Bu ülkede eğer "yargı reformu" yapılacaksa, ilk önce yargı önünde
herkesin eşit olacağı ilkesi birinci sıraya yerleştirilmeli...
Bir suç işleyen büyüklü küçüklü, irili ufaklı herkes hâkimin önüne
çıkartılabilmeli...
550 milletvekilinin bulunduğu bir Meclis'te 635 suç dosyası
dokunulmazlık zırhına takılıp, sumen altında istif ediliyorsa, o
ülkede adil bir yargılama mekanizması olduğunu hiç kimse ileri
süremez.
Bu nitelikte bir Meclis de, ülkenin yargı sisteminde herhangi bir
değişiklik yapamaz.
Bu kadar suç dosyası içinde yasal olarak "şüpheli" konumunda olan
kişiler, hangi unvanı taşırlarsa taşısınlar, o ülkenin hukuk düzenini
belirleyecek reform[!]ları yapacak ehliyetten yoksundurlar...
Başbakan gittiği İngiltere'de bir basın toplantısı düzenliyor ve şöyle
buyuruyor:
-       Eğer Ermeni soykırımı tasarısını Parlamentonuzdan geçirirseniz, ben
de Türkiye'de kaçak olarak çalışmakta olan 100. bin Ermeni'yi sınır
dışı ederim!..
Başbakan'ın bu sözleri oldukça dikkat çekicidir...
Her şeyden önce Başbakan, Türkiye'nin dış politikasını yasal olmayan
bir tehdide dayandırmaktadır...
Sözünü ettiğimiz bu politika açıkça, "yasaların uygulanması" yönündeki
bir tehdide yaslandırılmaktadır...
Başbakan açıkça itiraf etmektedir:
-       Türkiye'de 100 Ermeni kaçak olarak çalışmaktadır...
Yani, bu kadar Ermeni vatandaşı, kanunsuz olarak Türkiye'de bulunmakta
ve yasalara aykırı bir biçimde çalışmaktadır.
Ve ben bunu biliyorum ve teker teker sayabiliyorum, diyor Başbakan...
Biliyorum ve göz yumuyorum!..
Çünkü, eğer Ermeni soykırımı ile ilgili politikanızı değiştirmezseniz;
-       Ben de yasaları uygularım!..
Demek, Başbakan'ın bu kişileri sınır dışı etme imkânı elindedir...
Ama bu imkânı kullanmamaktadır... Yani yasaları açıkça çiğnemektedir!..
Ve Sayın Başbakan bu "görmezden gelme"nin bir kayırma olduğunu ve
kendisinin bile bile yasaları uygulamadığını açıklıkla itiraf
etmektedir...
Bu bir suçtur, Sayın Başbakan...
Eğer bu ülkenin Cumhuriyet savcıları, Hükümet'in alelade memurları
değillerse, bu sözleriniz hakkında "görevi ihmal" suçu ile bir dava
daha açılması gerekir... Ve TBMM'deki dokunulmazlık dosyalarınıza bir
yenisi daha eklenir.
Peki Başbakan, bu 100 bin Ermeni'yi niçin görmezden gelmektedir?..
Sayıları 2 milyona yaklaşan diğer kaçak işçilerin bu yasalara aykırı
konumlarını sürdürmelerine niçin göz yummaktadır?
Çünkü ülkemizde uygulanan vahşi kapitalizmin ve dışa bağımlı besleme
işbirlikçiliğin, sigortasız çalışabilen, en ağır işlere, en düşük
ücretle rıza gösterebilen köle ruhlu işçilere ihtiyacı vardır...
Çünkü ülkemizde hüküm süren acımasız sömürü düzeninin; sigortasız,
vergisiz, sendikasız çalışabilen ve kaderini patronunun iki dudağı
arasındaki bir kelama terk etmek durumundaki biçare insancıklara
ihtiyacı vardır...
Bu görmezden gelme edimi, Türkiye'de işsizlik çok ciddi boyutlara
tırmanmışken dahi sürdürülebilmektedir... Bu da meselenin ikinci bir
boyutudur.
Her kaçak işçi, hem yasal çalışma imkânlarından yoksun olan bir Türk
vatandaşının yerini doldurmakta... Ve hem de [aynı zamanda], çalışmakta
olan işçilerin hak arama mücadelesi sürecinde, her türlü iş koşuluna
ve düşük ücrete dünden razı olan bir "sarı işçi" kalabalığı
oluşturarak engel olmaktadır.
İşte pek Sayın Başbakan, bu hukuksuzluğu, vahşi kapitalizmin çıkarları
doğrultusunda görmezden gelmektedir... Ve korkunç ayıbı, bir de dış
politikada yasa dışı bir şantaj halinde getirerek kullanmakta hiçbir
sakınca görmemektedir...
Ayıp denen şey, Başbakan'ın dilinde çifte kavrulmuş bir hukuka
aykırılık olarak sergilenmekte ve Türkiye'nin itibarını ele/güne karşı
her gün biraz da yıpratarak utanç duyacağımız bir düzleme doğru
itelemektedir.

www.soruyusormak.com
www.dnm-ler.com

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap