---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: Enis Akdağ

rte nin sözünü ettiği, anlamını değiştirerek çıkar sağlamaya çalıştığı
ATATÜRK'ün İNÖNÜ'ye yazdığı Telgraf ( mektup )

  *O telgrafın tamamı*... /*Fatma Sibel
YÜKSEK<http://www.kentgazetesi.com/yazargoster.aspx?id=5>
*

*Her gün şehit cenazeleri kalkıyor, vatandaş işsizliğin, açlığın,
sahipsizliğin pençesinde. *



 Siirt'ten gelen  ve okumaya bile tahammül edemediğimiz haberler, toplumun
nasıl bir çürümeye terk edildiğini ortaya koyuyor.



*Bebeklere tecavüz ediliyor, herkes el birliğiyle bu insanlık suçunu
kapatıyor, hatta kepazeliği ortaya çıkaran görevli sürgüne gönderiliyor.*



*İşçi, çiftçi, öğretmen, subay, sanayici perişan...*



Hepimiz gerek psikolojik, gerek maddi anlamda sınırda yaşıyoruz. Toplum
patlamaya hazır bomba haline gelmiş, kurumlar çürümüş, yalakalık, muhbirlik,
ayakoyunu, salla başını al maaşını anlayışı diz boyu. Herkes her an işini,
aşını, geleceğini, kaybetme korkusunda. 30 yaşındaki üniversite mezunları
hâlâ emekli babasından harçlık alarak yaşıyor; iş bulmaktan umudunu tamamen
kesmiş. Bir emekli ortalama 5 kişiye bakıyor. Ülkenin bir bölümü terör
örgütüne teslim. Buralarda Barzani'ye yanaşanlar iş bulabiliyor; devletimiz,
istihbarat teşkilatımız ve MGK'mız da  *"Kuzay Irak'la ilişkiler
gelişiyor"*diyerek bu duruma alkış tutuyor.



Hayatından memnun olan, gününü gün eden, şımarmaktan ne yapacağını bilemeyen
küçük bir kesim var. Altın, döviz alıp yatırım yapıyorlar. Değeri artacak
olan arsaları kapatıyorlar, oğullarını, kızlarını yüksek maaşlarla işe
yerleştiriyorlar. O memleket senin bu memleket benim geziyorlar. Buna
rağmen, yine de canları sıkılacak olursa sağa sola sataşıyorlar. *"Bugün ne
desek de ortalığı karıştırıp keyfimizi bulsak"* diye kafa yoruyorlar.



Bizi vazifemiz de onların istediği konuları tartışmak. Karşı çıkarken bile
krala soytarılık yapıyoruz yani...



Ölmüşüz de ağlayanımız yok, biz kendimizi hâlâ *"gazeteci", "yazar",
"aydın", "entellektüel"* filan zannediyoruz.



....



Bu girizgâhtan sonra Başbakan Erdoğan'ın önceki gün başlattığı İsmet İnönü
tartışmasına dönelim.



Başbakan, konuyu dün de devam ettirdi. Vakıflar Haftası nedeniyle düzenlenen
törende yaptığı konuşmada yine İsmet İnönü'den bahsetti ve Atatürk'ün 19
Şubat 1931'de İnönü'ye  yazdığı bir telgrafı *(Başbakan, o telgrafa
"mektup" dedi)* gündeme getirerek şöyle dedi:



*"''Şu 7,5 yıl içinde Türkiye'nin her köşesinde, Gazi Mustafa Kemal
Atatürk'ün İsmet İnönü'ye yazdığı o mektuptaki o incelik var ya... Ah ah, o
mektubu iyi incelemek lazım, teferruatına girmeyeceğim. Hani diyor ya, 'o
camiler, kervansaraylar askerlerden boşaltılsın...' Sadece o değil, orada
daha başka şeyler de var. Onu eğer incelersek, araştırırsak onların içinde
nelerin olduğunu görürüz. İşte biz, oraları onlardan temizliyoruz. Ve bu
nesile onları kazandırdık, şimdi de geleceğe kazandırıyoruz. Fark bu. 7,5
yıl içinde tarihi eserlerimiz yeniden hayata döndü. Bunlar ahır olarak
kullanılıyordu. Bu ahırlardan temizledik. Bu tarihe ihanet değil midir? İşte
bunlardan temizleyerek onları bugüne ve geleceğe kazandırdık. Yeniden can
suyuna kavuştular.''*



Önce Başbakan'ın "mektup" dediği o telgrafın tam metnine bakalım. Şöyle
yazdırmış Atatürk:



*"(Acele ve Mühimdir) Konya: 19.2.1931*



*Başvekalete*



*Son tetkik seyahatimde muhtelif yerlerdeki müzeleri, eski sanat ve
medeniyet eserlerini de gözden geçirdim.*



