ÇAĞDAŞ ZİNDANLAR

            "Hapis" sözcüğü her zaman ürkütücüdür. "Hapsetmek," insanı
özgürlükten alıkoymak. Evet özgürlük dedim, Üstad Bediüzzaman'ın ben
"Ekmeksiz yaşarım hürriyetsiz yaşayamam" dediği özgürlük.
Hapis, özgürlüğün zıddıdır. Mahpusun kaldığı yer ise hapishane...
Üzerine türküler söylenen, ağıtlar yakılan, destanlar yazılan,
programlar yapılan hapishane. Suçlular için yapılmış; ama çoğu zaman
suçsuzların bulunduğu mekân... Hapishane. Hapishaneyi yazmak bu kadar
zor iken hapishanede yaşamayı tahayyül edemiyorum. Hapishane modern
bir organizasyondur. Eskilerine, daha da ürkütücüsü olan "zindan"
denirdi. Güya hapishane, zindanın yedi suyla yıkanmış halidir. Güya
hapishaneler, zindanlara alternatif oluşturulan insani ve rahmani
sistemlerdir. Oysa şimdiki hapishane sistemi de zindanı pek
aratmayacak şekildedir. Tam bu arada İslam'daki hapis anlayışına göz
atarken, birçok ulemanın, İslam'da tıpkı saltanat, kölelik,
milliyetçilik, feodalizm ve benzerlerinin olmadığını dile getirdikleri
gibi, İslam ceza hukuk sisteminde de hapsetmenin pek olmadığı
düşüncesinin ağır bastığını müşahede ettim. Var olan hapsin de
yargılama sürecindeki 3-5 gün bekletme mahiyetinde olduğunu, neticede
Şafii fukahasının taş çatlasa, hapsin bir yılı geçmemesi konusunda
müttefik olduklarını gördüm. Ama İslam tarihine baktım. Hiç de
gerçeğin böyle olmadığını fark ettim. Sonra efendim bu "İslam tarihi
değil, Müslümanların tarihidir" diyerek konuyu geçiştirdim. Günümüze
geldim, ülkelere göre cezaevi doluluk oranlarına baktım. İran'ın %294
ile birinci sırada yer aldığını gördüm. İsmine baktım "İran İslam
Cumhuriyeti"  başındaki "İslam" kelimesini görünce moralim bozuldu.
Raporda, ülkelere göre hükümlü ve tutuklu sayıları hakkında bilgiye
bakarken, en çok hükümlü ve tutuklu sayısının 2 milyon 266 bin 832 ile
ABD'de yer aldığını. ABD'yi 747 bin 100 ile Rusya'nın izlediğini
görünce rahatladım. Anladım ki mesele, ne İslam ne demokrasi ne de
sosyalizmdir. Mesele insanın ta kendisidir. İnsanın iktidar hırsıdır.
İslam, demokrasi ve sosyalizmi birbirlerine kıyasladım. Reyimi gerçek
İslam'dan yana kulandım ve şairin dediği gibi:

O nûru gönder İlâhî, asırlar oldu, yeter!
Bunaldı milletin âfâkı, bir sabâh ister.
İnâyetinle halâs et ki, dalga dalga zalâm
İçinde kaynamasın,  çırpınıp duran İslâm!

