Kimden: Yılmaz Arslan
 ****

   *İslam'da hırsızlık yasak değil de, bunu sadece "imam"lar mı biliyor,*

*ACABA ??*




*Bir Milli Güvenlik Sorusu : "Erdoğan"ın**
Servetini Kim Yönetiyor?
Başbakan'ının 8 sene önce 1 milyar dolara, bugünlerde ise çok daha fazlasına
sahip olma ihtimali sizi rahatsız etmeyebilir.
Bu tarz konulara Mehmet Metiner'in, Erdoğan'ı ne yapsa savunan
tülbendgahlığı ile yaklaşıp, "olabilir, ne var bunda?" tepkisi
verebilirsiniz.

Ülkenizin Başbakanlığını yapan kişinin milyarlarca doları olması etik ve
hatta bazen kriminal bir sorundur.

Fakat Başbakanınızın bu servetinin Sarkozy gibi bir küresel palyoçunun
diline pelesenk olması bir "milli güvenlik" sorunudur ve bu günlerde
Avrupa'da istihbarat servislerinin elinde dolaşan özel
CD'lerle bağlantılı ele alınmalıdır.

Avrupa ; derin bir skandalla çalkalanıyor. Aslında son iki senedir arka
planda pişen bir skandal bu.

Gizlilik yasaları ile ünlü bir bankacılık sektörüne sahip İsviçre'nin
bankalarındaki gizli hesapları içeren bir CD için yürütülen pazarlık bir çok
insanı uykusuz bırakacak cinsten. Almanya; içerisinde İsviçre bankalarında
gizli
hesapları bulunan kişilerin listesinin bulunduğu CD için 3.4 milyon dolar
ödemeye hazırlanıyor.

Almanya'nın bu CD'ye bu kadar büyük bir meblağ
ödemeye hazırlanmasının sebebi, bu CD'deki kişilerin İsviçre'deki
bankalardaki servetleri üzerinden alma imkanına kavuşacağı 400 milyon dolar
ek vergi.
Dolayısı ile; İsviçre'de hesap açtırarak Alman vergi yasalarından kaçmayı
umanlar bugünlerde hayli telaşlı.

Raporlar yaklaşık 100.000 Alman'ın İsviçre'de gizli hesabı bulunduğu ve
bunların toplamının 31 milyar dolara
ulaştığı yönünde.

Bu CD'deki hesapların hangi bankalara ait olabileceği
konusunda spekülasyonlar mevcut. Tahminler Credit Suisse, UBS ve HSBC
üzerinde yoğunlaşmış durumda.

Aslında bu CD olayı ilk değil.

Almanların gizli hesapları CD'sinin ortaya çıkmasından bir kaç ay önce de,
Fransa hükümeti HSBC 'ye dair verileri içeren bir CD'yi ele geçirmişti. 3000
müşteriye ait özel
bilgileri içeren bu CD, eski bir HSBC çalışanı tarafından Fransızlara
iletilmişti.

2008 yılına geri döndüğümüzde ise; Almanların, bu sefer
Liechtenstein bankalarındaki binlerce müşteri verisini satın alıp, bunlar
üzerinden vergi çalışmalarına başladığını hatırlıyoruz.

Son yıllarda Avrupa politikasında bu derinlerdeki fırtınanın, Türkiye
üzerindeki etkisi hiç bir şekilde gündeme gelmedi. Halbuki; uluslararası
bazı bankalardaki çok özel hesapların Almanya ve Fransa gibi ülkelerin eline
geçtiği haberinin, bir çok araştırmacı gazeteciyi tetiklemesi lazım.
Kaldıysa tabi.

İstihbarat görmek isteyen için hayli açık.

Hatırlarsınız geçenlerde; Fransa Devlet Başkanı Sarkozy'nin Erdoğan'a,
serveti ile ilgili imalı bir çıkışta bulunduğunu yayınlamıştık. (Bkz. *

*Çok zenginleştiniz Mösyö )**

Erdoğan bu tarz imalara alışık. Başbakanlığının daha ilk günlerinde Rahmi
Koç; "her şeyi biliyoruz" mesajını bir gazeteciye verdiği röportajda araya
sıkıştırdığı şu cümle ile vermişti:

"Tayyip Bey'in 1 milyar doları olduğu söyleniyor"

Bu servet söylentileri, 8 senelik bir iktidar pastası keyfinden önceydi. Ne
Aycell'ler Aria ile birleştirilip Avea yapılmış (Berlusconi dostluğunun
tohumlarının atıldığı özel satış) , ne yandaşlara özelleştirme rantları
dağıtılmış, ne Lübnan'da Telekom balayılarına çıkılmış, ne Çamlıca
sırtlarında villalar alınmıştı.

