*Sabahattin ÖNKİBAR *

*[email protected] *

 *23/04/2009*



 Yer: Beykoz Poyrazköy. SAT Komandolarının eğitim alanının hemen bitişiğinde
bir arazi.
Sahibi: İstek Vakfı ya da Bedrettin Dalan.
Arazi 1992’de MSB’dan satın alınmış.
O alana bir ihbarla kazı yapılıyor.
Aaa o da ne?
Yerin altından lav silahları ve bombalar fışkırıyor.
Bedrettin Dalan silahlar benim değil, araziyi de yıllardır asker
kullanıyordu diyor.
Dahası, o alana serbest girişin olmadığını ve askerce korunduğunu söylüyor.
Tam bir muamma!
Sorulara şöyle başlayalım:
Diyelim ki silahlar Bedrettin Dalan’ın... İyi de Dalan, bu silahlarla ne
yapacaktı?
Darbe mi dediniz?
Benim bildiğim Türkiye’de darbeyi ancak askerler yani TSK yapabilir ki
onların gömülü silahlara ihtiyacı yok!
O zaman bu silahlar neyin nesi?
Yoksa Dalan, Che Guevera misalı tüfeğini omuzuna vurup isyan için  dağa
çıkmaya hazırlık mı yapıyordu?
Öyle ya gömülü lav silahlarına başka izahat bulamıyorum.
Birilerine suikast için diyeceğim ama gömülü paslı lav silahı ile de
suikast olmaz ki!
Daha önceki kazılarda olduğu gibi silahların menşei de meçhul.
Kime ait olduğu ve nereden alındığı ya da çalındığı açıklanmıyor?
Evet gömülü silahların ne anlama geldiğini ve neye hizmet ettiğini
çözebilmiş değilim!
İlginç ayrıntı bu silahların askeri alanlara yakın yerlerde bulunmasıdır.
Bu tesadüf müdür, yoksa bu şekilde dolaylı olarak TSK mı işaret edilmek
isteniyor, belli değil.
Dikkat çeken husus, bu gömü operasyonlarının tam da Ergenekon rüzgarının
ters dönmeye başladığı anlara denk gelmesidir.
Kamuoyu Ergenekonu yüksek perdeden eleştirmeye ve  sorgulamaya başladığı an
hemen bir gömü bulunup zihinler alt-üst ediliyor.
Yoksa yoksa bazılarının söylediği gibi bu gömü bulma işi de tiyatro mudur?
Değilse bu iş nedir, kamuoyuna tatmin edici şekilde anlatılmalıdır.
En önemlisi asker suskun kalmamalıdır.
Eğer bulunan silahlar TSK menşeli ise, bu husus ayrıntılarına kadar açıklığa
kavuşturulmalıdır.
Gömü silahlar olayı belki Ergenekon’da dış dinamiklerin de bulunduğunun
delilidir. Belki sütre gerisinde olan birileri ihbar ve yönlendirmelerle
soruşturmanın seyrini elinde tutuyor.
Amaçları muhtemeldir ki Irak’a asker gönderme olayından itibaren milli duruş
sergileyen TSK’ya karşı psikolojik operasyondur.

*BAKIŞ...**
Dar-ül harpte vergi küfür!*
Sevgili Necati Doğru’nun vergide Sedat Sayan ile AKP zenginlerini
karşılaştırması aslında bir zihniyetin vergiye nasıl baktığının da somut
vesikalarıdır. *Evet Seda Sayan kadar bile vergi vermeyen onlarca AKP
trilyonerinin neden böyle davrandığı sadece kriminal olarak değil aynı
zamanda inancın siyasallaştırması bağlamda da incelenmelidir*. Tamamı değil
ama AKP zenginlerinin önemli bir bölümüne göre Türkiye Cumhuriyeti Devleti
laik olduğu için, dar-ül İslam değil dar-ül harp, yani kafir devlettir.
Dolayısı ile de kafir devlete vergi vermek küfür, vermemek ise cihat
esamesindedir. Evet zerre mübalağa etmiyorum bu zümrede bakış aynen
böyledir. Dolayısı ile bu görüşte olanların vergi  sıralamasında yer
almamasını biz normal buluyoruz.. Adamların fikri neyse zikri yani eylemi de
odur... Sahi Tayyip bey, Aydın Doğan’a her gün yaptırdığı gibi, bu vergi
kaçkınlarını bir kez olsun neden incelettirmez?
*RAHATSIZ OLMUŞ...** **
Azerbaycan vekillerini sınır dışı ettirecek!*
Tayyip Erdoğan’a göre Azerbaycan milletvekillerinin Türkiye’ye yaptığı son
ziyaret çirkin ve yakışıksız imiş.. Dur bir dakika Tayyip bey, bu
milletvekilleri kamuoyunun bilmediği bir çirkinliği mi yaptı, nedir bu
feveranınız? Hanım mebusların yaptığı tek şey “Biz soydaş ve  kardeşiz,
Ermenilere bizi değişmeyin”  demelerinden ibarettir ki o söylemlerine biz ve
bizim gibi düşünen milyonlarca insan da aynen iştirak ediyor. Açıklıkla
ifade etmeliyim ki Başbakan’ın Azerbaycan milletvekillerine gösterdiği bu
tepki sonrasında söylediği  “Karabağ çözülmeden Ermeni sınırı açılmaz”
ifadesini  kuşku ile karşılamaya başladım. Öyle ya o çizgide duran biri
Azerbaycan milletvekillerinden niye rahatsız olur?.. Ey ahali Ermeni
sınırının açılması noktasında Rasmussen misali, yeni bir çark etmeye hazır
olun!

*TRAMVAY...**
Tayyip zihniyetini en iyi anlatan olay*
Tayyip Erdoğan’ın Kıbrıs seçim sonuçlarına tavrı, çifte standardın ötesinde
açık bir saptırmadır. *Hamas’ı demokrasinin ürünü gibi görüp bütün dünyaya
avukatlığını yapan Tayyip bey, Kıbrıs’da UBP’nin aldığı sonucu, yani
kazandığı zaferi görmezden geliyor ve Mehmet Ali Talat’ı  dayatıyor.. Hani
sen demokrat idin, hani halkın oyuna inanıyordun?* *Sen değil miydin önceki
seçimde Kıbrıs kahramanı Rauf beyi CTP’nin aldığı oyları göstererek
aşağılayan ve hedef alan? Dün halkın oyları kutsaldı da bugün mü tu kaka
oldu*? İşte sevgili okurlar, Tayyip Erdoğan’ı  ve zihniyetini en iyi anlatan
olaylardan biri de bu örnektir. Bunların demokrasi anlayışı kendi
çıkarlarına uyum göstermesi ile doğru orantılıdır. Demokrasi kendi
yararlarına değilse hemen karşısına dikilirler. Bu halleri aslında Tayyip
bey ve avanesi için demokrasinin amaç değil araç, yani tramvay olduğunu bir
kere daha teyid ve tescil ediyor.

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected]
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected]
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cevap