HASBİHÂL MEHMET ŞÜKRÜ BAŞ
[email protected] *EY ADALET! AYAĞA KALK!* Biz yukarıdaki bu ifadeyi “Suçlu, ayağa kalk!” olarak bilirdik. 19 Ekim 2009’da Habur Kapısı’na helikopterle taşınan hâkim ve savcılarımızı, bu oluşumla burada seyyar bir mahkemenin kurulmasını, Adalet Bakanına bir gazetecinin yönelttiği PKK terör örgütü ile ilgili bir soruyu cevapsız bırakmasını, Apo denilen caninin talimatı ile yurda dönen ve pişmanlığını bile itiraf etmeyen 34 teröristten tümünün serbest bırakılmasını, Onların katlettiği masum insanların, gencecik vatan evlatlarının hesaplarının dahi sorulmamasını görünce ister istemez “Ey adalet ayağa kalk!” deme ihtiyacını duyduk. Ey adalet sen bana, Ekmek gibi, su gibi, hava gibi lazımsın. Diz çökmek yakışmaz sana Ayağa kalkmalısın, Evet, adalet ayağa kalkmalıdır. Adalet hiçbir zaman, hiçbir zeminde, hiçbir şaibe altında kalmamalıdır. Adaletin üzerine düşen her gölgenin adaleti yaralayacağı asla unutulmamalıdır. Ve yine unutulmamalıdır ki o adalet günün birinde hava gibi, su gibi herkese lazım olacaktır. *** Habur’da kurulan seyyar mahkemede savcı dört PKK’lıyı örgüt kurma, örgüte üye olma ve bölücü başına o kelimeyi kullanmak suçlarından tutuklanması talebi ile mahkemeye sevk ediyor. Mahkeme bölücü başına “sayın” kelimesini kullanmamaları için bu teröristlerin avukatlarını uyarıyor. Zaten buraya gelirken tutuklanmayacaklarına dair ellerinde garanti belgeleri bulunan eli kanlı canilere “tutuklanmayacakları” güvencesi verilerek yeter ki bölücü başına (sayın) demesinler deniliyor. Bütün buların sonunda PKK’lıların herhangi bir suça karışmadıklarını askerimizi, polisimizi, beşikteki bebeklerimizi, dersteki öğretmenlerimizi katletmediklerine kanaat getirilerek serbest bırakılıyor. *OYSAKİ SAYIN HÂKİMLER BU TERÖRİSTLERİN PARMAKLARI UCUNDAKİ TIRNAK ARALARINA BAKSALARDI O TIRNAKLAR ARASINDA KINALI KUZULARIMIN MÜBAREK KANLARINI RAHATLIKLA GÖREBİLİRLERDİ.* Çünkü şehidimin kanı o tırnaklar arasında kurumuş, kalmıştır. Kanları yerde kalmayana kadar, adalet yerini bulana kadar da kalacaktır. O kanın, o tırnak arasında kuruyup kalması bir yana bu hadise ile bir ömür gönül verdiğim, mensubu olmakla iftihar ettiğim yargımız ne yazık ki yara almıştır. Serbest bırakılan PKK’lılar “Pişmanım, pişmanlık yasasından istifade etmek istiyorum.” demiyor. “Bundan böyle Türk askerine, Türk polisine tetik çekmeyeceğim.” demiyor. “Bundan böyle bu ülkeye ihanet etmeyeceğim.” de demiyor. Devletim “Beni affetsin.” de demiyor. Aksine devlete ve millete inat bölücü başına ‘sayın’ demek suretiyle suç işliyor. Buna rağmen yine de serbest bırakılıyorsa bunu anlamak için insanın âlim olması gerekiyor. Biz de âlim olmadığımıza göre anlamakta güçlük çekiyoruz. Eğer ki bu uygulama dağdan inen eli kanlı teröristlerin tümüne uygulanır ve bu uygulama içtihat haline getirilirse sadece şehitlerimizin kemikleri değil bütün ecdadımızın kemikleri sızlar. Bu nedenle biz bir kere daha “Ey adalet ayağa kalk!” diyoruz. *** Terörle mücadelenin iki yüzü vardı. Bir yüzünde teröristler, bir yüzünde davul zurna ile vatan hizmetine gönderilen ve şahadet şerbetini içerek geri dönmeyen şehitler vardı, şehit aileleri vardı. Kahpece hazırlanmış bir tuzağa düşerek kolunu, bacağını kaybeden gazilerimiz vardı. Açılım adındaki bir buluşla bugün bu teröristler Habur Sınır Kapısı’ndan zafer işaretleri yaparak, zılgıt atarak yurda girdiler. Coşkuyla karşılandılar, gövde gösterisi yaptılar. Bu yüce milletin mübarek duygularıyla oynadılar. Vatan sevgisini, bayrak sevgisini hiçe saydılar. Bu hainler yarın Millet Meclisine gidecekler. Başbakana, Adalet Bakanı’na, Genelkurmay Başkanı’na mektuplar verecekler. Çankaya’ya çıkacaklar, Yapılacak ilk seçimde belediye başkanı, milletvekili olacaklar, bakan olacaklar. Peki ya ömrünün baharında bu topraklar uğruna toprağa düşen mübarek şehitlerimiz, ömrünün baharında kolsuz bacaksız kalan şerefli gazilerimiz ne olacak? Onların hakkını kim savunacak? Onlar bir ömür karalar bağlayacak, ömür boyu ağlayacaklar. Tıpkı yetmiş milyon insanımızın bugün ağladığı gibi. *** İsterseniz düne dönelim yani 21 Ekim’e; PKK’nın kurduğu alçakça bir mayın tuzağına düşerek iki ayağını kaybeden 20 yaşındaki gazimiz devlet tarafından kendisine verilen “Övünç Madalyası”nı geri vermek amacıyla Kayseri valiliğine geliyor. Emniyet Müdür Muavini gazinin yolunu keserek geçişine izin vermiyor, “Geçemezsiniz.” diyor ve o mübarek gazi kızarmayan suratlarımıza tokat gibi bir cevap vuruyor: “DÜN *HABUR’DAN GELENLERE BÖYLE DEMEDİNİZ, ONLARI KIRMIZI HALIYLA KARŞILADINIZ*.” diyor. İşte açılımın özeti, işte bu işin hülasası budur. Anlasak da budur, anlamasak da budur. ***///*** Mehmet Şükrü Baş 26 Ekim 2009 Elazığ Nurhak Gazetesi --~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~ You received this message because you are subscribed to the Google Groups "Gugukluhayat" group. To post to this group, send email to [email protected] To unsubscribe from this group, send email to [email protected] For more options, visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en -~----------~----~----~----~------~----~------~--~---