Sarkozy'nin Tayyip Erdoğan'a yaptığı dokundurma ile
Rahmi Koç'un dokundurması 8 yıl arayla geldi ama mesaj aynıydı.

"Servetini biliyoruz"

Normal şartlarda servet suç değildir.

Son günlerde ; küresel finans şebekelerin kontrolündeki dev bankalardaki
gizli hesapların çeşitli istihbarat servislerinin elinde oyuncak olduğu
yukarıda
belirttiğimiz haberlerden aşikar.

Tayyip Erdoğan'ın da bu ülkenin görüp göreceği en şaibesiz başbakan olmadığı
da herkesin malumu.

Maliye Bakanı Unakıtan'ın ani istifası ve "ortadan kayboluşu" ile ilgili
iddialarla yanyana
konulduğunda ve daha seneler öncesinden, Üzeyir Garih'in rahle-i
tedrisatından / rahle-i ihalelerinden geçen Erdoğan'ın Koç'un iddiaları
karşısındaki suskunluğu
hatırlanıldığında; birilerinin Erdoğan'ın serveti ile ilgili çok hassas
bilgileri elinde tutmadığını varsayamayız.

Erdoğan'ın bu durumda tek sigortası; bugün istihbarat servislerine meze olan
bu özel CD'lerde varsa sadece
kendi isminin olmayabileceği.

Cumhurbaşkanlığı sürecinde medyada bir gazete köşesinde kaynayan ilginç bir
bilgi; Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı adayını öncelikle Londra'daki finans
çevreleri ile paylaştığı yönündeydi.

Türkiye'yi gibi küresel çapta dolara en yüksek faizi vererek borçlanan bir
ülkenin Başbakanının küresel finans tröstleri tarafından nasıl el üstünde
tutulduğu sır değil. (Erdoğan'ın küresel finans tröstleri ile muhabbetini
hatırlamak için bkz. Monaco'da gerçekleşen Avrupa Kredi Konferansı )

Bu finans tröstlerinin özel bankalarının özel servetleri yönetmedeki
maharetleri ise bugünlerde ortaya saçılan CD'lerle lekelenmiş durumda.

Bu tablo karşısında; varsa, bir araştırmacı gazetecinin şunları sormasında
fayda var :

1) Erdoğan'ın kişisel serveti, Koç'un 1 milyar dolar olduğunu söylediği 8
sene öncesinden bu yana ne kadar arttı?

2) Belediye günlerinde nispeten yönetilebilir olan bu servet; hangi dönemden
sonra ancak küresel finans
araçlarının labirentleri üzerinden yönetilebilir ve yönlendirilebilinir bir
büyüklüğe kavuştu?

3) Bugüne kadar çok farklı kaynaklardan dile
getirilen Erdoğan'ın servetini yöneten bir uluslararası banka var mı?

4) Son günlerde Avrupa'da elden ele dolaşan CD'ler içerisindeki özel
verilerde bu bankaya dair veriler bulunuyor mu?

5) Bu CD'lerde Türkiye'den hangi isimlerin verisi de mevcut? Erdoğan
bunlardan biri mi?

6) Birileri CD'ler yeralan Türkiye'deki bazı isimlere şantaj yapıyor mu?

Ülkemizin Başbakanının, artık Çamlıca'daki villalarından bile gözle görülür
hale gelen servetinin ; Sarkozy ve Merkel'in gözle görülebilir küstah
tavırlarından da anlaşılabileceği üzere bir şantaj unsuru haline gelmesi
durumu ; bu servetin nasıl elde edildiği sorusundan daha önemli bir sorun
haline gelmiştir.

Mehmet Metiner'i bile kaygılandırması gereken bir sorundur bu.

Açık İstihbarat*





-- 
Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ün, "Ne mutlu Türküm diyene!''
anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti'nin düşmanıdır ve öyle
kalacaktır.


Cesaretin bittiği yerde, Esaret başlar.

http://ozkanbostanci.blogcu.com/

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap