------------------------------

 ÖNEMLİ

YAZANI TANIMIYORUM  AMA GÜZEL YAZMIŞ





[image: Zahide Uçar]Zahide Uçar
Kedi Yaram Var Demiş… (!!)



03.04.2009

    Kişisel öfkelerini-kinlerini ve hesaplaşmalarını devlet yönetimine
taşıyanların ülkeye ödettikleri bedeli görebiliyor muyuz? Resmin bütününe
bakabiliyor muyuz?


Ellerindeki onca imkan ve büyük bir halk desteği gücünü Türkiye Cumhuriyeti
için kullanmak yerine, intikam aracı olarak kullandılar.

Cahili alkışlarsanız kendini kral da sanır, halife de… İktidar yalakası,
padişah soytarısı basın, kendi kişisel intikamlarını, kıskançlık
hesaplaşmalarını, ucuz hesaplarla ucuz hesap peşinde koşan iktidar üzerinden
görmeye kalktılar. Bütün yanlışları alkışlayarak iktidarın en büyük suç
ortağı oldular.

“Yandaş-yalakadaş” sözde basını dost sanan cehalet, kendilerini alkış ile
uçuruma bu kalem soytarılarının yolladığını göremeyecek kadar feraset
yoksunu. Oysa gerçek dost uçuruma giden kaptana “dur” diyendir, gaz veren
değil.

Bir 28 Şubat kinidir gidiyor. Bu 28 Şubat artık kabak tadı verdi. Amiyane
tabir ile “*kedi yaram var*” ucuzluğuna döndü.

*Kırmızı yanak bıyıklı dilberler bu ülke için hangi bedeli ödedi? Bedel
ödemek, işkence ne imiş anlatayım size: *

Televizyonda Selahattin Alpay’ı izliyorum. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu için “
*Kendisini tanıyordum, 7,5 yıl içeride yatmış, onca işkence çekmiş ama hiç
kin duymuyordu”* dedi.

*Evet, 12 Eylül bu ülkede bir gençliği budadı.* Bırakın siz o reklamı fazla
yapılan medyatik *68 kuşağı hikayelerini.* Zaten medyanın liboşlaşmış 68
kuşağı yazarlarından da anlarsınız, kendilerine bir paye vermek için 68
kuşağı deyip dururlar. Tıpkı *RTE’nin şiir mağduru rölü ile Başbakanlık
rolünü kaptığı gibi bunların çoğu “sözde aydın olarak” kaptıkları köşelerde
yıllardır ancak kendilerini aydınlatıyorlar. *

*Bu ülkede bedel ödeyen 77-78 kuşağıdır. Siyasiler, istihbarat, emniyet,
ordu… Bu gençliği harcayan 1.derece suçlulardır! Komik olan şu ki, hepsini
aklayan 12 Eylül darbesi, yabancı istihbaratların faaliyetlerini
seyrettikleri halde, paylaşım hesaplaşmalarının kurbanı yapılan bu gençliğe
ortaçağ işkenceleri uyguladı.*

*Siz yaşı büyültülerek asılan 17 yaşında ki sol görüşlü Erdal Eren ve 3 defa
ipi koptuğu ve gene de asıldığı söylenen ülkücü Mustafa Pehlivan’ı bilir
misiniz? İdam sonrası aklandılar iyi mi? **
*
*Gazetelerin zıt görüşlü birini dillendirmesi* demek “*vur emri”* olarak
algılanır, aynı gazeteler hedef gösterdikten sonra hedef yaptıkları kişinin
gazete örtülmüş ölüm haberini verirlerdi.

*Ecevit, Demirel, Koalisyon dönemlerinde ki liderler, bakanlar kendine zıt
insanları görüşlerine zıt illere tayin ederlerdi. Tunceli’ye sürülen bir
ülkücü, Yozgat’a sürülen bir solcu bilir di ki, daha o ile indiğinde
terminalde infaz edilir. İnfaz edilsin diye gönderilirdi zaten. Üzerleri
kırmızı işaretli insanlar ayda bir tayin ile şereflendirilirdi (!)… *

*O tetikte ki el bazen bir bakan, bazen bir başbakan dı… Hepsi aklandı. Bir
kuşağın hayatı, yaşam hakkı çalındı. *

*Bu gençliğin içine sızan CİA, İngiliz İstihbaratı, KGB ajanları istediği
gibi operasyon yaptı*. MİT bu işin neresinde idi diye hiç sormayın. Ülkücü
gençleri bizzat “*vatanı koministlerden siz kurtaracaksınız”* diye devletin
birimleri kullandı. *İşkencelerden geçirirken de* *“ülkenin askeri var,
polisi var, ülkeyi kurtarmak size mi düştü” dediler. **
*
*Yabancı istihbarat ajanları gençlerin eline silah verip adam vurdurttu.
Sonra birçok kirli işte kullanılan silahı verdiği gençleri ihbar edip
yakalattı. *

