---------- Forwarded message ----------
From: (W)SEBNEM ÖZBEK

 Teknoloji, globalizm, ülkeler arası ticari ilişkiler, kültürel bağlar nasıl
ki insanoğlunu; klanı siteye, siteyi kabileye, kabileyi feodaliteye ve
feodaliteyi de aşıp günümüz modern toplumuna taşımasını sağlamışsa, aynı
dinamikler belli bir yoğunluğa ve karşılıklı ilişkiye ulaştığında, dünyevi
işlerde radikalizm kavramı da yetersiz bırakmıştır.



Radikal İslamcılığın en büyük çıkmazı şudur. Topluma düşünce düzeyindeki
dindarlığın dışında hiçbir vaatte bulunamıyor. Ama insanlara soyut bir
maneviyat ortamından yaşamak yetmiyor. Dikkat ederseniz radikal İslam'ın en
koyu savunucuları; müritlerine soyut manevi bir yaşam önerirken, kendileri
teknolojinin tüm nimetlerinden ve maddiyattan yararlanmaktadır.



Yeri geldiğinde bir Caminin imamlığı için adam öldürmekte, yeri geldiğinde
en lüks villalarda yaşamakta, TV haram derken plazma televizyonlar
edinmekte, hatta jetskilere binmekte bir sakınca görmemektedirler.



Bu sözüm ona ruhani cemaat liderleri radikal İslam'ı soyut maneviyattan
çıkarıp, çağdaş yaşamın; son derece karmaşık, ilişkileri son derece
çetrefilli, özlemleri ve imkanları zengin maddiyat ortamını, sadece
kendileri ve çevreleri için gizlice yaşamakta, müritlerine ise ancak Ahrette
mutlu olma seçeneği sunmaktadır. Böyle bir programın; ister az gelişmiş
isterse gelişmekte olan bir ülke olsun insanlara yetmesi mümkün değildir.
Kaldı ki; ruhani cemaat liderleri saltanat içinde yaşarken, kendilerine bir
lokma bir hırka şeklinde yaklaşımını bu müritler, kabul etmemektedirler.



İşte radikal İslam'ın bu dünya için vaat edeceği hiçbir şey olmadığından,
tüm dünyada radikal İslam liderleri; müritlerinin normal dünyevi işlere
yönelmesine engel olmak için kendilerine hep bir düşman belirler. Tüm
dünyada Radikal İslam'ın ortak düşmanı Amerika ve Avrupa'dır. Bu sadece iki
farklı dinin çatışması değil, gelişmişlik düzeyi, yani çağdaş yaşam şekli
ile bu ülkelerin; radikal İslamcıların müritlerine; yaşadıkları dünyaya
maddi açıdan da ilgi duymalarına neden olduğundandır.



Eğer bir düşman yaratılmazsa radikal İslam; sadece maneviyat ve Ahret için
yaşamak dışında bir işe yaramadığından, müritler için yetersiz kalacak ve
liderlerine başkaldırmaya başlayacaklardır.



Türkiye'de radikal İslam'ın tek düşmanı, Amerika ve Avrupa değil, aynı
zamanda Atatürk ve onun getirdiği çağdaş yaşamamızı sağlayan devrimlerinin
bütünüdür. Onlar için Amerika ve Avrupa düşmandan ziyade, Atatürk ve
devrimleriyle mücadelede kullanılan araçlardır. "Önce laik demokratik
Türkiye Cumhuriyeti'ni İslam devletine çevirelim sonra Amerika ve Avrupa ile
hesaplaşırız" demektedirler.



Öncelikli hedefin Atatürk ve devrimleri olmasının nedeni de; gene
müritlerine Atatürk ve devrimlerinin, bu dünyayı hatırlatmasıdır. Radikal
İslam'da kadının yeri yoktur. Ama Atatürk devrimleriyle kadına insan değeri
verilmiştir. Radikal İslam'da insanın; insan olarak da değeri yoktur.
Atatürk sayesinde insanlar birey olduklarının ayrımına varmıştır. Radikal
İslam sevgili Peygamberimizin "Hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için, yarın
ölecekmiş gibi Ahret için yaşayın" hadisini yok sayar. Oysa insanlar;
Atatürk ve devrimleri sayesinde bu dünyayı da yaşamaları gerektiğinin
ayrımına varmışlardır. İşte bu ve buna benzer bir çok dünyevi konuda Atatürk
ve devrimleri insanlara örnek teşkil ettiğinden, yol gösterdiğinden radikal
İslam'ın müritleri için düşmandır, yok edilmelidir.



Onlar müritlerine Amerika ve Avrupa'ya direnebilmek için önce Atatürk
belasından ve onun çağdaş yaşam getirilerinden kurtulmak gerektiğini
söylerken, durum bunun tam tersidir.



Batılı emperyalist sisteme direnebilmenin tek geçerli yolu; Amerika ve
Avrupalılar millet sonrası aşamalarına ilerlemiş iken, Müslüman toplumları;
ümmet aşamasında tutmakla ya da ümmet aşamasına döndürmekle, bu insanlara
radikal İslam cemaat liderlerinin müritlerinden öte hiçbir şey olmadıklarını
ve sadece Ahret için çalışmaları gerektiğini söylemekle değil; laik ve
demokratik millete dönüşmelerini, maneviyat ortamında değil; maddiyat
ortamında yani teknolojiyle güçlenerek emperyalizmin karşılarına çıkmaları
gerektiğidir.



Müslüman'ım diyen herkes tabi ki Hz. Muhammed'in ümmetindendir. Ancak burada
söz konusu olan; ümmetin siyasi olarak kullanılması ve millet kavramıyla
karşı karşıya getirilmesidir. Eğer siyasi olarak ele alınan ümmet kavramı
başarı sağlamış olsaydı; bugün Arap Yarımadasında küçüklü büyüklü bir çok
ülke olmazdı.



Türkiye Cumhuriyeti başından bu yolu, yani ümmet aşamasını terk edip millet
aşamasına geçmeyi tercih eden tek İslam ülkesidir. Türkiye'nin ayağını bu
kadar çelmeye çalışmalarının, içerde radikal İslam'ı beslerken dışarıda
ılımlı İslam diye tutturmalarının nedeni de budur. Böylece iki cephede
birden halkın dini duygularını; Atatürk ve devrimlerine karşı
kullanmaktadırlar. Çünkü biliyorlar ki; millet olmanın bilincine varıp,
Atatürk ve devrimlerine sahip çıkan bir Türkiye ile başa çıkamazlar.



ŞEBNEM ÖZBEK


-- 
http://www.sebnemozbek.net/

YA YOLUNDA YÜRÜRÜZ...
YA BU UĞURDA ÖLÜRÜZ...

ŞEBNEM...

_
.

__,_._,___


-- 
Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ün, "Ne mutlu Türküm diyene!''
anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti'nin düşmanıdır ve öyle
kalacaktır.

Cesaretin bittiği yerde, Esaret başlar.

http://ozkanbostanci.blogcu.com
www.sihirperisi.com

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected]
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected]
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cevap