Bir kurumdaki aksaklıkları en iyi, o kurumun içindekiler bilir.
Ve sonuç olarak da, o kurumun içinde süre gelen aksaklıkların
düzeltilmesini en çok o kurumun sorumlu durumundaki kişiler ister.
Reform denen şey ise, sözünü ettiğimiz bu aksaklıkların düzeltilmesi
anlamına gelen bir kavram...
Bu düşüncelerin hemen altına Ankara siyasetinin bir numaralı gündemi
haline getirilen Yargı Reformu sözcüklerini yazıyoruz... Ve yeniden
düşünüyoruz:
Türkiye'nin en üst yargı kurumları hangileridir?
Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay...
Ama bu en üst yargı organlarının hepsi de oybirliği ile [ortaya konan
içeriği ile anlaşıldığı sürece] yargı reformuna karşı...
Kesinlikle karşı!..
Şiddetle karşı!..
Kararlılıkla karşı!..
Peki neden?..
Türkiye'nin en üst yargı organları Türk hukuk sistemindeki
aksaklıkları görmüyorlar mı?
Türk yargı sisteminin esaslı bir reforma ihtiyaç duyduğunu bilmiyorlar
mı?
Biliyorlar... Gayet iyi biliyorlar.
Ama onlar, reform denen kavramın ileriye dönük bir iyileştirme
anlamına geldiğini de biliyorlar...
Hukukun işleyişinin; gerçek demokrasi, insan hakları ve yargı
bağımsızlığı yönünde geliştirilmesinin reform sayılabileceğini de
biliyorlar... Bunun tam tersi yönde yapılacak düzenlemelerin ise, yargı
erkini bağımsızlıktan uzaklaştıracağını, adalet mekanizmasının siyasi
iktidarların alelade uydusu haline getireceğini ve hâkimlerin,
iktidarların maaşlı memurları durumuna indirgeyeceğini de gayet iyi
biliyorlar; çok çok iyi biliyorlar...
Adaletin baş şartı, bağımsız olmasıdır.
Siyasetten arındırılmasıdır.
Her türlü baskı ve yönlendirmenin dışında özgür bir karar ve kanaat
mekanizması niteliğine yükseltilmesidir...
İktidardan emir alan bir hakimin adil karar verebileceğini kim ileri
sürebilir?..
Kendisini savunmak durumunda olan bir sanık, hukuk ve somut
gerçeklerden değil de, arkasına aldığı siyasi mihraklardan medet
umuyorsa... Ve bu güçlere dayanarak kendisini adaletin pençesinden
kurtarabiliyorsa... O ülkede adaletin işlediğinden söz edebilmek mümkün
müdür?..
Hâkim teminatı, adaletin gerçekleşmesinin, olmazsa olmaz nitelikteki
ikinci koşuludur...
Hâkimler serbest, bağımsız ve özgür olacaktır...
"Yarın şuraya sürülürüm... Öbür gün terfiim gelmez," biçimindeki
endişelerden tümüyle arındırılmış olarak çalışabilmelidir...
Önlerindeki dosyada yer alan maddi deliller, yasalar ve sadece
vicdanlarıyla baş başa kalabilmeli... Kararlarını yalnız bu üç öğenin
özgürce sorgulanması sonucunda verebilmelidir...
"Sizden yana hâkim, bizden yana hâkim," yaratma düşüncesi, adaletin
göz göre göre ve kasten katledilmesi eylemidir... Ve bu katlediş
sürecinin adı, hiçbir zaman "Yargı Reformu kavramı ile yan yana
getirilemez, uzlaştırılamaz, sulandırılamaz...
Ne siyasal tarih ve ne de hukuk tarihi, adaletsizliğe doğru yönelen
çabaları birer reform olarak nitelememiştir... Çünkü böyle bir
isimlendirme, eski deyimi ile, "eşyanın tabiatına aykırıdır..."
Ve dolayısıyla da "eşya," başına geçirilmek istenen bu çuvaldan
silkinip, kurtulacaktır!..
Türkiye'nin bu günkü siyasetçilerinin anlamak istemedikleri gerçek
şudur:
-       Bir nehrin kaynağına doğru uzun süre yüzemezsiniz!..
Çünkü bir süre sonra yorulur ve nehrin aktığı yöne doğru ister istemez
sürüklenmeye başlarsınız...
Ve bu bir kanundur muhterem "Sayın"lar...
Doğanın, toplumların ve içinde yaşadığımız düzenin kanunu.

www.soruyusormak.com
www.dnm-ler.com

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap