Türkiye Cumhuriyeti'nin kırmızı çizgilerinin başında Irak topraklarının bütünlüğü gelir. Bu bütünlüğün bozulacağını gören DSP-MHP koalisyonu, Amerika'nın Irak'a yönelik saldırısına destek olmayacaklarını açıkça ifade ettikleri için Derviş modeli ile parçalanmış ve deliğe süpürülmeyip kullanılması amacıyla kurulan AKP Hükümeti iktidara getirilmiştir. A. Gül'ün ve T. Erdoğan'ın yoğun çabalarına karşın teskere; meclisten Irak'ta Müslüman kanının akıtılmasından sorumlu olmak istemeyen milletvekilleri sayesinde geçmemişti.
Ancak milletvekilleri bu doğru kararı almasına rağmen; ne yazık ki tipik Türk Partilerinde olağan duruma gelen, "yasa önergelerinde Genel Başkanın isteği doğrultusunda oy kullanma hastalığı" nedeniyle; başta İkiz Yasalar olmak üzere Türkiye Cumhuriyetinin bölünmez bütünlüğünü ve üniter yapısını bozacak yasaların geçmesine müsaade etti. Örneğin AKP İktidarının 2003 yılında kabul ettiği; "Medeni ve Siyasi Haklar" ile "Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar" adı altında iki yasadan oluşan "İkiz Yasalar" ile "*Bütün halklar kendi kaderlerini tayin hakkına sahiptir. Bu hakkı kullanarak halklar; kendi statülerini serbestçe tayin edebilir ve ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmelerini serbestçe sürdürebilirler" ilkesi kabul edilmiş oldu. * * * *Bizim; Kürtlerin ortam müsait olduğunda, federasyon söylemlerine ve hatta bölünmeye neden olacak bu maddeyi meclisten geçirdiğimiz dönemde; Irak'ın kabul edilmiş bir anayasası olmasına rağmen, Barzani de; K. Irak için ayrı bir anayasayı parlamentosunda onaylattı. Bu anayasanın giriş maddesi; doğrudan doğruya Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu Bölgelerini Kürdistan olarak göstermekte ve topraklarımız üzerinde hak iddia etmekteydi.* * * *Amerika'nın çekilmesi sonrasında, bizim için savaş sebebi olacağını; yıllardır açıkça beyan ettiğimiz Irak'ın; toprak bütünlüğünün yok edilip 3'e bölüneceği bilinmektedir. Irak işgalinden bu yana her yerde bombalar patlarken, istikrar bir türlü sağlanamazken; K. Irak'ın bu durumdan muaf olması, günlük yaşantının Irak'ın diğer bölgelerinden çok daha güvenli ve sıradan devam etmesi, Barzani'nin başarılı yönetimi sayesinde değil; Amerika'nın isteği doğrultusunda olmaktadır. Amerika tarafından BOP'a eş başkan yapılan T. Erdoğan; diğer nedenlerin yanı sıra, Irak topraklarında bağımsız bir Kürdistan kurulmasını savaş sebebi olarak saymamamız için de iktidara getirilmiştir. * * * *T. Özal'da; I. Körfez savaşı esnasında aynı görevi kabul etmişti. K. Irak'ta kurulacak Kürdistan, Türkiye'ye bağlanacak ve Türkiye; federasyonla yönetilmeye başlanacaktı. Hem bu şekilde topraklarımız da büyümüş olacaktı.(1 koyup 3 alma) Ancak bu planda; topraklarımız her ne kadar büyüyor da olsa; bu toprakların üzerinde Türk nüfusunun azalacağını, Osmanlının düştüğü duruma düşeceğimizi ve kurulan Kürdistan'ın; bizden aldığı topraklarla beraber bağımsızlığını ilan edeceğini gören dönemin Genel Kurmay Başkanı istifa edince, Amerika istediğini elde edemedi. * * * *Başbakan Erdoğan'ın üstlendiği misyon da Özal'ın üstlendiğiyle aynıydı. Üstelik bu sefer özerk bir Kürdistan'da kurulmuştu. Erdoğan'ın BOP eşbaşkanı olarak üstlendiği görev, toplumu; federasyon düşüncesine, Güneyimizde kurulan Özerk Kürdistan'a alıştırmaktı. Kurulacak Kürdistan bir süre sonra Türkiye'ye bağlanacak ardından bizden de aldığı toprakla bağımsızlığını ilan edecekti. Zaten Erdoğan federasyon yapısına