Ankara'daki Sayın Meclis içinde yer alan Sayınlar topluluğu
ağızlarından "Milli İrade" sözcüğünü hiç düşürmezler.
Sayınlar topluluğunun başını bağlayan Sayın Başbakan da her fırsatta,
"milli İrade" her şeyin üzerindedir, der...
Bu söylemleri ciddiye aldığınızda sanırsınız ki, bu Sayınlar topluluğu
için milli egemenlik [gerçekten] her şeyin üzerindedir...
Ama gelin görün ki, milli egemenlik, ülkemizde sadece çocukların sıra
sıra dizilip trampet çaldığı göstermelik bir Çocuk Bayramı olarak
kutlanır.
Evet, bu ülkede milli egemenlik, gerçekten acıklı bir çocuk masalı
haline getirilmiştir.
Halkın, yani milli iradenin büyük bir çoğunlukla seçerek Meclis'e
gönderdiği ve bir dönem için milli egemenliği [kendi adına]
kullanmakla görevli kıldığı siyasi partinin en temel politikası nedir
söyleyebilir misiniz?..
Sandıkta halktan teslim aldığı milli egemenliği, Avrupa
Parlamentosu'na sessizce hibe etmek...
Haydi, hep birlikte daha kibarca söyleyelim: "Devir, ciro ve teslim
etmek..."
Tam bağımsız demokratik bir ülkede parlamentonun temel işlevi nedir?
Kanunları yapmak.
Peki, Türkiye Avrupa Birliği'ne girdiğinde kanunları kim yapacaktır?..
Avrupa Birliği Parlamentosu...
Ya Türkiye Büyük Millet Meclisi ne iş yapacaktır bu süreçte?
-       Avrupa Birliği Parlamentosu'nda kabul edilen kanunları onaylayacak
ve resmi Gazete'de yayınlayacaktır.
Peki, içinde yaşadığımız süreçte de böyle olmuyor mu?
Oluyor...
Avrupa Birliği "müktesebatı" adı altında Avrupa Birliği'nin tüm kanun,
karar ve talimatları Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne getirilmekte ve 4
motorlu jet hızı ile "yasa"laştırılmaktadır...
Milletin vekili sıfatı ile milli iradeyi temsil ile görevli kıldığı
pek muhterem Sayınlar ne yapmaktadır bu "iş ve işlemler" milli
egemenliğimizi gasp ederken?..
Sürekli olarak ellerini kaldırıp, indirerek jimnastik yapmaktadırlar...
Demek ki Avrupa Birliği'nin ülkemize getirdiği ilk ve en önemli yarar,
milletin vekillerinin kol ve omuz eklemlerinde vaktiyle oluşmuş
bulunan kireçlenmeleri gidermek yönünde neden oldukları katkıdır...
Ama bu ironik atmosferde gözden asla kaçırılmaması gereken gerçek,
milli egemenliğin, o egemenliği kullanmakla görevli milli irade
temsilcileri tarafından yabancılara devir ve ciro edilmiş olmasıdır.
Eğer milli egemenlik, bir ülkenin halkı tarafından kullanılamıyorsa, o
ülkenin rejiminin adı, en azından demokrasi değildir.
O ülke kendi egemenliğinin sahibi değildir.
Kendi egemenliğinin sahibi olamayan bir ülke ise, asla bağımsız bir
Devlet değildir...
Egemenlik kayıtsız şartsız millete ait değilse... O ülkenin aydını,
esnafı, sanatkarı, öğrencisi, işçisi, memuru, köylüsü ve kadını
kendilerine tevdi edilen emaneti, en masum ifadesi ile, taşıyamamış
demektir...
O emanete ihanet edenlere karşı yeterli ölçüde mücadele edememiş
demektir.
Egemenliğin kaydı ve şartı olamaz!..
Ya kendi ülkenizin egemenisinizdir... Ya da değilsinizdir!..
Kaydı ve şartı olan bir egemenlik, ya tümü ile bir kandırmacadan
ibarettir... Ya da ortada gerçek anlamda bir egemenlik mevcut değildir.
Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran temel felsefe, tam bağımsızlıktır...
Temel ilke, egemenliğin kayıtsız ve şartsız millete ait olmasıdır...
Bu temel esası yozlaştırmayı ve halkın kafasını bulandıran kavram
kargaşaları üretmeyi meslek edinen "gafil"ler, dışa bağımlı
politikalardan kişisel çıkar uman "bedbaht"lardır...
Bu ilke, Cumhuriyetimizin kültür mirasından bize intikal eden en
önemli esaslardan bir tanesidir...
O'nu gözümüzün bebeği gibi koruyalım...

www.soruyusormak.com
www.dnm-ler.com
www.kitlecizgisi.com

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap