*Bir haziran akşamıydı güneşle karşılaştığında papatya. Nerden bilirdi ki o
akşamın hayatının geri kalanın da önemli bir rol oynayancığını, silinmesi
zor derin izler bırakacağını. *
*Normal de papatyanın bahar da boy vermesi, çiçeklenmesi, gerekiyordu fakat
yeterli ışığı olmadığından, dal budak verememiş, nazlı, nazlı salınamamıştı
yemyeşil sevinçlerin üzerin de. Üstelik acı hatıraları vardı dağarcığında
papatyanın, güneşle ilgili. İki kez çalmışlardı güneşini ondan zamansız
bastıran bulutlar. Henüz çocuktu ilk güneşini kaybettiğinde ve kapkara izler
düşürmüştü yüreğindeki çocukla sevinçlerin aklığına. O yüzden her bahar bir
yaprağını toprağa bağışlardı papatya, onu hiç unutmadığını bilsin diye...
İlk öğretmeniydi, ilk ışığıydı papatyanın yüreğinde kara izler bırakan. Bir
veda bile edemeden gitmişti çiçeklerine! *
*İkincisin de ise henüz hayatının baharındaydı. Onu da zamansız çıkan eylül
fırtınaları almıştı ondan. Ardından uzun bir süre hayata küstü papatya,
birçok kez ölümün soğuk nefesini hissetti ensesinde, birçok kez karanlığın
zifiri koridorlarını arşınladı. Fakat içinde kalan ışık kalıntıları ve
güneşe olan tutkusu her defasında çekip çıkardı onu, zifiri karanlığın soğuk
koridorlarından. Sonra yeni sevinçler üretti kendi, kendine yaşamını daha
kolay kılmak için. Küçücük ışık huzmelerinden bile yararlandı.*
*Aradan yıllar geçti, geçen yıllarla birlikte acılarını küllenmeyi de
öğrendi. Zaman zaman mutluluğu da yakaladı, taki o haziran akşamına kadar.*
*Hiç beklemediği bir anda karşısına çıkan bu güneş, ne kadar da benziyordu
hayatının baharında kaybettiği güneşine. Tıpkı onun gibi türküler söyleyip,
bağlamanın tellerin de kayboluyordu adeta. Onun gibi bakıyor, onun gibi
gülüyor, onun gibi ışıklar saçıyordu etrafına. Kendini zamansız karşısına
çıkan bu güneşin büyüsüne kaptırdı papatya. *
*Heyecanlanmıştı. Hesapsız, kitapsız, çocukça sevinçler üretti kendi
kendine. Tüm benliğini de ortaya koyarak kendini tamamen bu ışığa endeksledi
papatya. Ondan aldığı ışıkla belki de hiç açmadığı, açamadığı kadar parlak
rengiyle açtı papatyanın kalbi, bedenini çepeçevre saran bembeyaz bedeninin
tam ortasında.*
*Oysa gözünden kaçan birçok şey vardı papatyanın. Bu güneş hiçte onun
zannettiği gibi güneş değildi. Güneş evrim geçirmiş, belki de bir başkasının
ona verdiği zarardan dolayı koskocaman bir delik açılmıştı kalbinin tam
ortasında. Oluşan bu boşluktan olsa gerek oldukça zararlı, tehlikeli ışıklar
yayıyordu etrafına.*
*Papatya bunu fark etti, etmesine ya, iş işten geçmiş, maruz kaldığı bu ışık
tüm ruhunu esir almıştı. Oysa tek isteği vardı, onu anlamak ve kendine çok
fazla gelen sevinçlerini onla paylaşmak. Ama güneşi onun hiçte anlamak
istemediği bir biçimde aralarına bir çizgi çekiyor, ne o çizginin içine
girmesine, nede fazla dışına çıkmasına izin veriyordu. Belki de yaydığı
ışığın ne kadar tehlikeli olduğunun bilincinde olan güneş, papatyanın
ölmesinden korkuyordu ve onun ölmesini istemiyordu. Ondan aldığı ışığı da
kendini beslemek ve kendi yarasını iyileştirmek için kullanıyordu. *
*Bu esnada defalarca küstü güneşine papatya, defalarca uzaklaştı. Fakat ne
zaman uzaklaşsa, ne zaman yüzünü çevirse güneşe, güneş bir biçimde papatyaya
ulaşıyor, tekrar tekrar ona geri dönmesini sağlıyordu. Papatyanın gün
ışığına olan tutkusu da bu dönüşleri kolaylaştırıyordu. *
* Defalarca canını yaktığı halde, olanları bir çırpıda unutarak, kendini
güneşin yakıcı ışıklarına siper etmekten alıkoyamıyordu. Bu gelgitler
sırasında bir hayli çözmüştü güneşi papatya.*
*Güneş aslında birçok papatyaya aynı ışığı gönderiyor, istediğinin kendisine
dokunmasına izin veriyor, yalnızca bir kaç papatyanın o çizgiyi aşmasına
izin vermiyordu. İzin verdiklerini ise bir daha karşılaşma olasılığı az olan
veya hiç olmayan papatyalardan seçiyordu. Bu konuda kendini o kadar
geliştirmişti ki, öncelikle tüm papatyaları gözlemliyor, her birine ait özel
ışıklar keşfediyor, sonrasında dahice deniyordu onları, papatyaların her
birinin üzeride. "Çok acı bir tecrübe yaşamış olmalı diye düşündü papatya,"
bunun başka bir izah tarzı olamazdı çünkü.*
*Papatya tüm bunların farkına vardığı halde bir türlü ondan kopamıyor, onun
çekim alanının dışına çıkamıyordu, tıpkı diğer bir kaçı gibi. Çünkü
papatyada ondan aldığı ışıkla besleniyordu. İçin de öyle bir his vardı ki,
güneş de yaydığı bu zararlı ışıktan rahatsızlık duyuyor, fakat içinde
taşıdığı çift kişilikten bir türlü kurtulamıyor, içinde bulunduğu koşullar
da bunu yapmasını engelliyordu.*
*Fakat papatyanın ne bunlara dayanacak, nede güneşin yaptıklarını mazur
görecek hali kalmamıştı. Yaşanan her gel git olayı papatyaya büyük zararlar
veriyor, hem ruhunda hem bedeninde onarılmaz yaralar açıyordu. Aldığı bu
yaralar da onun zaten zayıf olan bedeninin daha da çelimsizleşmesine neden
oluyordu. *
*Ne istiyordu ki tepesinde zamansız dolanan bu güneş ondan, papatya çok
yorulmuştu!*
*Papatya bu işe bir son vermesi gerektiğini biliyordu, bir karar vermeli ve
ona sadık kalmalıydı. Ya daha az ışıkla yaşamaya alışacak, ya da tüm
hayatında köklü değişiklikler yapacaktı. *
*Biliyordu ki oldukça zorlu bir süreç onu bekliyordu. Ama yine biliyordu ki,
her ne kadar içi yansa da, yine yeni sevinçler bulup, her defasın da olduğu
gibi yeniden başaracaktı.*
*Nede olsa onun kalbinde oluşmuş kocaman bir delik hiç olmamış, bundan
sonrada olmayacaktı!...*
*www.isimsizsevda.com* <http://www.isimsizsevda.com/>* Tıkla ol aşkın şiir
ve paylaşımın yeni adresi paylaşım kalitesine ve sayısına göre yönetimde yer
alabilirsiniz*

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected]
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected]
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cevap