Yılmaz ÖZDİL <http://www.hurriyet.com.tr/index/yılmaz_özdil> [email protected]
20 Temmuz *Temmuz gecesi...* 19’u 20’sine dönüyor usul usul. Akdeniz’in göbeği... Ay batmış. Zifiri karanlık. Bir balıkçı teknesi... Işıkları sönük. Pata pata, yarıyor suları. Karaya 3 kilometre mesafe. *"Vakit tamam"* diyorlar. 10 kişiler... Başlarında o. Henüz üsteğmen. * Üzerinde kamuflaj, ayağında postal, sırtında su almasın diye naylonlara sarılmış hafif silahları, mühimmat... Bakıyor takımına, sözler yetersiz, sarılıyorlar, olur a, yakalanırlarsa, teslim olmaya niyetleri yok nasıl olsa... Helalleşiyorlar. Atlıyor suya. Peşinden öbürleri. * Yüzüyorlar... 3 kilometre... Kamuflaj, postal, cephane, ıslanınca oluyor bin kilo sanki... Yüzüyorlar... Karaya ayak basar basmaz, ilk hedef, hellim peyniri kolilerinde getirilen ve balıkçı mücahitler tarafından Beşparmak’ın eteklerine gizlenen telsizler... Buluyorlar. İlk temas kuruluyor, * "Vardık..." ** Sonraki hedef, tepeci adı verilen, gözcüler... Geleceğimize pek ihtimal vermiyorlar ama, gene de tedbiri elden bırakmıyorlar, ki, gemi memi görünürse, aman haberleri olsun ha... Tepeliyorlar tepecileri birer birer, silah yok, gürültü yok, elleriyle; ruhları bile duymuyor. * Yokluyorlar araziyi... Görüyorlar ki, bizim istihbarat doğru, onların istihbarat yanlış, *"Buralar sarp, çıkamazlar"* dedikleri yerleri boş bırakmışlar, *"Çıksa çıksa buraya çıkar"* dedikleri, taaa uzak noktalara, uzak plajlara yığılmışlar. * Basıyor telsizin mandalına... * Adana, Konya ve Antalya’dan kalkan jetlerimizin homurtusu Kıbrıs semalarını yırttığında, saatler 05.25’i gösteriyor... Balyoz inmek üzere... Rum’un kafasına dank ediyor ama, iş işten geçmiş... 35 dakika sonra, C-47 ve C-160’larımız görülüyor. Kapılar açılıyor... * Zirveye yakın o sırada. Beşparmak’ta. Kaldırıyor kafasını üsteğmen. Gülümsüyor. EOKA’nın kara bulut gibi çöktüğü Kıbrıs’ın gökleri, beyaz baloncuklarla kaplanıyor. Türk paraşütçüsü yağıyor. Sağanak. * Ufka bakıyor... İşte oradalar. Çıkarma gemileri geliyor. * Ve, 35 sene sonra... * Gene bir 20 Temmuz sabahı... * Zaman ne çabuk da akıp gitmiş, orgeneral olmuş, ordu yönetmiş, çok kritik bölgelerde, sayısız görevlerde, tarifsiz fedakárlıklarda bulunmuş, o üsteğmen... Açıyor televizyonu ki, 35 sene önce henüz dünyaya bile gelmemiş olan genç muhabir, Silivri Cezaevi’nin önünden onu anlatıyor:* "Vatana ihanet ettiği, çete kurduğu ve devleti yıkmaya çalıştığı için, 200 küsur sene hapsi isteniyor sayın seyirciler..."* --~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~ You received this message because you are subscribed to the Google Groups "Gugukluhayat" group. To post to this group, send email to [email protected] To unsubscribe from this group, send email to [email protected] For more options, visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en -~----------~----~----~----~------~----~------~--~---
