SEN BİZİ ŞAH ZAMANI GÖRECEKTİN!




 
“Bilseydim böyle olacağını, o meydanlarda karnım burnumda 
bağırır mıydım? O yıl doğan kızıma Azade ismi verir miydim?” 
diye feryat ediyordu Meryem Öğretmen. 

 
(2007 yılında  Iran da hicap takmayan kadınlara yapılan muamele)
Acem gözlerine hüzün çökmüş, nasıl kandırıldıklarını anlatıyordu. 
Bir oda dolusu kadın Meryem’i destekleyen anılarını heyecanla 
aktarırken, sözlerini hep aynı cümle ile bitiriyorlardı: 

“Ah Hanım! Sen bizi Şah zamanı görecektin!”
 
(1975 İran Güzeli)
 

(İranlı Sanatçılar Devrim öncesi)

(İran: Tahran  Ahremeyr Universitesi,Jimnastik takımı 1977)


Devrimin üzerinden üç yıl geçmişti. Tahran’da medeniyet adına 
ne var ise , Şah zamanından kalma idi. Artık, çoğunlukla yerli 
arabaların üzerinden geçtiği geniş otobanlar; devrimden beri 
kadın-erkek belirli bir mesafe ile gezilebilen parklar; kapalı
tutulan müzeler; sadece İslami devrime dair oyunlar sergilenen 
tiyatrolar; marş dinletileri yapılan gösteri salonları; devrim filmleri 
gösteren sinemalar; modern ve şık mimarisiyle devlet daireleri, 
petrol şirketleri… Bir zamanlar Acem abartısı ve şarkın şıkırtısıyla
bezeli binalar, sokaklar, parklar kaderlerine boyun eğmiş, inzivaya
 çekilmişti. 
 


 
Evlerin çoğunda dram yaşanıyordu. Dört - beş yaşında kızlar 
anaokuluna başlarına lastikle tutturulmuş lacivert eşarplarla
gidiyor, evdeki İslami hayat hakkında sorgulanıyorlardı. Anne 
ve babalarını ihbar eden çocuklar ödüllendiriliyordu. Çocuklarına 
basit bir nedenle çıkışan ebeveynler kendilerini tehlikeli bir 
oyunun içinde buluyor, devrim muhafızlarınca, evde namaz 
kılınmadığı ve devrim karşıtı konuşulduğu ihbarıyla sorguya 
alınıyorlardı. İslami devrim karşıtı oğlunu idam ettiren annenin 
heykeli dikiliyor, evladın idam öncesi annesine yalvarışı, annenin 
sözde vakur duruşu günlerce medyada izlettiriliyordu. Saç dibi 
görünen seksen yaşında kadına, bıyıkları bile terlememiş devrim
muhafızı Pastar silah doğrultabiliyor;gazete manşetlerini İslami 
giyinmeyen kadınların yüzlerindeki kezzap yanıkları,jilet 
yaraları süslüyordu.Tutuklu kızlar ailelerinden sadece 
doğum kontrol  hapı istiyor;bakireler cennete gideceğinden,
idam edilmeden evvel tecavüz ediliyordu. 




İslami Devrimini gerçekleştiren Humeyni üç yıldır iktidarda ve her 
gece en az iki saat televizyonda idi. Sürekli molla izleyen
 çocuklar televizyona “sakallı pencere” diyorlardı. Buna rağmen, 
hala şehrin 
sadece mahalle baskısı olan belirli kesimlerinde başörtüsüyle 
geziliyordu. Bir sonraki yıl arabalarda örtüsüz, sokaklarda örtülü 
gezilebilir oldu. Daha sonraki yıl ise salt Tahran da değil tüm İran 
da beş yaşından itibaren tüm kızların, kadınların başları örtüldü. 
Humeyni, İran Komünist Partisinin büyük desteği ile Faşist Şah’ı
devirmiş, İslami devrim yapmış ama bir gecede değil, tam altı yıllık 
uğraş sonunda tüm kadınları başörtüsü altına sokabilmişti. Önce 
komünist partisi üyelerini, sonra kravatlı devlet adamlarını bir, bir
 yok etmişti. 
“Kadının yeri evidir” diye şimdi işlerinden çeşitli bahanelerle el 
çektirilen kadınlar; altı yıl önce Kurtarıcı Humeyni’nin Fransa’dan 
gelmesi için günlerce gösteri yapmış,yollara dökülmüştü.
Çoğunluğu kadın olan kalabalıklara el sallayarak uçaktan inen 
Humeyni, altı yıl sonra Allah’ın aziz yaratıklarını sıralarken 
hamamböceğini sekizinci sıraya , kadını ondördüncü sıraya 
yerleştiriyordu. 


