*'Balık Baştan *
*Kokar'mış!..*
 *MERİÇ VELİDEDEOĞLU*
Halkımızca çok iyi bilinen çokça kullanılan bu atasözü, şu günlerde Türkiye'nin
durumunu da özetleyip ortaya koyuveriyor.
Sincan Birinci Ağır Ceza Mahkemesi, Cumhurbaşkanı
*"**yargılanmalıdır**" *kararına
varınca, ortalık toz duman oldu. Öyle ki.. hangi suçtan yargılanacağı konusu
geride kaldı.
Anımsayalım, suçu, Refah Partisi'nin ünlü *"**Kayıp Trilyon Davası**" *ile
bağlantılı olarak *"**belgede sahtecilik**", **"**Devlet**"*ten alınan bir *
"**trilyon**"*un hesabını verememek.
Bu ünlü davada RP'nin 76 yöneticisi yargılanırken, *A. Gül, **"**dokunulmaz*
*"*lığı dolayısıyla yargılanamamıştı. Mahkeme, yöneticilerden 68'ini suçlu
bulmuştu.
A. Gül, *"**devlet**"*in başına geçince *"**dokunulmaz**"*lığı düştüğünden,
*"**yargılanmak**"*la karşı karşıya kaldı.
İlk anda direndi; o davada suçsuz bulunanları işaret ederek *"**onlar
aklandıysa ben haydi haydi aklanırdım**" *demeye getirip: *"**Ben RP
protokolünün en son sırasında yer alıyordum**" *dedi. Böylece, *"**kıyas**"
*yoluyla kendini savunarak, bir bakıma yargılanmasına gerek olmadığını
belirtti.
Bu arada AKP ve kimi hukukçular da: *"**Milletvekillerinin dokunulmazlığı
varsa, cumhurbaşkanının da olmalıdır!**" *dediler, yani onlar da *"**kıyas**
"*la A. Gül'e destek verdiler.
Oysa bir bakıma *"**İslam Hukuku**"*nun temel yöntemlerinden olan *"**Kıyâs*
*"*ı anımsatan bu *"**kıyas**"*lamaların gerçersizliğini, Sincan Mahkemesi
Başkanı *"**karar**"*da bir bir ortaya koymuştu.
Örneğin, milletvekilleriyle *"**kıyas**"* yapılarak, Cumhurbaşkanı için *"**
yargılanamaz**"* kararının, *"**hukuktan yoksun ve yasalara aykırı olduğunu*
*"* açıklamıştı.
Anayasadaki -cumhurbaşkanının yargılanma konusuyla ilgili- boşluğun *"**
kıyas**"* yoluyla değil, *"**hukuki düzenlemeler**"*le ortadan kalkması
gerektiğini vurgulamıştı.
A. Gül direnmesini daha fazla sürdüremedi; bir iki gün sonra, daha yumuşak
bir söylemle: *"**Benim yargılanmaktan endişem yok; tek kaygım
Cumhurbaşkanlığı makamının zedelenmesidir**"* demeye başladı.
Yargılanmaktan çekinmediğini söylerken *"**haklı**"*ydı doğrusu. Daha önce
de yine *"**para**"*yla ilgili bir konuda yargılanmıştı. Üstelik *"**suçlu**
"* bulunup *"**hüküm**"* giymişti.
REFAHYOL iktidarında, Devlet Bakanı olduğu dönemde,
*"**kişisel**"*harcamalarını
*"**devlet**"*e ödetmekten mahkûm olmuştu. Bu sonuca da yine direndiydi. Ama
kararın *"**Yargıtay**"*ca onanması üzerine A. Gül, cezasını faiziyle
birlikte ödemek zorunda kalmıştı.
Örnek bir *"**yurttaş**"* olmaktan hayli uzak bir tutum. Hadi *"**Bakan**",
"**Başbakan**" *olmakta bir *"**sakınca**"* görmedi diyelim; ama *"**
Cumhurbaşkanlığını**"* kabul ederken hiçbir *"**çekince**"* duymadı mı
acaba? Yanıtı bile bile, yine de bu soruyu sormaktan insan kendini
alamıyor...
Peki, partisi onu aday gösterirken, bu durumla karşılaşabileceğini hiç
göremedi mi dersiniz? *"**Cin fikirlilikleri**"*ne ne oldu acaba?
Yoksa A. Gül özellikle mi seçilmişti partisinin kodamanlarınca; kendinden
sonraki cumhurbaşkanının benzer dikenlerle karşılaşmasını önlemek için
gereken anayasa düzenlemesine -boşluğun kapatılmasına- *"**öncü**"* olmak
üzere...
Bu gerçekleşirse şimdiden ortaya çıkan *"**selef**"*i için A. Gül,
Cumhurbaşkanlığı'nı dikensiz gül bahçesine döndürmüş olacakmış, kimi
söylemler böyle...
Öte yanda, *"**sahtecilik**"*le suçlanıp, *"**şüpheli**"* diye
damgalananları mı devletin başına geçirmek istiyor halk?
Hak yemeyelim; Cumhuriyet mitinglerine katılan milyonlarca insan: *"**Abdullah
Gül Çankaya**'**ya çıkamaz!**"* diye haykırmıştı vargücüyle.
Ama bilindiği gibi, mitinglerin ardından yapılan seçimlerde halkın hemen
hemen yarısı AKP'ye oy verdi; dolayısıyla yargılanıp aklanmamış A. Gül'ün
devletin başına geçmesine de...
Bu olguyu ne zaman düşünsem, 4000 yıl önceki bir halkın benzer bir olaydaki
tutumunu anımsarım. Çok bilinen bir öyküdür bu; *Hz. Musa*'nın öyküsü.
Musa, halkını Mısır'dan çıkarıp *"**Filistinlilerin**"* yaşadıkları
topraklara getirirken, yolda yerli halktan bir kadınla ikinci evliliğini
yapar. Ne ki, bu yasaktır. Bunu yapanlar, hep yargılanıp
cezalandırılmışlardır.
Şimdi *"**cumhur**"*un yani halkın *"**başkanı**" *olan biri bu suçu
işlemiştir. *"**Sahtecilik**"* gibi *"**yüz kızartıcı**" *bir suç, ya da *"*
*hainlik**"* değildir ama, yine de suçtur.
Yürüyüş durur. Halk, başkanlarının yargılanıp, kendileri gibi
cezalandırılmasını ister. Dahası Musa'dan sonra sorumlu olan kardeşi
*Harun*ve kız kardeşi
*Miryam *da. Demek ki, 4000 yıl önce *"**başbuğ**"*a *"**kul**"*lukla,
şimdiki arasında dağlar kadar ayrım var.
Neye karar verildiğine gelince; bizimkinin, Gül'ün davası sonuçlanınca,
birlikte karşılaştırıp irdeleyelim diyorum. Belki balığın, hangi *"**baş**"*tan
kokmaya başladığını daha iyi görebiliriz. Bekleyelim!..
 
[email protected]<[email protected]?subject=yorenet+e-medya+$%7btarih%7d-$%7byayim_adi%7d-$%7bhkodu%7d>

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected]
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected]
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cevap