*Kültür Antropologu*" nedir ne değildir uzun uzun başınızı ağrıtmayacağım.
Hadi gelin 5 Mayıs 1935, Ahlatlıbel'e gidelim. Ahlatlıbel Ankara
yakınlarındaki kazıların başladığı yer biliyorsunuz. Bütün arkeoloji
kazılarının yapılma emrini veren Mustafa Kemal, müzelerin açılma emrini
veren de Mustafa Kemal. Ama bugünkülerde olduğu gibi açın, kazın, imza; öyle
değil. Nasıl yetişmiş inanın, 25 yıllık araştırmacıyım hiç anlamadım.
Bakıyorsunuz Efes kazıları başlıyor iki kere gidiyor, Konya'da Asar kazıları
başlıyor başında, birde bakıyorsunuz Ahlatlıbel kazıları başlamış başında,
toprak alıyor, ölçüyor, biçiyor. "*Ya ne yapıyor Mustafa Kemal*" diyorlar.
Çankaya'ya gidiyor,



Çankaya'da üç gün üç gece hiç uyumadan; uyumamak için alnına ıslak
bezler koydurmuş,
birilerini çağırıyor, telefonlar ediyor bir heyecan bir telaş. Üç gün sonra
"*gelin diyor Ahlatlıbel'e gidiyoruz*******". Hemen geliyor diyor ki
"*arkeologlar
toplanın*******". Biliyorsunuz başlarında en büyük arkeologumuz Zübeyir
KOŞAR var. Bu Zübeyir KOŞAR'ın bir e bir anısıdır. Toplanıyor ve diyor ki
Mustafa Kemal heyecanla; "*kazdığınız yer yanlış, şurayı kazmanız gerekir***
****". Yabancı arkeologlar "el insaf paşam, anladık iyi askersin iyi devlet
adamısın ama yani bu işte bizim işimiz niye karışıyorsun" der gibi
aralarında birkaç şey oluyor ama emir büyük yerden. Başlıyorlar
Mustafa Kemal'in
gösterdiği yeri kazmaya. Sonuç mu? Bütün bulgular oradan çıkacaktır.
İnat uğruna,
kendi ceplerinden öder ve kendi dedikleri yeri kazarlar hiçbir bulguya
rastlamayacaklardır.



Bunun üç gün sonrası, ATATÜRK Galip ARCAN'ın yazdığı "Sırat Köprüsü" adlı
piyese davetlidir. Davetiyede böyle yazar piyesin başında mutludur biraz
sonra sinirlenmeye başlar bir müddet sonra bitince "*bana Galip ARCAN'ı
çağarın!*******" der. Galip ARCAN gelince "*bu piyesi siz mi yazdınız? *****
**"der. "*Evet paşam ben yazdım*******". "*Hayır, bu bir Bolunun Flor Doranj
adlı boldvilin'in aynen çevirisi neden bunu belirtmediniz ****hakkınızda
soruşturma açtırıyorum***" diyecektir. Buna benzer pek çok anıyı da okuyunca
ne dedim biliyor musunuz? Samimi konuşacağım inanın sizlerle. Dedim ki "*a be
Atam boldvilin'e varıncaya kadar ne zaman okursun? ne zaman kafanda tutarsın
*". Ve o sırada ne yaptım biliyor musunuz? Yirmi yıllık araştırmacıydım,
ATATÜRK'le iddiaya girmek gibi, dedim "*senin başında durmadığın ilerletmeye
çalışmadığın bir alan bulmak benim boynumun borcu olsun*".



O sırada da "Sanat ve ATATÜRK" adlı araştırmamı yapıyorum baktım resimde Türk
tarihinde ilk resim sergisini o açıyor, heykelde dinin etkisini kaldırıyor
ama karşıma yedinci sanat dalı geldi. Ne? Sinema. dedim "herhalde burada
iddiayı kazandım". Hey hat, baş yönetmen Cezmi AR, başrolde Mustafa Kemal,
film çekiyorlar. Ve Cezmi Ar Mustafa Kemal'e tabi Cumhurbaşkanı ya diyemiyor
şöyle dur böyle dur diye diğer oyunculara şiddetle bağırıyor. Atatürk "*Gel
Cezmi gel, burada başkomutan sensin. ben bu işi bilmem. Önemli olan işin iyi
çıkması. Bana da aynı şiddet ve hiddetle*

*bağıracaksın***" der. Cezmi AR hayatının son günlerinde "*ben bir daha asla
öyle bir oyuncuyla çalışmadım*" diyecektir.



Yıl 1937, Münir Hayri EGELİYLE odalarına çekilirler. Çankaya' da ne mi
yaparlar?
ATATÜRK bir film senaryosu yazmıştır, adını da koymuştur; "Ben bir
İnkılap Çocuğuyum"
dur adı. Kendi yazdığı film senaryosunu Münir Hayri EGELİ çekecektir, ATATÜRK
oynayacaktır. Ama yıl 1937'dır, ömrü vefa etmemiştir. Derim ki haydi
filmciler bulun bu senaryoyu filme çekin pokemondan çok daha faydalı
olacağına ben kesin gözüyle bakıyorum.



