımı sınırlandırmak zorunda kalmışlardır. Bu nedenle yeni bir insan, yeni bir örgüt , yeni bir yaşamdan kastımız, eskinin iktidarsal toplum anlayışı ile yüzleşme ve hesaplaşmayı bilince çıkarmak yeni bir toplumun temellerini atmaya davet demektir. -- - Diwanxane, platformek azad e, ideolojik nine, demokrasi serdest e; hemu Kurd dikarin bi rengeki azad ramanen xwe binin zimen, kovar, malper u rojnameyen xwe bidine nasin, helbest an nivisen xwe parve bikin. Heqaret qedexe ye. Rojda Xanim, Serger Barî, Mihemed Rojbin ji bo niha moderator in. Navnisan: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane - Diwanxane; Kurtceye kucuk bir adim icin kurulmus en buyuk Kurd mail grubu. Hukuki sorumluluk yazara aittir. Kurd kultur milliyetciligi esas alinir. Duzeysiz mailler onaylanmaz. Kurd dillerindeki mesajlara oncelik taninir.
yazım.docx
Description: Binary data