sıcak baktığını 1993 yılında kitaplaştırılan II. Cumhuriyet Tartışmalarında açıkça beyan etmişti. İkiz yasalarla insanların siyasi hayatlarını istedikleri gibi sürdürmesinin önünü açarak, aslında amaçladığı; bağımsız Kürdistan'dan ziyade, şeriatla yönetilmeyi isteyenlerin bulunduğu bölgesel bir federasyon yapısı oluşturmaktı. Bu hayaline kavuşması için Türkiye Cumhuriyetinin bölünmesi gerekiyorsa bölünecekti. Zaten onun için "Demokrasi bir amaç değil araçtı"* * * *Ancak özellikle yerel seçimler sonrası Musul'da, Kürdistan ittifakının seçimleri kaybetmesi ve merkezi yönetimin gittikçe güçlenmesi; Irak'ın üçe bölünmesini isteyen Barzani'nin ve Amerika'nın işine gelmedi. K. Irak'ta gittikçe güç kazanan merkezi ittifaka karşı Barzani; Amerika'nın istek ve desteğiyle Türkiye'ye yanaşmaya başladı. İşte bu nedenle; kurulan teröre karşı işbirliği merkezleri ile Barzani'nin PKK'ya kucak açtığı ve Amerika'nın da Süleymaniye'de Türk Askerlerinin başına çuval geçirdiği gerçeğini unutturmaya çalışmaktadır. Geçtiğimiz yaz aylarında petrol konusunda Türk işadamlarını bölgeye sokmayan Barzani; bugün ağız değiştirip petrol konusunda işbirliği önerisinde bulunmakta, eğer K. Irak ile iyi ilişkiler kurarsak petrol endüstrisinden faydalanabileceğimizi söylemektedir. Kısacası Barzani ve Amerika; AKP Hükümetinden kırmızı çizgimiz olan "Irak topraklarının bütünlüğünü" terk edip "Irak topraklarının bölünmesi" için gereken adımları atmasını istemiştir. * * * *Türk halkının federasyonla yönetilmeye ve Kürdistan gerçeğine alıştırılması sürecinde AKP Hükümetine; medya, sözde aydınlar, Soros destekli sivil toplum kuruluşları, CIA'in para desteği yaptığı vakıflar, Amerika tarafından yönlendirilen cemaat lideri yardım etmektedir. Bir çok sözde Türk ve Kürt aydını çıkıp TV'de Kürtlerin olmayan sorunlarına çözüm adı altında federasyon söylemlerini dile getirmekte, Soros destekli kuruluşlar Güneydoğuda anketler yapmakta, CIA destekli vakıflar insanları merkezi yönetime karşı kışkırtmak için oluk gibi para akıtmaktadır. Tüm bu dernek ve vakıflara yurtdışından para aktarılması ise Vakıf ve Dernek Yasasındaki değişiklikle AKP İktidarı tarafından yasal hale getirilmiştir. * * * *Başbakan Erdoğan ise Güneydoğu gezisinden döndükten sonra "Ergenekon Davasındaki kararlı tutumumuz bölge halkını mutlu etmiştir" açıklaması ile bence PKK ile mücadele edenlerin, terörist başı Öcalan'ı yakalayıp sorgulayanların hapiste olmasını sağladığı için; bölücü teröre destek veren bir kısım bölge halkının kendisini kararlı duruşundan dolayı tasvip ettiğini itiraf etmiştir.* * * *Bunun yanı sıra; Amerikan güdümlü Gülen Cemaati de Türkiye'nin; Irak toprak bütünlüğü politikasından vazgeçilmesi, AKP'nin Barzani yanlısı tutum takınması, gerektiği yönünde girişimlerde bulunmaktadır. Gülen Cemaati; düzenledikleri Abant toplantılarını bu yıl ilk kez F. Gülen'in açılış konuşması ile K. Irak'ın Erbil kentinde gerçekleştirdi. Sonuç bildirgesinde bakın hangi tavsiyelerde bulunmuş Gülen Cemaati; Türkiye, *Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile iyi ilişkilerini geliştirmelidir. (Irak merkezi yönetimi ile değil.) Türk ve Kürt halklarının kardeşlik bağı kuvvetlendirilmelidir. (Federasyon yapısı için bu gerekli. Türkleri federasyon düşüncesine alıştırmamız gerek.) Türkiye ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasındaki ilişkilerin geliştirilmesinde, siyasetin yanı sıra; ekonomik, kültürel, sosyal bağlar da