Gündem     «Önceki Haber
<http://www9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Validen_cagri&Newsid=255072&Categoryid=1>
21.08.2009
Cuma *10:14* Sonraki
Haber»<http://www9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Imralida_hareketli_gunler&Newsid=255089&Categoryid=1>
   Atatürk
‘Kürtlere özerklik’ sözü verdi mi?    *'Erzurum Kongresi bittikten sonra 12
aşiret reisine yazdığı mektuplarla, onların desteğini isterken bile,
karşılığında en ufak bir ima yollu dahi olsa Kürtlere yönelik bir taviz
vermedi'*

Maltepe Üniversitesi'nden Yrd. Doç. Dr. Orhan Çekiç, Cumhuriyet'e yazdı:

Son günlerin gündem konusu “Kürt açılımı”. Hazır bir açılım söz konusu
olmuşken de “Nereye kadar açılalım” sorusuna verilecek yanıta ışık tutması
için belli Kürt çevreleri “...Zaten Atatürk de Kurtuluş Savaşı esnasında
‘Kürtlere özerklik’ sözünü vermişti, TBMM 10 Şubat 1922’de Kürtlere özerklik
tanıyan bir yasayı bile kabul etmişti... En azından oraya kadar açılalım...”
demeye getiriyorlar. Bu söylenenlerin birer söylenti olmaktan ileri
gidebilir tarafı yoktur ve Gazi Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı öncesinde,
esnasında veya sonrasında, en kritik dönemlerde dahi Kürtlere böyle bir
taviz vermemiştir. 1918-1924 arası tüm gelişmeler bunun somut kanıtıdır.

Gazi Mustafa Kemal’in Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu öncesindeki
evrelerde, “Kürtlere özerklik” anlamına gelecek bir söylemde bulunduğu hatta
bunun eyleme de dönüşerek TBMM’den “gizli” bir yasa geçmiş olduğu iddiası,
özellikle son dönemlerde çok sık dile getirilmektedir. Konunun kanıtı olarak
da Gazi’nin daha ziyade 16-17 Ocak 1923’te İzmit’te İstanbul basını ile
yaptığı konuşma ve Ahmet Emin Yalman’ın sorularına verdiği yanıtlar
gösterilmektedir. Buna bağımlı olarak da, “…Kurtuluş Savaşı günlerinde
Kürtlerin desteğini sağlayabilmek için bu sözleri verdi ama sonunda devleti
kurunca, bu sözleri unuttu...” demeye getirmektedirler. İşin bu yanı pek
fazla sesli ifade edilmese de söylenmek istenen budur ve bu söylenenler
tarihi gerçeklerle örtüşmemektedir.

Hemen belirtelim ki iddia edildiği gibi 10 Şubat 1922 tarihinde bir Meclis
oturumu yoktur ki, o gün bir kanun geçmiş olsun. Bunun bir an için Meclis’te
değil de, bir tasarı olarak “Vekiller Heyeti” (Bakanlar Kurulu)
toplantısında hazırlanmış olduğunu farz edelim; o zaman da “...Kanun neden
gizli çıkarıldı? Kimden çekiniliyordu? Kanun uygulanmak için yapılır, gizli
kanun kimin ne işine yarar? Gizli olduğuna göre belli ki usulüne uygun
olarak ilan edilmemiş. Bu takdirde o metin ‘kanun’ hükmünde olur mu?..” gibi
birçok soruya yanıt bulmamız gerekecektir. Sonuç olarak böyle bir kanun
yoktur.

Oysa İzmit’te söyledikleri son derecede açıktır ve şudur: “Adım adım bütün
memlekette ve geniş ölçüde doğrudan doğruya halk tabakalarının ilgili ve
etkili olduğu ‘mahalli idareler’ kurulması iç ve dış siyasetimizin
gereklerindendir. Kürtlerin oturduğu bölgelerde ise, hem iç siyasetimiz ve
hem de dış siyasetimiz açısından adım adım mahalli bir idare kurulmasını
gerekli bulmaktayız…” Söylediği budur.

Aslında Gazi, İstanbul basınıyla bu görüşmeyi 16-17 Ocak 1923 tarihinde
yaparken, 20 Ocak 1921 Anayasası yürürlüktedir ve Gazi, basın mensuplarına
sadece bu anayasanın ilgili maddelerinden söz etmektedir.

Gerçekten de 10. maddede “Türkiye coğrafi durum ve ekonomik ilişki
bakımından illere, iller ilçelere bölünmüş olup, ilçeler de bucaklardan
meydana gelmektedir” denilmektedir.

11. madde ise “İller, bölgesel işlerde tüzelkişiliğe ve özerkliğe sahiptir.
İç ve dış siyaset, şeriata, adalete, askerliğe ait işler, milletlerarası
ekonomik ilişkiler ve hükümetin genel vergileri ile faydası birden çok ili
kapsayan hususlar müstesna olmak üzere; BMM’ce konulacak kanunlar gereğince
vakıflar, okullar, eğitim, sağlık, tarım, bayındırlık ve sosyal yardım
işlerinin düzenlenmesi ve yönetilmesi il meclislerinin yetkileri
içindedir...” demektedir.

