*ÇARPITILAN ÖZGÜRLÜKLER KAVRAMI!..
-2-*<http://ozkanbostanci.blogcu.com/_ARPITILAN+OZGURLUKLER+KAVRAMI___+-2-/>
İşte bu SERBEST GELİŞME'Yİ SAĞLAMAK, FERDİ HAKLARIN oluşturduğu çeşitli
HÜRRİYETLERİN TÜM AMACIDIR!.. Bu haklara hürmet etmeyen siyasi cemiyet esas
vazifesinde kusur etmiş olur... Ve DEVLET varlığının sebebini manasını
kaybeder.
- TÜRK esaret'e asla tahammül edemiyen, HÜR doğmuş ve HÜR yaşamış olan bir
MİLLET'tir!.. TÜRK HÜRRİYET VE İRADESİNİ KİMSEYE VERMEZ!..
TÜRK istibdat ve esaret zincirlerini parçalayabilmek için İÇ VE DIŞ
DÜŞMANLAR karşısında hayatını ortaya attı... Çok kanlı ve tehlikeli
mücadelelere girdi, sayısız fedakarlıklara katlandı, muvaffak oldu... Ancak
ondan sonra hürriyetine sahip oldu... Bu sebeple HÜRRİYET, TÜRK'ÜN
HAYATIDIR!..
ATATÜRK'ün El Yazısı Notları
***************************
- İşte ATATÜRK burada HÜRRİYET kavramını bizim tarif ettiğimiz gibi ESARET
karşıtı olarak kullanmış...
TÜRK MİLLETİ'nin HÜRRİYET'i HAK ettiğini, kimseye vermeyeceğini söylemiş!..
Nasıl haketti?..
Bir BEDEL ödiyerek...
CAN'I PAHASINA mücadele ederek!
Ancak ATATÜRK'ten sonra gelen hain ve sinsi politikacılar, adım adım ÜLKE'yi
İŞGAL'e, MİLLET'i de ESARET'e sürüklediler...
Bunun kimler tarafından ve nasıl yapıldığını diğer yazılarımızda anlattık...
Burada çok açık olarak belirtelim ki, bu oyunu "ferdi hürriyet"i bahane
ederek HALA sürdürüyorlar!..
Kişilere DEVLET'e karşı "özgürlük" vaadedip, onları yabancıların ESARET'ine
sürüklüyorlar!..
Öyleyse bu ayırımı kesin olarak yapmak gerekir!..
Burada tartışılan, KARŞITI ESARET OLAN GERÇEK HÜRRİYET değildir!..
Diğer bütün "hürriyet"ler, "özgürlük"ler aslında SERBESTİYET'tir!..
Fertle kendi DEVLET'i arasında ancak SERBESTİYET söz konusu olabilir.
Ancak hiç bir SERBESTİYET te "beleş" değildir!..
Fertler her edindikleri HAK gibi, SERBESTİYET karşılığında DEVLET'e,
MİLLET'e, VATAN'a borçlanırlar.
Feylezof Hobbes'e göre, FERT, özgürlüğünün tamamını mutlak güç sahibi
DEVLET'e terketmeyi kabullenmedikçe, toplumu barış içinde bir arada tutmak
mümkün değildir!..
Bu düşüncenin özü, Robinson Crusoe gibi tek başına bir adada yaşayan insanın
sahip olabileceği SONSUZ TABİİ ÖZGÜRLÜĞÜ'nden, TOPLUM içine girince
vazgeçip; gerekli ASGARİ AHLAK KURALLARI'na DEVLET'in yaptırım gücü ile
uymasından ibarettir!..
Şu halde Hobbes'in tarifinde fert Devlet'ine hem HÜRRİYET'ini, hem de
SERBESTİYET'ini gönül rızası ile bırakmış olur...
Ve ancak o zaman SOSYAL anlamda ÖZGÜR olma hakkını kazanır!..
Yani boynu kendi DEVLET'ine karşı kıldan ince, ama başkasına karşı ise
(devlet veya fert) diktir!..
Buna karşılık "DEVLET'in mal ve canını, ırz ve namusunu ve geleceğini, yani
soyunu da koruması" hakkını elde eder...
Haksızlığa uğradığı zaman, "DEVLET'in onun adına hakkını arayacağı"
güvencesine sahip olur.
İşte bunun için de DEVLET ŞART'tır!..
DEVLET'in GÜÇLÜ olması şarttır!..
Ama yetmez! TÜRK DEVLETİ, MUTLAK GÜÇ SAHİBİ olmalıdır!..
