Geçen hafta teslim olan PKK'lı grubun karşılanışının görüntülerinden çoğu
kimse gibi ben de rahatsızlık duydum. Rahatsızlığımın iki tane kaynağı
vardı:

Gelecek "Barış Grubu"nun özellikle DTP'liler tarafından sevinçle - coşkuyla
karşılanacanığını tahmin etmek için falcı olmaya gerek yok. Ölçüsünün
kaçırılmaması şartıyla bu olağan da karşılanabilir. Ölçünün kaçtığına hiç
şüphe yok.

Tepki gösterdiğim başka bir şey, üstüne basılarak 34 PKK'lının geldiğinin
söylenmesiydi. Gelenlerin 24'ü  BM tarafından oluşturulan bir mülteci
kampından geliyordu ve bunların 4'ü çocuk , geri kalanlar bu çocukların
aileleriydi. Eğer gelen tek grup PKK'lı olmayan bu 24 kişi olsa, yapılan
sevinç gösterilerinin dozunu veya ölçüsünü tartışmamıza bile gerek yoktu.
Bulgaristan gelecek Türkler nasıl karşılanabiliyorsa, bunlar da öyle
karşılanabilirdi.

Gelen 8 PKK'lının hemen tutuklanmaması PKK'nın hamleyi boşa çıkartmak adına
desteklenebilecek bir girişim. Ancak otobüsün üstüne çıkartılıp
dolaştırılması tasvip edilecek birşey değil. DTP bile kaçırdığı ölçüyü doğru
dürüst savunamıyor, faturayı başkalarına kesmeye çalışıyor.

Ancak özellikle bu hafta sonuna yoğunlaşan gösterilerden de rahatsızlık
duyduğumu ifade etmeliyim.

İstanbul'da Galatasaray'da toplanan bir grup "dağdan indireni de asacağız"
şeklinde pankartlar açıyor..Ankara'da BBP'li bir grup konu ile yakından
uzaktan bir ilgisi olmayan, işten atıldığı için günlerce oturma eylemi yapan
işçileri linç ediyor. Ülkü Ocakları öncülüğünde yapılan gösterilerde
"kardeşliği kabul etmiyoruz" şeklinde açıklamalar yapılıyor.

Ben kendi adıma eminim; özellikle hafta sonu sokaklarda olan kesimlerin
büyük bir çoğunluğu hiç bir şartta ve hiç bir koşulda zaten herhangi bir
adımın atılmasını istemiyor. Asıl dertleri başka, 8'i PKK'lı 34 kişinin
karşılanma şeklini zaten bahane olarak kullanıyorlar. Çünkü bakıyorum
"dağdan indireni de asacağız" diye pankart açan adamlar internet sitelerinde
"Lahmacun yemeyin çünkü Kürt yemeğidir" tarzında açıklamalar yapıyorlar.
Sokaklara çıkan diğerlerinin de benzer sicili var.

Gelen grubun karşılanma biçimine bir biçimde tepki gösteren ancak kardeşin
kardeşi vurduğu, her anlamda Türkiye'ye büyük faturalar çıkaran bir sorunun
bir an önce çözülmesini isteyenlerin bu gruplar içinde yer aldığına
inanmıyorum..

...

Elbette kendi dışlarında sergilenen bir oyun dahi olsa, bu kirli savaşın
bedelini canlarıyla kanlarıyla ödemiş insanların kemiklerini sızlatmamak
gerek. Gazilerin de, şehit yakınlarının da tepkilerini herkesin, özellikle
de DTP'nin anlaması gerek. Bu insanların incinmiş duyguları var, bu savaşta
hiç bedel ödememiş insanların soğukkanlılığını gazilerden ve şehit
yakınlarından beklememek gerek.

Ancak bu uğurda şehitlerin verilmiş olması, gazilerimizin varlığı da, bu
savaşın mutlaka eski yöntemlerle, yeni şehitler vererek, gaziler ordusuna
yenilerini katarak çözülmeye çalışılmasına da bir gerekçe olamaz.
Ancak"benim başıma geldi, herkesin başına geldi" "benim çocuğum öldü,
herkesin çocuğu ölsün" tarzından bir bencillikle savaşın bitirilmesi
yönündeki adımlara karşı çıkılabilir.

Asıl onurlu olan, insana asıl yakışan bu bencilliğin tersi bir tutumdur.
"Benim ocağım yandı, başkasınınki yanmasın" "benim çocuğum heba oldu,
başkasınınki heba olmasın" diyebilen onurlu şehit yakınlarının ve gazilerin
çoğunlukta olduğunu da biliyorum..

...

Şimdi gündemde olan "2 Dil 1 Bavul" filmi ile yeniden öğreniyoruz ki, 6-7
yaşında ilkokula başlayan çocuklar tek kelime Türkçe bilmiyorlar ve Türkçe
öğrenmeye karşı kimsenin en ufak bir direnci yok. Tek kelime Türkçe bilmeyen
bu çocukların ana babalarına ve kendilerine "Ya Türkçe konuşacaksın ya hiç"
diye baskı yapan cuntacılar ve cuntacılarla aynı zihin yapısına sahip
insanlar en az 30 yıldır çırpındıkları halde hiç birşey başaramamışlar,
ilkokula başlayan çocuklar halen Türkçeden başka bir dilden konuşuyorlar ve
hala tek kelime Türkçe filmiyorlar.