Bu arada ATATÜRK'ün her şeyi iyide ben iddiadan vazgeçtim, tamam
dedim. Kesinlikle
iddia falan yok artık, iddiayı Mustafa Kemal kazandı ama merak ediyorum nasıl
yaptı diye. Asıl sır nerde? O sırada en büyük lider eleştirmeninin sözü
geldi elime.



Liderleri çok sıkı eleştiren bir eleştirmen diyor ki ATATÜRK için "*Liderler
içerisinde eleştiri acizliği yaşadığım tek lider Mustafa Kemal'dir. Çünkü
bütün Rönesans, bütün reform, bütün aydınlanma çağı etkinlikleri bir adamın
kafasında toplanmış, bir çağa sığan etkinlikler on yılda başarılmış, bu
büyük bir mucizedir en büyük radikal Mustafa Kemal'dir*" bunu biz demiyoruz
dünyanın en büyük lider eleştirmeni diyor.



Peki, tamam laf iyide diyorsunuz ki laflar karın doyurmuyor, Esas sır nerde
çok merak ediyorum. On yılda bir bakıyorsunuz kara tahtanın başında harf
öğretiyor, bir bakıyorsunuz şapka giyiyor, bir bakıyorsunuz tiyatro eseri
oynatıyor, yok efendim arkeolojik kazılara gidiyor, tren raylarının genleşme
hesabını yapıyor, Ankara'daki caddelerin ne kadar mesafede olacağı konusunda
şehirleşme planları yapıyor, E on yılda bunların hepsi peki nasıl? Ben esas
sırrı nerde buldum biliyor musunuz? Onun bir sözünde. Ama bu bence, ve dedim
ki bu sözü okuyunca keşke şu karga kovalamasını kafalarımıza
yerleştireceklerine şu sözünü yerleştirselerdi herhalde Türkiye çok farklı
bir yerde olurdu şu anda. ATATÜRK diyor ki "*Çocukluğumda elime geçen iki
kuruştan irini eğer kitaplara vermeseydim bu gün yapabildiğim işlerin
hiçbirini yapamazdım***". Esas sır bence burada. Çocukluğunda eline geçen
iki kuruştan birini kitaplara verdiği için 35 yaşında general, 40 yaşında
başkomutan, 42 yaşında

cumhurbaşkanı, 46 yaşında dünyada pek çok reformist var ama hiç biri
dile dokunabilmeyi
cesaret edememiştir; dile dokunabilen tek reformist Mustafa Kemal'dir.



İşte bunu yapabilen ve 53 yaşında nutku yazan genç olarak tarihimize
geçecektir Mustafa Kemal.



Okumayla, ama nasıl okuma biliyor musunuz? Bildiğimiz gibi bir okuma değil.
Sizi 1914 Anafartalar'a götürüyorum. Anafartalar'da savaşın bir dinlenme
yerinde çadırınıza gelirsiniz postalları çıkarır rahatça dinlenmek
istersiniz. Öyle bir şey yok. Macar Türkoloğu Nemetin, Fransız
Türkoloğu Devinin
Türkoloji albümleri duruyormuş. Açıyor onları okuyor Mustafa Kemal. Diyorlar
ki "*niye bunları okuma gereği duyuyorsun*" verdiği cevaba bakın; onlara
diyor ki: "*Savaştan sonra bu dilin değişme ihtiyacı var onu*

*tespite çalışıyorum***". Yıl 1914, gelelim 1916'ya. Bitlis cephesi komutanı
Mustafa Kemal Bitlis cephesinde çökmekte olan bir cepheyi kurtarıyor ve
çadırına geliyor, yaveri İzzettin ÇALIŞLAR'ı çağırıyor ve eline bir not
veriyor. Notta ne yazıyor biliyor musunuz?



"*Savaştan sonra ilk işimiz Türk kadınına serbestisini vermek, onu erkeğinin
yanında eşit haklara sahip kılmak***". Yıl 1916, Türk kadının değil adı,
değil kimliği, hiçbir şeysi yok. Sokağa çıkma hakkı olmayan bir Türk kadını.
Peki sizce tam savaşın en hararetli zamanında neden Türk kadını geldi
Mustafa Kemal'in aklına. Ha, Kurtuluş Savaşında gördüğümüz kadın manzarası,
değil ATATÜRK'ü, dünyayı şaşırtan bir manzaradır. Ülkelerin savaşları
olmuştur ama top yekun savaş örneği ilk defa Kurtuluş Savaşında
görülmektedir.



Devam edecek

Araştırmacı Yazar Prof.İlknur GÜNTÜRKÜN KALIPÇI
*www.isimsizsevda.com* <http://www.isimsizsevda.com/>* Tıkla ol aşkın şiir
ve paylaşımın yeni adresi paylaşım kalitesine ve sayısına göre yönetimde yer
alabilirsiniz*

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected]
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected]
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cevap