kuvvetlendirilmelidir. (Gene Irak merkezi yönetimi görmezden gelinmekte ve Barzani'nin teröre açık desteğinden bahsedilmemekte.) Medyada barışçı, saygılı ve yapıcı bir dilin egemen olması sağlanmalıdır. (Tabi ki burada yandaş medyayı değil; Türkiye'nin üniter yapısından ve Atatürkçü tavrından ödün verilmemesi gerektiğini söyleyenlerden bahsediliyor.) Taraflar her türlü sorununun çözümünde şiddet yöntemlerini reddetmektedir. (PKK'ya karşı silahlı müdahaleden, sınır ötesi operasyonlardan vazgeç.) Sınırdan geçişlerin kolaylaştırılması için gerekli düzenlemeler acilen yapılmalıdır. (Bu şekilde sınırın iki yakasındaki Kürtlerin kaynaşması ve federasyon için gereken zeminin hazırlanması sağlanacaktır.) Ve Erbil'de bir Türk Konsolosluğu ve Ankara'da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetiminin bir temsilciliğinin açılması genel bir arzu olarak dile getirilmiştir. (Bu cümlenin tek açıklaması; Irak merkezi yönetimini unut, Kürdistan'ı tanı.) Eski Sovyetler Birliğinin etkisinden çıkıp emperyalist Amerika'nın etkisine girmesi istenilen yerlerde, misyoner okulları açarak Amerika'ya hizmet eden, liderliğini F. Gülen'in yaptığı, Türkiye'nin en büyük cemaati olan, AKP Hükümetinde ve Türkiye'deki bir çok devlet organında yandaşları olduğu iddia edilen Gülen cemaatinin; Barzani ve Amerika'nın isteği doğrultusunda, üniter ve demokratik Türkiye Cumhuriyetini ilerleyen süreçte parçalayacak alt yapının oluşturulması için verdiği, sözde tavsiye özde direktifleri bu yönde. F. Gülen'in açılış konuşmasını yaptığı Abant Platformundaki tavsiyelerden biri de "Demokratik hak ve hürriyetlerin güvence altına alınması" idi. Bu durumda ne AKP milletvekillerinin ne de onlara oy veren %47'nin Ahmet Türk'ün dün Millet Meclisinde Kürtçe konuşmasına söz söylemeye hakkı yok. Ahmet Türk; kendisine AKP İktidarının 2003 yılında çıkardığı İkiz Yasaların verdiği yetkiyle ve Gülen Cemaati mensubu Başbakan Erdoğan'ın Şeş TV'yi açarak; Kürtçe konuşan ve Kürtçe düşünenlere verdiği destekle o kürsüye çıkmış ve isteklerinin Kürtçe TV ile son bulmayacağını açıkça göstermiştir. Umarım bu durum demokrasinin amaç değil araç olarak kullanıldığını göremeyen, "Ne var sanki zaten uydu yayınıyla Kürt TV'lerini izliyorlardı" diyenlere bir ders olur. Tüm bu gelişmeler ışığında özetlersek; Amerika'nın Ortadoğu'da AKP'ye olan ihtiyacı devam etmektedir. Bu yüzden Amerika'nın; AKP'nin yerel seçimlerde %50'nin üzerinde oy almasına ve güven tazelemesine ihtiyacı var. Amerika ile ortak çıkarları olan AB'nin de sözde demokratikleşme ve sivil anayasa konusunda AKP'ye olan ihtiyacını göz önüne aldığımız zaman; tavukların, ineklerin bile seçmen gibi gösterildiği, inşaat halindeki bloklarda oy kullanacak kişilerin olduğu, haber bültenlerine gazetelere yansımışken; Avrupa Birliğinin, Mart yerel seçimlerine gözlemci gönderme gereği hissetmemesi iktidarın güven tazelemesi anlamına gelecek olan %50 oy oranının; seçimlere hile karıştırılarak mı alınacağı sorusunu akla getirmektedir. ŞEBNEM ÖZBEK -- http://groups.google.com.tr/group/vatansizim --~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~ You received this message because you are subscribed to the Google Groups "Gugukluhayat" group. To post to this group, send email to [email protected] To unsubscribe from this group, send email to [email protected] For more options, visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en -~----------~----~----~----~------~----~------~--~---