Beş bini aşkın şehidin, kırk bin tane yurttaşımızın hayatını kaybetmesine
yol açan bu süreçte bu cuntacı zihniyetin payının olmadığını söylemek saflık
olur. Sorun bugün bu bilançoyla bu boyutlara geldiyse o diktatör
bozuntularının da bu işin altında imzası var. Halen aynı kafada olanlar,
sorunu hala aynı şekilde ortaya koyuyor, hala aynı çözümün çözüm olduğuna
inanıyor.

Oysa sonuç ortada, sorun yanlış tanımlanıyor ve çözüm deiye uygulanan şey
hiç bir işe yaramıyor. Binlerce ölüme, onca acıya rağmen hala tek kelime
Türkçe bilmiyor ilkokula başlayan çocuk. Ve zamanında birkaç bin kişi
dediğimiz PKK'ya onbinlercesi katılmaya her an hazır.

....

O coğrafyada yaşayan insanların PKK'ya bakış açısının diğer bölgelerde
yaşayan insanlara benzemediğini aşağı yukarı hepimiz biliyoruz. Kendi adıma
gelecek / gelebilecek PKK'lı grupları kimsenin boynu bükük bir şekilde
karşılayacağını da düşünmüyorum. 30 yıldır devam eden bu iç savaşın neden
ortaya çıktığını, bunca "önleme" (!) rağmen nasıl devam ettiğini ve neden
bitmediği üzerine azıcık soğukkanlılıkla kafa yoran herkesin, gelecek tüm
PKK'lı grupları bölge halkının sevinçle karşılayacağını tahmin edip normal
karşılayacağına inanıyorum.

Gelenler sonuçta oğulları, kardeşleri, yakınları, akrabaları. Sorun zaten
buradan kaynaklanmıyor. Sorun toplumun geri kalanını tahrik edilecek şekilde
olayın şova dönüştürülmesi. Kimsenin bu şovu sergilemeye hakkı yok. Kimsenin
kimseden bu şovu anlamasını beklemeye hakkı yok.

Bu savaşı bitirecek adımlar adımlar atılmalıdır, bu adımlar atılırken de
herkes bir başkasının duyarlılığını göz önüne almalı, kednini başkasının
yerine koymalı, ona göre adım atmalıdır..

....

Bu ülkenin çarpık yönlerinden biri de, hiç kimse başkasının duyarlılıklarını
dikkate bile almazken, kendileri herkesten duyarlılıklarını devamlı göz
önüne almasını ister. Yani kendisi hiç empati yapmayacak, keyfinin istediği
gibi davranacak, ancak herkes attığı her adımda empati kuracak. Çünkü bir
tek bizim hassasiyetimiz var, başkasının yok.

Hassasiyet veya duyarlılık vicdan işidir. Kimsenin de kimseden hassasiyet
beklememesi gerek, çünkü bu ülkenin vicdanı yok. İşkence ile gencecik
insanlar öldürüldü bu ülkede, yaşı büyütüldü çocukların asabilmek için. Bu
ülkenin vicdanının kanadığını görmedim. İnasnlar kaybedildi sorgusuz
sualsiz, yakınları, anneleri dövüldü, aşağılandı devamlı. Faili meçhullere
kurban gitti binlerce insan. Bu ülkenin vicdanının kanadığını görmedim. Otel
dolusu insan yakıldı, hapishane dolusu insan. İnsanlar ölüm orucuna yattı,
tabutluk dediler kendi yaşamlarına. Bu ülkenin vicdanının kanadığını
görmedim. Gencecik çocuklar sadece parasız eğitim istedikleri için
hapishanelerde çürütüldü, hırsızlar, katiller el üstünde tutulurken. Bu
ülkenin vicdanının kanadığını görmedim. Kimsenin bir türlü sağ olarak ele
geçirilmediği, bazen yanlış adreslere gerçekleştirilen, bazen yargısız infaz
denilen operasyonlar sonrası sokaklara döküldü gece yarıları alkışlamak için
ama kimsenin vicdanının kanadığını görmedim. Daha ne kadar çok örnek var,
verebileceğimiz..

O yüzden kimsenin hassasiyet üzerine, duyarlılık üzerine, vicdan üzerine
kimsenin bir başkasına laf söylemeye hakkı yok.

Ama bir ülkenin bu denli duyarsız, bu denli vicdandan uzak olması sağlıklı
birşey değil. Bu ülkenin insani duyarlılığını, vicdanını yeniden kazanması
gerek.

ve lütfen kimse özellikle bazı rantçı kesimlerin çosturmaya çalıştığı anlık
öfkelerle, galeyana getirilmiş duygularla yaklaşmasın hiç bir olayı. Elinizi
vicdanınza koyun, inasni duyarlılığınızı ortaya koyun, öyle yaklaşın
sorunlara.

Ve unutmayın ki bize gerekli olan barıştır, başkalarının ne istediği önemli
değil..

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected]
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected]
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cevap