*Peki bütün bu olayları seyretmekle kalmayıp taraf olan siyaset, asker,
polis, MİT bu cinayetlerin sorumlusu değil miydi? **
*
Bu gençler kullanıldı, tamam. Bir kuşak yok edildi. Sistem kendi çocuklarını
yedi. Fakat* bir gerçek var ki, o gençler bu ülkeyi *“*ölüme gözü kapalı
gidecek”* *kadar çok sevdi !! *

Onların sevgilileri olmadı. El ele tutuşmadan, sevdalarını yaşayamadan
budandılar. Birden büyüdüler.* Ve onlar bütün bu ihanetlere,acılara rağmen
ne ordu düşmanı oldular, ne de devlet düşmanı. *

O nedenledir ki iki zıt kutbun eğitiminden geçen Doğu Perinçek ve Yaşar
okuyan omuz omuza verip sözde soykırım yalanına karşı İsviçre’de ülkemizi
savundular. Bu vatan sevgisi değil de nedir?

İşte bu alyanak cemaat, akıncı grup o zaman sağ ve solcu öğrencilere
yalakalık yaparak sıyırdılar. Bir memleket davaları var mıydı bilmiyorum.
Onlar hep zavallıydı, garibandı. 12 Eylül onlara dokunmadı. Nurcular,
Akıncılar v.b.’leri sıyrık bile almadı.

*80 Sonrası tüketim ekonomisine, kapitalizme malzeme olacak şekilde
yetiştirilen gençlik bu sevdayı anlayabilir mi? *

*Gücün karşısında el-etek öpenler, güç ellerine geçtiğinde eziklik
duygularını zulmederek tatmin ederler. *

İşte bu nedenle diyorum ki, RTE ve ekibinin bu kin kusan kompleksli
yaklaşımları “*kedinin yaram var”* hikayesinden başka bir şey değildir..!

Sözde avukat olan Arınç’ın dili hep çatallı… Hep tıs sesiyle konuşuyor.
İnternete düşen ve bir komutana ait olduğu söylenen ses kaydını kastederek,
“iyi ki bunlar ile bir savaşa girmemişiz” diyor. *Avukat’a dikiz (!)… *Ses
kaydı bir delil değildir. "*Kaldı ki seslere teknolojik ilave yapılabilir,
değiştirilebilir."* Delil olamayacağı için sonuç hiç değildir. Hukuk dışı
internet ortamına düşen bir kayıt üzerinden orduya vurma hafifliğine
tenezzül eden bir zihniyet. Üstelik avukat (!) Ordu bizim ordumuz değil
ya(!) Bu zat-ı muhterem bir zamanlar kıta sahanlığı meselesi savaş nedeni
olmamalı diyen zattı.



* 28 Şubat’da güce eğilenler şimdi Firavun’un tahtına talip. **
*

*Güneydoğu’da yıllardır süren terör nedeni ile yalama olmuş bir kuşak
var.*Güvenlik görevlisini görünce “mokunu yiyim” diye yemin billah
ederek ayak
altına yatan bu kuşak, PKK’ nın da yalakalığını yapmış, bazen birlikte
hareket etmiş, yardım-yataklık etmiştir.

*Şimdi devletin gücünü intikam aracı olarak kullananlar bu yalama olmuş,
ayar tutmayan PKK artıklarından “gizli tanık” adı altında medet umuyorlar.*
*Ömrünü PKK ve güvenlik güçleri arasında “mokunu yiyim abi..” diyerek
geçirenlerin gizli tanıklığı… Yıllarını alyanaklı utangaç bir kız gibi
geçirip, gücü eline geçirince açılıp-saçılan bu takıma doğrusu tamda uyan
bir davranış. Sonuçta ikisi de güce susup, güce tapınarak ömür geçirmenin
ortak paydasında birleşiyorlar. **
*
*Ve onlar AB-D, İsrail’i de bir güç olarak gördükleri için yönlerini onların
gösterdiği yön olarak biliyorlar. **
*
*Zengin sofralarında gözü kamaşanların bir ülkeyi yönetebilmesi mümkün
müdür? *

*Gelelim Muhsin Yazıcıoğlu’nun şaibeli ölümüne. *

Ben bu olayda suikast mi var diye yazmayacağım, çünkü *kurtarma rezaleti
zaten suikast halini aldı.* *Bu rezil durumda uygar bir ülkede ne yaparlar
biliyor musunuz? İçişleri Bakanı başta olmak üzere arama da zafiyet gösteren
her kurumun başında ki insan istifa eder. *