Onları sokağa döken nedeni sorduğumda aldığım yanıtı hiç 
unutamam:”Bizim her türlü refahımız ve özgürlüğümüz vardı.
 Tek eksiğimiz, Şah’ın kararlarını eleştirebileceğimiz siyasal 
özgürlüktü. Bize vaat edilen bu özgürlüğü alacağız derken; 
yemek, içmek ve giyim özgürlüğümüze kadar tüm özgürlüklerimizi
 elimizle teslim ettik. Aldatıldık!” Doğrusu, aldatılmaları için 
ortam da çok uygundu. Toplumda ahlaki çöküntü hepsini 
canından bezdirmişti. Bana uzun, uzun Şah’ın kız kardeşinin
 düzene başkaldırmasın diye gençleri uyuşturduğunu, 
İran’ın eski Çin e benzediğini, bakkallarda dahi uyuşturucu 
bulunabildiğini;rüşvetin yolsuzluğun en küçük kurumlara kadar 
girdiğini;muhaliflere değil konuşma, yaşam hakkı bile 
verilmediğini acı bir tebessümle anlattılar.Şah’ı devirip 
Ayetullah Humeyni’yi iktidara taşırlarsa bütün sancıların 
son bulacağına,büyük güç olan dinin, ahlakı düzelteceğine 
ve toplumu olması gerektiği gibi düzenleyeceğine tüm 
benlikleriyle inanmışlardı. Oysa, üzerilerindeki baskı ve 
örtüden başka hiç bir şey değişmemiş, şartlar daha 
da kötü olmuştu.Uyuşturucu hala vardı ,sadece el 
değiştirmişti.Havyar fabrikaları devletin olmuş, havyar 
elde edilen mersin balığı yemenin bile cezası,meydanda 
25 kırbaç olarak biçilmişti.
Cezalar kırbaç sayılarıyla ifade ediliyordu. Devrime kadar 
yalnızca noter hizmeti gören mollalar artık tüm devlet 
kesimine yayılmıştı.Maddi anlamda sen mollayı görmezsen,
 o da seni görmüyordu.Muhaliflerden çıkabilen tek ses ise 
hapishanelerden yükselen çığlıklardı. 
 
 

Şah gitmiş, Büyük Kurtarıcı gelmişti. Ama bu yeni düzende-
meşhur fıkralarında söyledikleri gibi - camiiler bakkal gibi 
satış yapıyor, üniversitelerde camii gibi toplu namaz 
kılınıyor, bilim adamları üniversite yerine zindanlarda
 haykırıyor, zindanlardaki katiller ise mecliste memleketi 
yönetiyordu. 


Bu korkunç manzara karşısında kanım donmuşken 
Meryem Öğretmenin sorusuyla irkildim: 

“Ya Türkiye’de de dinciler iktidara gelirse ne 
yaparsın?” 

Kendimden ve milletimden öylesine emindim ki , 
“İmkansız!” diye kestirip attım. 

Meryem titreyen sesiyle; “O kadar emin olma! İran 
da bu şartlarda bir ülke değildi ve bu hale geleceğini
 hayal bile edemezdik. Bizler Avrupa’yı atlamış,
 Amerika’yı bile beğenmez olmuştuk. Bir an için farz et ki,
 Türkiye de mollalar başa geçmiş. Farz et ve beni anla!”
 dedi. 


“Bak Meryemcan! Ben altı yaşında alfabemi açtığımda,
 üzerinde kırmızı çarpı işareti olan çarşaflı kadın resmiyle
 Atatürk ün kılık kıyafet devrimini öğrendim. Bizim 
ülkemizde ve mezhebimizde “Ayetullah” gibi İslam 
Kardinalleri yok. 
Noterlik yapan molla, hiç yok! Molla kıyafetiyle biri sokağa 
çıksa, inan, mahallenin çocukları çığlık çığlığa peşine düşer, 
palyaço görmüş gibi gülüp eğlenirler!” diye abartılı bir tepki 
verdim. 



(2007 rejim aleyhtarı genclerin tutuklanması)

Meryem’le yollarımız, kaderlerimiz ayrılalı tam 25 yıl olmuştu. 


Ankara’da Genelkurmay kavşağından Büyük Millet Meclisi’ne 
doğru yürüyordum. Ansızın Meclis’in Dikmen Nizamiyesinde
başında sarık,
 yeşil entarili, kalın kuşağından tespih sallanan, çember sakallı
 bir “molla” belirdi. Cüppesini savura, savura Genel Kurmay’a 
doğru yürüyor, sanki üzerime geliyordu. Ama arkasında 
ne bir çocuk, ne de bir çığlık vardı. Arkasında görkemli 
binasıyla Meclis (!) vardı. 


MELTEM VURAL 




Diğer Windows Live™ özelliklerine göz atın. Sadece e-posta iletilerinden daha 
fazlası 


Windows Live Messenger'ın için ücretsiz güncelleştirme! Buraya tıkla!


Diğer Windows Live™ özelliklerine göz atın. Sadece e-posta iletilerinden daha 
fazlası 


Live.com'u deneyin - hızlı ve kişiselleştirilmiş giriş sayfanızla istediğiniz 
her şey tek bir yerde. tek bir yerde.


Windows Live™ ile e-posta kutunuzdaki işlevlerin çok ötesine geçin. Diğer 
Windows Live™ özelliklerine göz atın.


Windows Live Messenger'ın için ücretsiz güncelleştirme! Buraya tıkla! 


Windows Live tüm arkadaşlarınızla tek bir yerden iletişim kurmanıza yardımcı 
olur. 


Windows Live™ Photos ile fotoğraflarınızı kolayca paylaşımı. Sürükle bırak      
                                  
_________________________________________________________________
Windows Live tüm arkadaşlarınızla tek bir yerden iletişim kurmanıza yardımcı 
olur.
http://www.microsoft.com/turkiye/windows/windowslive/products/social-network-connector.aspx
--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected]
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected]
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cevap