* Sevgili Arkadaşlar,

Sonunda Bakan Akdağ'da gerçeği itiraf etti. Böylece masalcı bakan da baklayı
ağzından kaçırdı.
Amaç hekimlerin "işcileştirilmesi" emeğinin sömürülmesi, nitelikli sağlık
hizmeti sunma isteğinin elinden alınarak niteliksiz hizmet sunma pahasına,
popülizme kurban edilerek "daha çok hizmet, daha çok performans, daha çok
sağlık harcaması, daha çok yerli ortaklarıyla uluslararası ilaç ve teknoloji
şirketlerine kazanç" sağlanmasıdır.

Halka "profesörler size bedava bakacak" popülizminin arka planında yatan
gerçek hekim emeğinin ucuzlatılarak özelleştirilen sağlık sektörüne
niteliksiz ucuz işgücü yaratmak böylece yabancı sermayeyi ülkeye çekerek tüm
sağlık sektörünü [Eczane zincirleri(Drugstor e), Hastane zincirleri(
Medicalpark) , Aile hekimliği merkezleri( Acıbadem)yoluyla ] özel sektöre
devrederek anayasal olarak bir hak olan sağlığı alınır satılır  bir meta
haline sokmak ve müşterileştirilen hastalara da parası kadar hizmet
sunmaktır.
Aşağıda TTB-UDEK Başkanı R.Tükel'in geçen pazar Radikal 2' de çıkan yazısını
gönderiyorum:
Sevgiler
Ali ÖZYURT

NOT: 15-16 Haziran 1970 şanlı işci direnişinin 39. yılını kutladığımız
bugünlerde 500.000 kişilik sağlık emekcisininde büyük bir direnişe
geçmesinin tam zamanı. o nedenle TTB GK Eriş Bilaloğlu'nun tüm tabip
odalarına 24 Haziran 2009 Çarşamba günü saat 12:00-14:00 arası her ilde bir
birimde yapılacak "sesimizi" duyurma eylemi tarihi bir nitelik kazanıyor.
Ayrıca 27 Haziran 2009 tarihinde Ankara' da yapılacak 58. TTB Genel
Kurulu'ndan çıkacak "ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEME İLİŞKİN EYLEM TAKVİMİ" ni çok
önemsemeliyiz.

Sağlık alanında güncel gelişmeler: Tam gün ve sonrası
RAŞİT TÜKEL: Prof. Dr., TTB-Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu Başkanı.
Tam gün yasa tasarısı Meclis'te. Tam gün yasalaşbırsa, tıp fakültelerinde
önemli bir nitelik kaybına neden olacak.  RADİKAL 2 / 14/06/2009
 Sağlık alanındaki önemli bir gelişme, Tam Gün Yasa Tasarısı'nın Meclis'e
getirilmiş olmasıdır. Tam gün yasa tasarısıyla yapılmak istenenin, esas
olarak, hekim ve diğer personelin döner sermaye gelirinden alacakları payın
düzenlenmesi olduğu görülüyor. Bu yasayla, tıp fakültelerinde öğretim
üyeleri ve araştırma görevlilerinin düşük bir temel ücrete ek olarak, döner
semaye gelirlerinden "ek ödeme" adı altında alabilecekleri tavan ücret
tanımlanıyor. Söz konusu ek ödeme, "performans" diye bilinen daha fazla
işlem yapılarak döner sermaye gelirlerinin artırılması esasına dayanıyor.
Performansa dayalı ödeme sisteminde, hekimler yaptıkları işlemlerin
karşılığında puan topluyor ve bu puanlar o dönem alacakları ücreti
belirliyor. Ancak, bu ücret emekliliğe yansımadığı ve sağlık kurumunun
gelirine koşut olarak her an değişebildiği için, bir güvence taşımıyor.
Halen Eğitim ve Araştırma Hastanelerinde uygulanmakta olan performans
sisteminin, hizmet sunumunda niteliğin kaybına neden olduğu, eğitimi ihmal
ettiği, hekimlerin motivasyonları nı, mesleki saygı ve doyum duygularını
olumsuz etkilediği, hastaların muayene süresinde azalmaya, tedavi
maliyetlerinde artmaya yol açtığı iyi biliniyor.
Buraya kadar anlatılanlar, hekimlerin karşı karşıya olduğu durumu şu şekilde
ortaya koyuyor: Asgari yaşam koşullarına sahip olmak için daha fazla işlem
yapmak, daha fazla hasta bakmak, bunun karşılığında hastanenin elde ettiği
gelire bağlı olarak değişebilen, emekliliğe yansımayan güvencesiz bir ücrete
sahip olmak. Yasa tasarısı, ayrıca, hekimlere, kendi kurumunda mesai dışı
çalışmanın önünü açıyor ve daha çok kazanmanın yolu olarak mesai dışına
taşan bir çalışma öneriyor. Sonuçta, bu yasanın mesai dışı çalışmayla,
sağlık çalışanlarına sınırsız çalışma getirdiğini söyleyebiliriz.
Uluslararası Çalışma Örgütü sözleşmeleri, herhangi bir meslek mensubunun
fazla çalışmasının yılda 270 saati aşamayacağını belirlerken, bu yasayla, 8
saatlik mesainin üzerine tasarıda yer alan aylık 130 saat nöbet ve 120 saat
icap nöbeti eklendiğinde, sağlık çalışanları için sınıra bir ayda
ulaşılmasının muhtemel olduğu görülüyor. Sonuçta, bu yasanın hekimlere gerek
çalışma saatleri, gerekse asgari yaşam koşulları sağlayacak bir ücrete sahip
olmak açısından sunduğu olumsuzluk açıkça görülüyor.