kıtasını bir dâî nidasıyla okudum.
Derken son günlerin "cezaevleri olayları" beynimde çağrışım yaptı.
Türkiye'deki cezaevleri tarihine ve sistemine bakmak zorunda kaldım.
Zorunda kaldım diyorum; çünkü bizler "hipermetrop" göz kusuruna sahip
olduğumuzdan yani uzağı görüp yakını göremediğimizden Türkiye aklıma
pek gelmemişti. Baktım ama bakmaz olaydım.
Eskiden yine iyiydi. Eskiden hapishanelere "ıslahevleri" veya
"tutukevleri" denirdi. Şimdilik, mahpusların ıslahından umut kesilmiş
olmalı ki artık ıslah sistemi yerine ceza sistemi getirilmiş ve ismini
cezaevi olarak değiştirilmiştir. Ama nasıl ceza veya cezaevi
diyeceksiniz o biçim. Türkiye cezaevleri tarihini okumaktan
ürktüğümden okumayı bırakıp günümüz Türkiye cezaevlerine atladım.
Baktım ki cezaevleri, alfabede harf bırakılmayacak şekilde "tip"lere
ayrılmıştır. Hele hele tecrit ve hücre sistemine dayalı, insana dört
duvarla konuşabilme becerisini geliştiren, sonunda da insanın akli
dengesini tarumar eden F tipi ceza evleri ise bu tiplerden daha bir
tanesi olduğunu gördüm.
Verilere bakmaya devam ettim:
         Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sefa Mermerci'nin, TBMM
İnsan
Haklarını İnceleme Komisyonu'na sunduğu raporda yer alan bilgilere
göre,
Türkiye'de 328'i kapalı ceza infaz kurumu olmak üzere, toplam 377
cezaevi
bulunduğunu, 1 Nisan tarihi itibarıyla; 77 bin 587 hükümlü, 36 bin 273
tutuklu, 18 bin
509 hükmen tutuklu olmak üzere toplam 132 bin 369 kişi ceza infaz
kurumlarında kaldığını.
Bunlardan 119 bin 509'u adli suçlardan, 8 bin 985'i terör suçlarından,
2
bin 179'u çıkar amaçlı örgüt suçlarından, bin 696'sı ise suç grubu
bilinmeyen hükümlü ve tutuklulardan oluştuğunu, bunların 125 bin 270'i
erkek, 2 bin 281'i çocuk, 4 bin 818'i kadın hükümlü ve tutuklu
olduğunu müşahede ettim. Cezaevlerinde doluluk oranının yüzde 106
olduğunu, 1 Aralık 2000'de hapishanelerde toplam 49 bin 512 tutuklu ve
hükümlünün var olduğu. 2 Nisan 2012 itibariyle, bu sayının 132 bin
369'e yükseldiğini. Son 12 yılda sayının yaklaşık üç kata çıktığını,
birçok ceza evinde yığılma olduğunu, ceza evlerinde insanlık dışı bazı
uygulamaların varlığını, Mardin Cezaevi'nin kapasitesi 400 kişi, ama
orada 1200 kişi kaldığını. Bu oran da yüzde 300 doluluk oranı anlamına
geldiğini. 20 kişilik kadın koğuşunda 86 kadının kaldığını, Urfa ceza
evinin kapasitesi 276 olan iken toplam bin 44 kişinin kaldığını bundan
dolayı olayların çıktığı ve 13 kişinin öldüğü, Diyarbakır ceza evinde
de 6 kişilik koğuşta 18 kişinin kaldığını, Pozantı Cezaevi'nde ise
çocuk taciz ve tecavüzlerinin yaşandığını, raporlardan hep okudum.
        Her gün onlarca tutuklu ve gözaltının devam ettiğini görünce:
"Yahu ne olacak bu tutukluların hali, hepsini nereye koyacaklar? Yer
yok" derken haber sitelerinde Diyarbakır'da, Başbakan ERDOĞAN'ın
Diyarbakır'daki bir mitingde yapımına alkışlar eşliğinde sözü verilen,
ihalesi 99 milyon 600 liraya yapılan bin 413 dönümlük arazi üzerine
İstanbul Silivri Ceza İnfaz Kurumları Kampusu'ndan sonra Türkiye'nin
en büyük ceza infaz kurumlarından birinin yapılmaya başlandığı
müjdesini aldım! Söz konusu haberde arazinin paftalarında, 43 yıl önce
Diyarbakır'da kadastro teknisyenliği yapan Abdullah Öcalan'ın imzası
bulunduğuna özellikle parmak bastığını gördüm.
           Sonuç olarak, Adalet Bakanı Sadullah ERGİN'in dahi "Yaşanan
sorunlar gece rüyamda beni rahatsız ediyor" demesi cezaevlerindeki
vahameti gözler önüne sermektedir. Bunlar içerdekilerin durumları ve
sorunları. Ya onları dışarıda bekleyen gözü yaşlı anne babaları, bir
nevi yetim kalmış çocukları veyahut çaresiz kalmış eşleri, bir de
kardeşleri, arkadaş ve dostları... Bunu da siz düşünün.
            Hapishanedeki kişi sayının son 10-12 yılda feci bir
şekilde yükselmesi nazarı dikkatimi celp edince, gözümü iktidara
çevirdim. İktidarın, İslami hassasiyetleri olan bir partide olduğunu
görünce, bunda kendime de bir pay çıkartarak moralim yine bozuldu.
Acaba bu konuda "Türkiye İran'la mı yarışıyor?"  demekten kendimi
alamadım. En sonunda takdiri siz değerli okuyuculara bıraktım.
Hülasayı kelam vesselam.






 
26/0/2012
 
Ziyaeddîn EMBARÎ

-- 
-  Diwanxane, platformek azad e, ideolojik nine, demokrasi serdest e; hemu Kurd 
dikarin bi rengeki azad ramanen xwe binin zimen, kovar, malper u rojnameyen xwe 
bidine nasin, helbest an nivisen xwe parve bikin. Heqaret qedexe ye. Rojda 
Xanim, Serger Barî, Mihemed Rojbin ji bo niha moderator in. 
 
Navnisan: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane
 
-  Diwanxane; Kurtceye kucuk bir adim icin kurulmus en buyuk Kurd mail grubu. 
Hukuki sorumluluk yazara aittir. Kurd kultur milliyetciligi esas alinir. 
Duzeysiz mailler onaylanmaz. Kurd dillerindeki mesajlara oncelik taninir.

Cevap