Yani sözünün geçmediği hiç bir fert, kurum veya devlet bulunmamalıdır!..
Devletler güçlerini fertlerin kendilerine tabi olmalarından, yani hürriyet
ve serbestiyetlerini gönül rızası ile ona bırakmalarından alırlar...
Eğer kişi tabii özgürlüğünü DEVLET'ine terke razı olmaz, devlet'ini güçlü
kılmaz ise; sözü DEVLET'ten daha çok geçen fert veya kurumlara tabi olmak
durumunda kalır...
Mafya, parti gibi resmi kuruluşlar, Masonluk gibi gizli örgütler, hatta
mahalle kabadayısı bile insanları, toplumun asgari ahlak kuralları dışında
davranışlara zorlıyabilirler...
Bu durumda ferdin özgürlüğünü "göstermelik" seviyesine iner.
Belirttiğimiz anlayışla hareket eden ve DEVLET'ine boyun eğen fert aslında
HÜR'dür, ama hangi topluma girerse girsin, sonsuz SERBEST davranamaz!...
Her toplumdaki ahlaki kurallar farklı olduğu için, her birinde farklı
kısıtlamalar ile tabii olan SERBESTİYET'ini kaybeder...
Robinson Crusoe da Cuma ile birlikte yaşamaya başladığından itibaren pek çok
kısıtlamaya girmiştir.
En azından kullandığı alanı, evi bir başkası ile paylaşmak, yiyeceğini
bölüşmek zorunda kalmıştır.
Şu halde son zamanlarda sık sık duyduğumuz "Birey DEVLET için değil, DEVLET
birey için vardır" ifadesi, son derece yanlıştır!..
Bu anlayış, DEVLET'in ömrünü kişinin 60-70 yıllık hayatına endekslemekten
öteye gitmez!..
Aydın görünümlü kişilerin dudaklarından dökülmesine rağmen; cahilliğin,
inanılmaz düzeyde bir bencilliğin göstergesidir.
Çünkü DEVLET, ferdin değil, fertlerin meydana getirdiği TOPLUM'un; ve sadece
halihazırdaki toplumun değil, GELECEĞİN TOPLUMU'nun; ve de bu toplumun
yaşadığı, gelecek toplumların yaşayacağı ÜLKE'nin TEK sorumlusudur.
DEVLET ULU BİR ÇINARDIR!...
Elbette ki, yapraklarını besliyecek suyu, mineralleri onlara ulaştırmakla
yükümlüdür...
Ama hiç bir YAPRAK kalkıp ta bir mevsimlik hayatı için ULU ÇINAR'ı kendi
uşağı gibi göremez!..
Bütün yapraklar, dallar kısa ömürleri boyunca ÇINAR'a oksijen sağlamak,
öldüklerinde dahi toprağına gübre olup onu beslemek durumundadırlar...
Ki, gelecek YAPRAKLAR yeşersin, yeni DALLAR üresin, ve ÇINAR daha geniş bir
alana gölge olsun, kökleri daha derinlere yayılsın!...
Hiç bir rüzgar, zelzele onu deviremesin!..
Bu basit gerçeği, bu değişmez realiteyi göremiyenlerin DEVLET konusunda
söyliyebilecekleri hiç bir şey yoktur!..
DEVLET MİLLET'İN ORGANİZASYONU demektir!..
Yani kendisini meydana getiren MİLLET'in FERT FERT bir araya gelip DÜZENLİ
bir şekilde tüm gerekli faaliyetleri göstermesiyle oluşur...
MİLLET'in dokusu çözülmeye başlarsa, yani bu dokuyu oluşturan FERTLER kendi
başlarına hareket etmeye başlarsa; ORGANİZASYON kalmaz, DEVLET zayıflar,
çöker, dağılır ve sonunda yıkılır!..
Bir örnek vermek gerekirse; DEVLET, bedeni ayakta tutan RUH'tur!..
MİLLET ise hücrelerden ve onların meydana getirdiği çeşitli organlardan
oluşan VÜCUT'tur...
Mesela kalp hücrelerinin görevi, bir arada hareket etmek ve kendileri ile
bütün vücut hücrelerine kan pompalamaktır.
Bunu yaparken kendi farklı yapılarını düşünmezler...
Eğer bu hücreler kendilerini mevkileri itibariyle diğerlerinden üstün görür,
"Ben böbrek hücrelerinden asilim, ben kan pompalıyorum, o sidik süzüyor. Ben
niye ona hizmet ederek kendimi yıpratayım?!!" demeye başlar...
