*

*Olağanüstü bir devrim öyküsü: New Orleans 'lı Laz Mustafa*
Yavuz DİZDAR
29.07.2009 - 08:40 <http://www.dunyagazetesi.com.tr/yazdir.asp?id=55306>*

*Bu hafta size birinci dereceden tanığından dinlediğim çok ilginç bir
hikayeyi anlatacağım. Arkadaşım aslen mimar, yaptığı iş ise fuarlarda stant
düzenlemek, özellikle uluslararası vit/fayans fuarlarının aranan
simalarından biri. Sohbetimiz, bizim toprağın insanının ister Avrupa olsun,
ister Amerika, olağanüstü yaratıcı zekası ve adaptasyon yeteneği üzerine
kurulmuştu. Pek çok hikayeyi karşılıklı paylaştık; ancak söz New Orleans'lı
Mustafa'ya gelince, öykü öykü olmaktan çıktı, bir efsaneye dönüştü, bakalım
beğenecek misiniz? *

*Mimar dostumun yolu bir seferinde yine bir uluslaraarsı seramik fuarı
nedeniyle New Orleans'a düşer. Kalkar İstanbul'dan bir ekip olarak
Amerika'ya giderler. New Orleans malum sıcak, sabahtan akşama çalışırlar ve
standı kurarlar. Dostum arkadaşlarının özverisinin altında kalmak istemez,
"Dileyin benden ne dilerseniz?" diye sorar. Arkadaşları da "Çay istiyoruz"
derler, "Şöyle demli bir bizim usul çay". New Orleans'ta ne isterseniz var,
ama demlenmiş çay bulmak olasılık dışı. Arkadaşım iner otelin lobisine,
orada bırakılmış olan tanıtım broşürlerine bakar. Bakar, bakar, mümkün
değil, derken gözüne bir tanesi takılır kalır: "Midnight Express Bar".
Bizleri kötülemenin kült filmi olan Geceyarısı Ekspresi'ne atfen açıldığı su
götürmeyen bir mekan, arkadaşlarına döner, "Tamam" der, "Sizi bir yere
götüreceğim, ama burası olsa olsa bir Yunanlı'ya falan aittir, bize yakın
bir demleme çayı olsa olsa orada bulunur. Sakın Türkiye'den geldiğinizi
belli etmeyeceksiniz, kavga çıkarmanın alemi yok". *

*Sora sora barı bulurlar. Bir de ne görsünler, barın tabelası uzaktan bile
kolaylıkla seçilecek "Rize Çayı" ambalajlarıyla süslenmiş. Elbette bunun
sıra dışı bir durum olduğunu anlarlar, ama seslerini çıkarmazlar. Girerler,
içerisi buram buram kara lahana çorbası kokmaktadır. Arkadaşım, onların
meraklı meraklı içeri girdiklerini görüp yanlarına gelen orta boylu,
sarışın, çok yakışıklı ve düzgün kıyafetli kişiye, her şeyi göze alıp sorar:
"Türk müsün?" Sarışın adam önce bir süre duruma adapte olmaya çalışır ve
derken o muhteşem yanıt gelir: "Ne içun soraysun?" *

*Sarışın adamın adı New Orleans'lı Mustafa'dır. 1980 öncesinin devrimci Laz
Mustafa'sı. Düşününüz ki "hem Laz, hem devrimci", döneklerden değil. Bakar
ki Türkiye'de kendi ilkelerine uygun yaşamak olanaksız, atlar bir gemiye,
Amerika'nın yolunu tutar. İngilizce yok, nüfus cüzdanı yok, pasaport elbette
yok, ama tanımlanamayacak olağanüstü bir yürek var. Gemi gider gider,
sonunda Arjantin'e varır. Laz Mustafa bakar, burası hiç de anlatılan
Amerika'ya benzemiyor. "Burası Arjantin" derler, "Burada inersen, bir
şekilde Amerika'ya geçersin". Mustafa duruma kanmaz, aynı gemiyle gerisin
geriye İstanbul'a döner, Amerika'ya gidecek başka bir gemi bulur. Okyanusu
üçüncü kere geçer, ama gemi yine hayali olan New York'a varmaz, New Orleans
açıklarından geçerken, Amerika'ya geldiğini anlayan Mustafa, üç arkadaşıyla
birlikte açıkta atlar, başlarlar kıyıya yüzmeye. Mississippi' nin ağzında
oynaşan timsahlara rağmen kıyıya ulaşmayı başarır. Çoğunluk siyahi, Mustafa
sarışın, çat pat dili konuşmayı öğrenir ve Midnight Express Bar'ın fedai
aradığını öğrenir. Bar o sırada bir siyahi tarafından işletilmektedir. Çalar
kapısını, sahibi onun ufak tefek yapısına bakıp da "Senden fedai olmaz"
deyince, seçtiği üç iri kıyım kişiyi orada hallediverir. Bakarlar adam
göründüğü gibi değil, Mustafa işi alır. Çok çalışmakta, az uyumaktadır.
Sonunda o kadar çok çalışır ki, bar el değiştirir, yanında çalıştığı adamı
Mustafa yanına alır. *

*Arkadaşım anlatıyor, sohbetin burasına varınca artık dükkanın arkasından
bazlamalar, dolmalar gelmeye başlar, üstelik Amerika'da bulunamayacak
cinsinden, bizim Karadeniz usulü. Mustafa dediğim gibi Laz bir devrimcidir.
Durumu düzelttikçe başlar Türkiye'den hısım akrabalarını da yanına
aldırtmaya. Son haliyle iki otel dört bar, hepsi Mustafa'dan sorulur. Ve der
ki arkadaşıma, "Fuarda başınız sıkışırsa New Orleans'lı Mustafa deyin,
çözülür, belediye başkanı kayınbiraderimdir". "Nasıl yani?" der arkadaşım.
Durumunu düzelten Mustafa kız kardeşini de yanına aldırmıştır. Derken yeni
bir mekanının açılışına belediye başkanını davet eder. Kardeşi çok güzeldir,
"ilk görüşte aşk" gerçekleşir. Lakin Mustafa "Böyle olmaz" der, "Usulünce
gelip isteyeceksiniz". Belediye başkanı toplar ailesini, Karadeniz'e
gelinir. Kız istenir, verilir, düğün New Orleans'ta.. . Devrimci Laz Mustafa
New Orleans'ı ele geçirmiştir. Dedim ya, hem Laz, hem devrimci, kim
durabilir karşısında. Sarışırlar, ayrılırlar. Dışarıda kocaman kocaman özel
plakalı Amerikan arabaları, "Devrim1, Devrim2"... *

*İşte size olağanüstü bir hikaye, umarım keyif almışsınızdır. Arkadaşım
şahidim, en az yüzde doksanı doğru. Lafımın bir bölümü elbette sonradan
dönen devrimci bozmalarına, New Orleans'lı Mustafa bilmem onlara ne ifade
eder. Ve beraberinde size iki samimi sorum olacak; daha binlerce Laz Mustafa
olduğunu çok iyi bilen Avrupa, bizi almaktan korkmakta haksız mıdır?
İkincisi, New Orleans'lı Mustafa'nın çocuğu ya da torununun ABD Başkanı
olması sizce kaç yıl alır?*

*




*

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected]
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected]
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cevap