Bu artık anayasal bir hükümdür. Örneğin Kürt kökenli yurttaşlarımızın
çoğunlukta yaşadığı bir ilde, bu il genel meclislerine seçilecek üyeler
çoğunlukla Kürt kökenli olacakları için, bu yöre halkı yukarıda belirtilen
konularda özerk olarak alacağı kararlar ve yapacağı uygulamalarla kendi
kendilerini yönetmiş olacaklardır. Gazi’nin söylediği budur ve sadece budur.
Bundan bir “otonomi” anlamında özerklik sonucu çıkarmak en hafifinden
“yanlış değerlendirme” olur. Aksine, Ahmet Emin Yalman’a söylediği kelimesi
kelimesine şudur:

“...Anayasa gereğince zaten bir tür yerel özerklikler oluşacaktır. O halde
hangi livanın halkı Kürt ise, onlar kendi kendilerini özerk olarak idare
edeceklerdir demektir... Şimdi TBMM hem Kürtlerin hem de Türklerin yetki
sahibi vekillerinden oluşmuştur ve bu iki unsur bütün çıkarlarını ve
kaderlerini birleştirmişlerdir. Yani onlar bilirler ki, bu ortak bir şeydir.
Ayrı bir sınır çizmeye kalkışmak doğru olamaz.” (Bak. Mustafa Kemal,
Eskişehir-İzmit Konuşmaları,1923, Kaynak Yayınları, 1999, s.103).

Bu ifade ne demek? Net bir şekilde, “Otonomi olmaz!” demek.

Kaldı ki 1923 yılına gelinceye kadar çok kritik dönemlerden geçilirken bile
Kürtlere böyle bir taviz verilmemiştir. Örneğin Milli Mücadele’ye karşı ilk
isyan hareketi, Mustafa Kemal Paşa’nın tam da Samsun’a çıktığı günlerde,
Midyat, Nusaybin, Ömerkan, Dirilömer çevresinde İngiliz güdümünde ve
desteğinde bir Kürt devleti kurmak için başlatılan Ali Batı Ayaklanması’dır.
(11 Mayıs-18 Ağustos 1919). Bir taraftan ülke baştan aşağı işgal edilirken
ortaya çıkan bu isyancılara en ufak bir taviz verilmemiş, anlaşma yoluna
gidilmemiş, sonunda isyan bastırılmıştır.

Gene İngiltere ve Fransa’nın kışkırtmasıyla, Güneydoğu Anadolu’da bir Kürt
devleti kurmak üzere Siverek civarında ortaya çıkan Milli Aşiret Olayı aynı
şekilde zor da olsa bastırılmış ama bir taviz noktasına gelinmemiştir. (1
Haziran-6 Eylül 1920). Diğer bir aşiret isyanı Cemil Çeto Olayı’dır. (20
Mayıs-7 Haziran 1920). Nihayet tam da 2. İnönü Savaşı sürerken, Sıvas,
Erzincan ve Tunceli bölgelerinde iki ay süreyle etkin olan Koçkiri
Ayaklanması (6 Mart-17 Haziran 1921) bile sonucu değiştirmemiştir. Kaldı ki,
bu isyanı çıkartanların amacı Zara, Divriği, Refahiye, Kuruçay ve Kemah
havalisinde “özerk bir yönetim” kurmaktı. Durum son derecede kritikti. Yunan
ordusu 2. İnönü Savaşı’nı kaybetmese, Ankara yolu açılmış ve her şey bitmiş
olacaktı. O yüzden Çankaya Muhafız Birliği’nin 100 kişilik kuvveti dahi
cepheye sürülmüştü. Buna rağmen Batı’da Yunanla, Doğu’da Kürt asileriyle
mücadeleye girildi ama taviz verilmedi, böyle bir otonomi kabul edilmedi.

Erzurum Kongresi bittikten sonra 12 aşiret reisine yazdığı mektuplarla,
onların desteğini isterken bile, karşılığında en ufak bir ima yollu dahi
olsa Kürtlere yönelik bir taviz vermedi. (Bak. Orhan Çekiç, Samsun’dan
Erzurum’a, Cumhuriyet Yayınları, İstanbul, 2007).

Bütün bunlara karşılık da, Kürt Sait İsyanı ve onu ileri yıllarda takip
edecekler dahil hiçbir isyancıdan da, “...Bize Kurtuluş Savaşı esnasında
yapacağımız hizmetler karşılığı ‘özerklik’ sözü verilmişti, sonra devlet
kuruldu ama bu söz unutuldu. Bu nedenle silaha sarıldık, isyan ettik...”
gibi bir savunma gelmedi. Bu kadar kritik dönemlerde bu tavizi vermeyen bir
liderin, her zorluk aşıldıktan sonra 1923 yılında İzmit’te bir basın
toplantısında böyle bir “otonomi”den bahsetmiş olabilmesi bütün bu açıklanan
gerekçeler nedeniyle olanak dışıdır. Çünkü o liderin tek bir hedefi vardır:
Tam bağımsız, egemen, çağdaş, laik, sosyal bir hukuk devleti niteliğinde bir
ulus-devlet kurmak. Yaptığı da budur ve onu bu çizginin dışında gösterecek
her çaba, sonuçsuz kalmaya mahkûmdur.

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected]
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected]
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cevap