Hele günün birinde bu düşünceyi uygulamaya kalkarlarsa; önce böbrek, sonra
vücudun diğer kısımları ölür, dağılır.
Sonunda kalp sağlam bile olsa, ruh bedeni terkeder, ve tabii kalp de ölür!..
Aynı şey beyin, böbrek, ciğer hücreleri için de geçerlidir.
Bir şairin şu beyti de bu anlamda değerlendirilebilir:
Münferit vasıta-yı rüyet iken,
Göremez kendini dide bile!..
Gerçekten de GÖZ tek görme aracı iken, kendini görmez!..
Yani görevini kendisi için ifa etmez, VÜCUT için, RUH için görür!..
Çünkü kendi varlığı vücudun sağlığı ruhun varlığı ile kaimdir!..
Bir anlık ihmali sonucu vücut bir kazaya uğrasa, beden harap olsa, ruh
bedeni terketse, göz sağlam olsa da ölümden kaçamaz.
Ama mikrop kapmış bir gözü, çürümüş bir böbreği, kangren olmuş bir uzvu
vücudun sağlığı için feda etmek mümkündür.
İşte onun içindir ki, DEVLET ne fertler için, ne de aşiret, boy, soy, parti,
dernek ve meslek grupları için vardır.
Bütün fertlerin, parti, dernek ve meslek kuruluşlarının ilk ve tek gayesi
hayatları ve varlıkları pahasına da olsa, DEVLET'e ve MİLLET'e hizmet
olmalıdır!..
Bu yüzden biz BENCİLLİK hastalığının maskelisi olan FERDİYETÇİLİK
anlayışını; TOPLUM, MİLLET, DEVLET hatta AİLE kavramlarının zıddı olarak
görürüz...
VEBA MİKROBU, AİDS VİRÜSÜ gibi tehlikeli sayarız.
Büyük tarihçi ve dünyanın ilk sosyoloğu İbn Haldun (1334-1406), "devletlerin
ortalama ömrünün üç nesil (70-150 yıl) olduğunu" söyler...
Sebebini de şöyle anlatır:
""İlk nesil göçebedir...
Malı, mülkü, kaybedeceği yoktur...
Hareketlidir...
Yaşama ve içinde olduğu sıkıntıdan kurtulma azmiyle diğer kavimlere üstün
gelir, devleti kurar!...
2. nesil babalarının gayreti ile elde edilen refaha konar, bolluğa,
rahatlığa alışır, hareket ve azmini kaybeder, tembelleşir...
Ancak ilk nesilden çekilen sıkıntıları dinledikleri için tamamen rehavete
düşmezler...
3. nesilde dedelerinin çektiği sıkıntıdan hiç bir hatıra kalmaz...
Babalarının sağladığı rahat hayat içinde sadece azimlerini değil, şeref ve
haysiyetlerini de kaybetseler de umursamazlar...
Atalet ve tembellik bariz vasıflarıdır, en ufak bir sıkıntıya dahi tahammül
edemez, birbirlerine düşerler...
En basit işlerini dahi başkalarına gördürmeye çalışırlar.
Toplumu değil, sadece kendilerini düşünmeye başlarlar...
Böylece sıkıntıda olan kavimlerin gelip onların elindeki imkanları ele
geçirmesine zemin hazırlarlar.
Böylece devlet ihtiyarlamış olur ve 4. nesilde yıkılır!..""
İbn Haldun'un bu değerlendirmesi pek çok devlet için geçerli olduğu gibi,
OSMANLI İMPARATORLUĞU için de adeta bir kehanet değeri taşır...
""DEVLET, 4. nesil YILDIRIM BAYEZİD'in bütün ataklığına rağmen gurura
kapılması, içkiye alışması sonucu yıkılmıştı...
11 yıl sonra tekrar Çelebi Mehmed tarafından tekrar kuruldu...
Ondan sonraki 3. nesil Fatih, DEVLET'i yöneten zenginliğe ve rahata alışmış
TÜRK kökenli kadro yerine DEVŞİRMELER'i getirerek inanılmaz bir reform
yaptı...
Böylece DEVLET'in ömrünü uzattı...
Ondan sonraki 3. nesil "Kanuni" diye bilinen 1. Süleyman'dır ki, 1. Viyana
Hezimeti'nden (1527) sonra işler kötüye gitti. Sultan yönetici kadro ile
uğraşacağına, toprakta TIMAR sistemini dejenere eden İLTİZAM'ı getirdi,
düzeni bozdu...