48 saat sonra köylüler kaza yerine ulaşıyor. *Kaza sonrası adeta kurtarmayı
engelleyici birçok yayın yapılıyor.* *Anadolu Ajansı gibi ciddiyet beklenen
bir kurum 8 gün sonra kendi haberini şöyle bir not düşerek
kaldırıyor:* “*"25.03.2009
tarihinde, "-Yazıcıoğlu'nu taşıyan helikopterin düşmesi -Kayseri Valisi
Bilici: Muhsin Yazıcıoğlu yaralı, şuuru açık, henüz hastaneye kaldırılmadı"
başlığıyla yayımlanan haberimiz, resmi makamlardan kesin teyidi alınamadan
oluşturulduğundan iptal edilmiştir. Saygılarımızla." **
*

Adama “*çüş”* derler. Teyit edilmeyen haberiniz sayesinde bilgi kirliliği
oluştu. Kaza yerine harekette zafiyete sebep oldunuz. Siz Avrupa
ülkelerinden birinde böyle bir haber yapsanız acaba hala mesleğinizi yapıyor
olur muydunuz?

*Uydu, TİB, A.A. gibi kurumların cemaate teslim edilme zaafiyetinin ülkeyi
getirdiği gayri ciddiliğin, kepazeliğin sonucudur bu durum. **
*
*İş ehline teslim edilmez ise olacak olan budur..! **
*
*48 saat kaza tesbiti yapama. Köylüler dayanamayıp* “*ellerinde hiçbir
teknoloji olmamasına rağmen*”* kaza yerine ulaşsın.* *İçişleri bakanı *“*her
şey bilgimiz dahilinde(!)” derken köylüler kimseye haber vermeden çıktık
diyor.* *Bakan’a bakın, hakikaten bakmış(!)… *

*İnsanları yatak odasında kapalı telefonlarından dinleyen kurumlar, 48
saatte kaza yerini bulamadı. Görevliler, köylüler sayesinde kaza yerine
ulaştı. *

*Evet Sayın Arınç,* *biz bir savaşa iyi ki girmemişiz, iyi ki… Ama ordumuz
nedeni ile değil, 48 saatte kapsama alanı içinde kalan bir kaza yerine
ulaşamayan hükümetiniz nedeni ile. *

*Artık sizin kedi hesabı *“*yaram var”* *diyen bu nazlı, zavallı halinizden
bıktık. Bıkmakla kalmadık, midemiz kalkıyor. **
*
*Bu ülkeyi ölecek kadar çok sevme imtihanından geçenlerin önünde sizlerin
utanmadan yaptığınız “yaram var “ ucuzluğu midemizi bulandırıyor. **
*
Filistin askılarına asılanlar hala “*vatan”* diye yanıyor. Üstelik onların
hiçbiri zengin değil.
*Sizlerin din söyleminizi cüzdana tahvil eden iktidarınız gibi, vatan
sevgisini cüzdana tahvil etmediler! Canlarını verdiler, canlarını… *

*Not:”Bir yalan ne kadar hızlı olursa olsun, hakikat yetişip onu geçer.
Kenya Atasözü.” *

