*Diyelim ki Avrupa'nın herhangi bir köşesinde yaşayan bir yabancısınız. Yine
diyelim ki çok iyi Türk dostlarınız var ve sizi yılbaşı tatilinde ülkelerine
davet etti. Binip uçağa geldiniz güzelim Türkiye'ye

Hava bozuk, dışarı çıkmak mümkün değil ve oturdunuz Türk ev sahibinizle
televizyon izlemekten başka seçeneğiniz kalmadı. Ve Türk tercüman eşliğinde
başladınız Türk televizyonlarını izlemeye...

Sabahın erken saatinde televizyonun tuşuna dokunduğunuz an evinizin içine,
sanatçı geçinenlerin vıcık vıcık ilişkileri doluverdi. Üstelik magazin adı
altında. Sanatçıların burnuna dayatılan kameralar, 'ünlüsün o halde
benimsin' zihniyetindeki paparazziler, 'Çekme kardeşim... Ama benim görevim'
şeklinde bitmek bilmeyen müptezellikler. Ne kadar marjinal, problemli
kişilik varsa alayı magazin programı adı altında üzerinize boca edildi.

Bu ülkenin sanatı hakkında iyi kötü bir fikir edindiniz ve kahvaltı
sofrasına otururken başladı başka programlar. Seda'lar, Petek'ler,
Lerzan'lar... Bu sefer toplumun alt tabakasındaki bataklığın ekrandan
üzerinize boşaltılması. Tecavüz edilmişse Lerzan'a, evden kaçmışsa Seda'ya,
şiddet görmüşse Petek'e... Tuhaf hıçkırışlar, acayip stüdyo konukları, abuk
sabuk cümleler vesaire... Ulusal kanalda sabah sabah üzerinize gelen bir
başka çarpıklık.

Bir de merak edip, program yapanların kimlikleri hakkında malumat istediniz.
Biri oğlu yaşındaki çocukla beraber yaşamış, diğeri babası yaşındaki adamla
beraber yaşıyor, öteki hakkında söylenenlerin haddi hesabı yok...

Arada Meclis TV diye bir yeri açtınız; ama durum daha fena. Asık suratlı ve
sinirli, takım elbiseli adamlar, hepsi birbirini vatan haini olarak
suçluyor...

Öğlen oldu bu kez kadın programları başladı. Koca dayağından komşu adama
kaçmış kadınlar, baba şiddetinden psikopat adamlara kaçmış kızlar, yağlı
kenar mahalle ablalarının yorumları, dişleri dökük amcaların 'gel,
milyonlarca seyirci önünde söz veriyorum bir daha dövmiycem' diyen korkutucu
tipler...

Karakol ve adliye binasına gitmek yerine TV binasını tercih eden bir ülkenin
ahfadı...

Bir ara kapı önüne çıkıp tam normalleşmeye başlamışken, akşam haberleri için
tekrar TV karşısına geçiş... Terör haberleri, cinayetler, ihanetler... Kurgu
mu gerçek mi belli olmayan, güncel mi arşiv mi karışık duran görüntüler,
fona giydirilmiş ünlü film müzikleri, kendisi psikopat olan sunucuların
dilinden ülkenin halleri...


Tam da, 'yok mu bu ülkenin mutlu yüzleri, gülen insanları' derken, karşınıza
çıkan yarışma programları. Hiçbir şey bilmeden milyarları al götür naraları.
'Kutuları açalım, milyonları saçalım' cömertliği... Gündüz kadın programında
gözyaşı döken ablalar, teyzeler, frapan giysiler, abartılı makyajlar ile
yarışmacı olmuşlar...

Allah'a şükür ki daha siz Memedalibey'e denk gelmediniz, yoksa hepten
harcamıştınız biz Türkleri!

Gece uyurken ve zihninizde 'bu nasıl bir ülkedir?' diye sorgularken, ertesi
gün elinize geçen gazetelerin televizyonlardan daha berbat olduğunu
görmeniz. İnterneti söylemeye bile gerek yokken üstelik...

Ve diyelim ki, bitti tatiliniz ve memleketinize döndünüz. Bir dostunuz ile
karşılaştınız ve size o meş'um soruyu sordu: 'Ee anlat bakalım, nasıl bir
ülke Türkiye?' Ne cevap verirsiniz? Pardon!.. Yüksek sesle lütfen...*

M. Nedim HAZAR




.

__,_._,___







-- 
SÜKÛT GİBİ MÜNZEVİ, ÇIĞLIK GİBİ HÜR..

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected]
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected]
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cevap