İsyanlar başladı.
Torunu 3. Ahmed (1575) yozlaşan DEVŞİRMELER yerine TÜRK kökenlileri
getirmeye çalıştı ama başaramadı...
Gayrımemnun YENİÇERİLER(devşirme) İstanbul'da, SEKBANLAR ve SUHTELER(TÜRK)
Anadolu'da daha sık isyan eder oldular...
Yeniçeriler Sultan Genç Osman'ı öldürdüler...
4. Murad (1623) ve daha sonra Kuyucu Murad Paşa onbinlerce insanı öldürmek
zorunda kaldılar...
DEVLET'in ömrü bir süre daha uzadı...
50 yıl kadar sonra (1683) 2. Viyana Bozgunu geldi. DEVLET artık
ihtiyarlamıştı...
2. Mahmud yine 150 yıl kadar sonra (1839) yönetici kadro ve orduyu yenilemek
istedi. TANZİMAT ile BATI'ya yöneldi...
Ancak ne o, ne de ISLAHAT işe yaramadı...
2. ABDÜLHAMİD eski sistem uygun siyasetiyle DEVLET'in ömrünü 30 yıl
uzattı...
MEŞRUTİYET(1908) ile birlikte SERBEST PAZAR ve FERDİYETÇİLİK (özellikle
Prens Sabahattin ile) ön plana çıktı...
Ama yanlış tercihler sadece 10 yıl içinde ÇÖKÜŞ'ü getirdi...
TANZİMAT'tan 80 yıl sonra da OSMANLI DEVLETİ yıkıldı...
ATATÜRK nesli yeni DEVLET'i kurdu ve sür'atle geliştirdi...
İlk nesil fedakardı, çalışkandı, imkansız denen işleri başardı...
Ama onların torunları olan bizler, 75 yıl sonra yine yanlış tercihlerle
içine düştüğümüz rehavet yüzünden CUMHURİYET'i bile tartışır hale geldik!...
Biz deriz ki, tamamen ayrı bir tarihi gelişme gösteren BATI devletlerinden
alınan "demokratik örgütler"in, "özerk kurumlar"ın, "partiler"in, "meslek
kuruluşları"nın, kökü dışarda "dernekler"in sadece kendi mensuplarının
menfaatini üstün gören tutumları, "özgürlük-hürriyet" anlayışları gerçek
DEVLET ve MİLLET kavramı ile bağdaşmaz!...
Bunlar DEVLET'i ayakta tutamaz!..
MİLLET'e huzur getirmez!...
Bu uygulama TANZİMAT'ta denendi, DEVLET yıkıldı...
ATATÜRK neslinin uygulaması asla BATI'yı taklit değildi!..
Onun için başarılı oldu!..
Aynı şekilde DEVŞİRME-YERLİ(TÜRK) sürtüşmesi de DEVLET'i sarsmıştı...
Bu yüzden şimdiki TÜRK-Kürt-Laz, Sünni-Alevi sürtüşmelerinin, hemşehrilik,
akrabalık ve aynı okul mezunu olmaktan kaynaklanan ayrıcalıklı davranışların
da, bir nevi BÖLÜCÜLÜK olduğu unutulmamalıdır!..
Bunların birbirleriyle çekişmesi, sadece bünyeyi yıpratmakla kalmaz, ruhu da
çürütür...
Geçmişte nasıl bu ülkede tek bir OSMANLI var idiyse; şimdi sadece TÜRKİYE
CUMHURİYETİ VATANDAŞI vardır, herkes bu açıdan TÜRK'tür, etnik kökeni önemli
değildir!..
Etnik köken asla ÖN PLAN'da değildir!
İnsanımızın HAKLAR'ı ve SERBESTİYET'i işte bu anlayışla, DEVLET, MİLLET ve
VATAN'a HİZMET karşılığındadır...
Yoksa PEŞİNEN bağışlanmış değildir!..
*Özkan BOSTANCI
*ozkanbostanci.blogcu.com
http://ozkanbostanci.blogcu.com/_ARPITILAN+OZGURLUKLER+KAVRAMI___+-2-/
--
--
Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ün, "Ne mutlu Türküm diyene!''
anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti'nin düşmanıdır ve öyle
kalacaktır.
Cesaretin bittiği yerde, Esaret başlar.
http://ozkanbostanci.blogcu.com
--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
You received this message because you are subscribed to the Google Groups
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected]
To unsubscribe from this group, send email to
[email protected]
For more options, visit this group at
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---