Üniversite hastanelerinin geleceği
Söz konusu gelişmelerin, üniversite hastanelerinin tasfiyesi anlamına
geldiğini belirtmek abartılı bir değerlendirme olmaz. Sosyal Güvenlik Kurumu
(SGK) bütçesinden tıp fakültelerine ayrılan payın giderek azaltıldığını, en
zor olgulara, en pahalı tedavi hizmetini sunan üniversite hastaneleri
faturalarına önemli kesintiler uygulandığını biliyoruz. Tam gün yasa
tasarısında, tıp fakültelerinde yukarıda belirttiğimiz "ek ödemeler" dışında
nöbet ücretleri, kurumun ihtiyacı olan mal ve hizmet alımları, bakım onarım,
yönetici payları, bilimsel araştırma projelerinin finansmanı da döner
sermaye gelirlerinden karşılanması öngörülüyor. Bu yasa çıktığında, tıp
fakültelerinin yüzde 10-15 azalması beklenen döner sermaye gelirleriyle,
öngörülen gider kalemlerini karşılaması mümkün olmayıp üniversite
hastanelerinin hızla çöküşe sürüklenmesi kaçınılmaz görünüyor. Çözüm olarak
sunulan ise, üniversite hastanelerinin, yasallaştığında Kamu Hastane
Birlikleri içinde "sağlık işletmeleri" konumunda yer alacak olan Sağlık
Bakanlığı Eğitim ve Araştırma Hastaneleri ile "afiliasyon"udur. Diğer bir
ifadeyle, üniversite hastanelerinin, Tam Gün ve Kamu Hastane Birlikleri yasa
tasarılarının yasalaşmasıyla birlikte, özelleştirmeye doğru evrilmesi
beklenen sağlık işletmeleri sistemiyle bütünleşmesi sağlanmış olacaktır. Tam
gün yasa tasarısı, sağlık personelinin Sağlık Bakanlığı Eğitim ve Araştırma
Hastaneleri ile üniversite hastaneleri arasında, afiliasyonun koşullarını
hazırlamaya yönelik, karşılıklı görevlendirmelere olanak sağlayacak maddeler
içeriyor.
Bir söz de öğretim üyelerinin durumu için: Daha çok hasta görerek, daha
fazla işlem yaparak daha çok kazanmanın özendirildiği bir sistemin,
üniversite öğretim üyelerini sokacağı açmazı görmek zor değil. Eğitim,
araştırma, nitelikli sağlık hizmeti sunumu gibi iyi hekimlik değerlerini
sürdürme çabalarının, "para etmediğini" de!
Tıp fakültelerinde nitelik kaybını getirecek tek gelişme, tam gün ve
"afiliasyon" sistemine geçiş değildir. Tıp fakülteleri öğrenci kontenjan
sayıları, altyapıyı ve eldeki olanakları dikkate almadan hızla artırılıyor.
Örneğin, bu yıl tıp fakültelerine yaklaşık dörtte bir oranında daha fazla
öğrenci alındı. Birçok tıp fakültesi YÖK'ün uygun gördüğü şekilde ikili
eğitime geçmeye hazırlanıyor. Bir yandan da, ihtiyaçlar belirlenmeden,
eğitim-öğretim programları ve araştırma faaliyetleri planlanmadan, öğrenci
sayıları ve eğitim-hizmet dengesi üzerinden akademik kadrolar oluşturulmadan
yeni tıp fakülteleri açılıyor. Sadece son iki yılda, 16 tıp fakültesi
açıldı. İki tanesi açılma aşamasında olan 68 tıp fakültesiyle, ülkemiz,
nüfus başına tıp fakültesi sayısı açısından (bir milyon kişiye yaklaşık 1
tıp fakültesi) dünyada birinci sıraya yükseldi. Kısacası, niteliğin gözardı
edilerek, hekim sayısının hızla artırıldığına tanık oluyoruz.

Sağlık sistemi nereye gidiyor?
Bu gelişmeler ne anlama geliyor denirse, toparlamayı şöyle yapalım: Birinci
basamak, finansmanı SGK ile yapılacak bir yıllık sözleşmelerle sağlanan,
özünde bir muayenehane hekimliği uygulaması olan aile hekimliği sistemi terk
ediliyor. İkinci basamakta yer alan hizmet hastaneleri büyük oranda eğitim
ve araştırma hastanesine dönüştürülürken, onlardan boşalan yerin özel
hastaneler tarafından doldurulduğu görülüyor. Örneğin, son durumda Ankara'da
Sağlık Bakanlığı'na bağlı 15 eğitim ve araştırma hastanesi bulunurken, özel
sağlık kuruluşlarının sayısı iki yılda 15'ten 25'e yükseldi. Bugün
itibarıyla Ankara'da hizmet hastanesi sayısı ise sadece '1'dir. Yakın
gelecekte, üniversite hastanelerinin eğitim ve araştırma hastanelerine
bağlanarak "özerk sağlık işletmeleri"nin bir parçası haline getirilecek
olmasıyla tablo biraz daha netleşiyor: Üç basamaklı sağlık sistemimizin,
önce "özerk" ve "özel" sağlık işletmelerinin olduğu ikili, sonra da sadece
özellerden oluşan "tekli" bir sisteme doğru yol aldığını görüyoruz.
Öngörülen bu sistemin sürdürülebilirliğ inin, primlerini ödeyemeyip Genel
Sağlık Sigortası sisteminin dışında kalan kişi sayısının her geçen gün
artıyor olmasını da dikkate alarak, hastadan alınan katkı paylarının
artırılmasından geçtiğini söyleyebiliriz. Hekim sayısındaki artışın,
varılmak istenen bu sistemde ucuz hekim işgücü sağlanması açısından kritik
bir öneme sahip olduğunu da ayrıca belirtelim.
Farklı bir gelişme sağlanmazsa, yakın gelecekte ülkemizi, kamu olarak
tanımlanan ancak bu özelliğini giderek kaybeden hastanelerde, hekim
açısından daha çok işlem yaparak daha çok kazanmaya dayalı, hasta açısından
ise daha çok cepten ödemenin yapıldığı bir sağlık hizmeti sunumu, tıp
eğitiminde nitelik kaybı, sağlık sektöründe ucuz insan gücünü oluşturmak
üzere, işsiz bir hekimler ordusunun beklediğini söylemek kehanet değildir.
*

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected]
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected]
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cevap