** --------------------------------------------------------------

*Bu yazıyı yazanı başta söylediğim gibi ben tanımıyorum ama yazdıklarına
sonuna kadar katılıyorum. Ve burada bizzat bildiğim bir olayı aktaracağım
ancak şahısların ismini yazmayacağım. 12 Eylül öncesinde Ankara Yeni
Mahalle'de bir öğrenci kurşunlanarak öldürülür. Kim öldürdü belli değildir.
Faili meçhullere bir çentik daha ilave edilir. Gerçi suçu birilerine yamamak
için uğraşılır ancak tutmaz. 12 Eylül ve kahraman yöneticileri ile kahraman
savcıları göreve gelince faili meçhul bırakmamak için bütün gayretlerini
sarf ederler ve sonunda faili meçhul kalmaz (!). Faili meçhul varsa da
meçhul bırakılmaz fail uydurulur. Fail uydurulanlardan birisi de bu
bahsettiğim Yeni Mahalle cinayetidir. Maktul Fen Fakültesi öğrencisi olduğu
için de katil aynı Fakülte içinde aranır ve jet hızıyla yakalanır: Ülkücü
Hareketin önde gelen isimlerinden A.G. yakalanır. Mutad olduğu üzere işkence
tezgahından "en ala ve de medeni" bir şekilde geçirilir ama suçunu itiraf
etmez. Fakat bu arada görgü şahitleri bulunur birden bire  ve bunlar
kahraman savcının da yol göstermesi sebebiyle "şıppadanak" teşhis
ediverirler "katili".  Savcı teşhis için getirilen görgü şahidi bayanın
teşhisinden sonra şahit baayana emin olup olmadığını sorduğunda kahraman
şahit ezberletildiği üzere "Efendim ben minübüste geçerken olayı gördüm.
Katilin sol gözü özürlüydü." der. Aynı ifadesini Mahkemede de tekrarlar.
Mahkeme heyeti de hiç düşünmeden basar cezayı. Zira zanlı A.G.'nin sol gözü
özürlüdür, şahin gözlü şahit minibüsle geçerken bunu fark etmiştir (!) ve
bir faili meçhulü aydınlatmıştır (!). A.G. idam cezası almaz ama şukadar yıl
ağır hapis ve rusatsız silah taşımaktan da 2,5 yıl hücre hapsine mahkum
edilir. Hücre hapsini çeker, bu arada kendilerine devletin uygulaması
denilerek ceza evinde giymek üzere mavi ketenden tek tip elbise verilir.
Ceza evinde yönetim bunları beslerken hiç bir şeyi  ihmal etmez sindirimi
kolaylaştırmak için verilen çorbanın içine bir kürek kum atılması talimatı
sıkı sıkıya uygulanır. Aradan yıllar geçer İsa Armağan kaçmıştır. Mustafa
Pehlivan (ve diğerleri) Komuta Konseyinin özel ilgi ve ihtimamıyla idam
edilmiştir. Ülke huzura kavuşmuştur. Ama şanssızlığa bakın ki A. G. 'nin
mahkum olduğu faili meçhul olmaktan savcı marifetiyle çıkartılan cinayetin
gerçek katiliyakalanır ve suçunu itiraf eder. Hay bin kunduz, neredn
çıkmıştı bu yeni fail ve itirafçı ne güzel bir sağdan bir soldan bulunmuştu
failler şimdi denge bozulacaktı ve de bir sürü muhakeme ve yazışma
yapılacaktı. Netekim öyle de oldu, A.G. nin avukatları (bu adamlar avukat
tutacak parayı nereden buluyorlardı? A. G.'nin babası, yazın açtığı sergide
karpuz satar, kışın da işsiz gezerdi. Ha itiraf etmek biraz da pancar eker
dikerdi...) "iade-i muhakeme" müracaatında bulunurlar ve hiç te kısa olmayan
bir sürüncemeden sonra A.G. beraat eder. Tahliye edilirken cezaevi
komutanı "devletin
malına zarar gelmemesi için mahkumlara giydirilen tek tip mavi keten
elbiseyi" çıkarttırır masum olmadığına inandığı mahkumu arkadaşlarından
temin ettiği pijamayla bırakıvermez. Hiç asker kaçakları bırakılıverir mi,
derhal vatani görevini yapması için Ankara Askerlik Şubesine iki asker
nezaretinde gönderilir. Asker kaçağı A.G. öğrenci olduğunu söylese de
derdini anlatamaz. Neyse ki askerlik şubesi Başkanı öğrenci belgesi
alamayacağını düşündüğünden midir nedendir bilinmez, "öğrenci belgesi
getirebilirse askere alınmazsın" diyerek A.G.yi Fakültesine yine
pijamalarıyla ve tutuklu olarak gönderir. Öğrenci işleri tereddüt ederler ve
öğrenciyi Fakülte Dekanına gönderirler. Tabii askerlerde beraber. Dekan
Hanım çalışkan ve zeki öğrencisi A. G. yi bu halde görüncekısa bir şok
geçirir ve durumu öğrenince öğrenci belgesi hazırlanması için talimat verir.
Askerleri odadan çıkartır. A.G.yi oturtur. Belge hazırlanır verilir.
Askerlik şubesine götülen belge üzerine istemeye istemeye A.G. "eskimiş ve
de yıpranmış" pijamalarıyla Ankara sokaklarına salıverilir.  A.G. Kimya
Bölümünü başarıyla bitirir. Arkasından ÖSS sınavına girer Hukuk Fakültesini
kazanır ve orayı da 4 yıl gibi bir sürede bitirir. Şu anda da İstanbul'da
Ceza avukatı olarak çalışmaktadır. Ha bu arada ameliyatla yakayı ele
vermesine (!) yol açan sol gözünü de ameliyat ettirerek tedavi olur....*

*Bu 78 kuşağından sade vatandaşlardan sadece birisi olup 68 kuşağı kadar
kahraman (!) değildir hiçbir zaman da olamaz...*

*Bu olay benim bildiğim ve 78 kuşağından bir çok kişinin benzeri olayları
yaşadığına inandığım olaylardan sadece birisidir... (hfe)*


 ------------------------------

Yahoo! Türkiye açıldı!
Haber, Ekonomi, Videolar, Oyunlar hepsi Yahoo! Türkiye'de!
*www.yahoo.com.tr* <http://tr.yahoo.com/>



------------------------------
Yeni nesil Windows Live Services'ı ücretsiz edinin. Buraya
tıkla!<http://get.live.com/>
------------------------------
Windows Live Messenger'ın için ücretsiz güncelleştirme! Buraya
tıkla!<http://get.live.com/>

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected]
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected]
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cevap