*1. İstanbul'dan başka Bursa, İzmir, Antalya, Adana ve Konya'da mevcut
müzeleri gördüm. Bunlarda şimdiye kadar bulunabilen bazı eserler muhafaza
olunmakta ve kısmen de ecnebi mütehassısların yardımı ile tasnif
edilmektedir. Ancak memleketimizin hemen her tarafında emsalsiz defineler
halinde yatmakta olan kadim medeniyet eserlerinin ileride tarafımızdan
meydana çıkarılacak olanların ilmi bir surette muhafaza ve tasnifleri ve
geçen devirlerin sürekli ihmali yüzünden pek harap hale gelmiş olan
abidelerin muhafazaları için müze müdürlüklerinde ve hafriyat işlerinde
kullanılmak üzere arkeoloji mütehassıslarına kat'i lüzum vardır. Bunun için
Maarifçe harice tahsile gönderilecek talebeden bir kısmının bu şubeye
tahsisinin muvafık olacağı fikrindeyim.*



*2. Konya'da asırlarca devam etmiş ihmaller sebebiyle büyük bir harabi
içinde bulunmalarına rağmen sekiz asır evvelki Türk medeniyetinin hakiki
şaheserleri kıymettar bazı mebani vardır. Bunlardan bilhassa Karatay
Medresesi, Alaaddin Camisi, Sahipata medrese, cami ve türbesi, Sırçalı
Mescid ve İnce Minare derhal ve müstacelen tamire muhtaç bir haldedir. Bu
tamirin gecikmesi bu abidelerin kamilen inhirasını mucip olacağından evvela
asker işgalinde bulunanların tahliyesinin ve kaffesinin mütehassıs zevat
nezaretiyle tamirinin temin buyrulmasını rica ederim.''*



Yazıldığı tarih ve şartlar dikkate alındığında normal bir insan zihni bu
telgraftan ne anlar?



Kurtuluş Savaşı'nın harabeye çevirdiği Anadolu'da demek ki Türk Ordusu Ve
Kuvvai Milliye, savunma sırasında ayakta kalan binaları, müzeleri, camileri,
mescitleri sığınma yeri ve yığınak olarak kullanmış. Bütün bağımsızlık
savaşlarında, o ülkenin yerli güçleri bunu yaparlar. Kurtuluş savaşının
üzerinden yıllar geçmesine rağmen belli ki gerekli tamiratlar yapılamamış,
askeri amaçlarla  kullanılan binaların bir kısmı  tahliye edilememiş. Aradan
8 yıl geçtikten sonra İsmet İnönü'nün  Konya'ya yaptığı bir ziyaretten
istifadeyle  Mustafa Kemal bu konuyu gündeme getiriyor ve Başvekil İnönü'ye
buradaki tarihi eserlerin asker kullanımından arındırılıp tamir edilmesi
talimatını veriyor.



Telgrafta kullanılan *"işgal"* sözcüğü, bugünkü anlamından farklıdır. *"Yer
tutma", "yerleşip kalma"* anlamındadır. Yoksa Başbakan'ın eline o konuşmayı
tutuşturanların imâ etmeye çalıştığı gibi Türk Askeri, Millet'in manevi
değerlerini hoyratça çiğniyor filan değildir.



Ayrıca Amerikan askerlerinin Bağdat'ın camilerine postalla girmelerine
sessiz kalanların, böyle bir çarpıtma üzerinden Türk Askeri ile Türk
Milleti'ni karşı karşıya getirme çabalarını da kusura bakılmasın, kimse
yemez...



Şimdi bu tarihi belgeden yola çıkarak Başbakan demek istiyor ki;



*"Bakın, asker işte milletin camilerini, türbelerini böyle işgale etmişti,
bu zihniyeti halen de devam ettiriyorlar: Mustafa Kemal, bu durumdan
rahatsızdı ama İnönü arka çıkıyordu. Demek ki neymiş? Biz Atatürk'e bir şey
demiyoruz, o iyi niyetliydi ama İnönü suçludur. Dolayısıyla hesabımız
Atatürk ile değil, İnönü'yledir..."*



Teşekkür ederiz Atatürk'ü (şimdilik) koruduğunuz için!



Bu ülkenin cahil insanları olarak tarihimizin böyle sorunlar içerdiğini
bilmiyorduk, siyasi birtakım hesaplaşma istekleri vesilesiyle öğrenmiş
olduk!



Peki nereden çıktı şimdi bu İsmet İnönü meselesi?



*ABD ile AKP arasında bir balerin zerafeti ile duran bayan gazeteciden
öğrenelim işin aslını...*



*Aslı Aydıntaşbaş* dün şöyle yazdı:



*"İnönü eleştirisi gündem değiştirme amaçlı değil. Muhafazakârlar, AK
Parti'nin iktidara gelmesiyle Kemalizm'in tüm sıkıntılarını Atatürk yerine
İnönü'ye mal etme eğiliminde*



*Erdoğan, duygularını gizlemeyen bir lider; kızdı mı kızan, sevindi mi
sevinen biri. İnönü meselesini pek öyle sadece gündem değiştirmek amacıyla
ortaya attığını sanmıyorum. Duyduğum kadarıyla Erdoğan, CHP lideri Deniz
Baykal'ın kendisini Churchill, Erdoğan'ı da Hitler'e benzeten sözlerine çok
bozulmuş. *



*Freud'un dediği gibi, "Bazen bir puro, sadece bir purodur." İnönü-Hitler
benzetmesinin altında da sanırım Erdoğan'ın Baykal'a kızgınlığı ve
Türkiye'deki muhafazakâr hareketin yıllardır devam eden İnönü takıntısı var.
Gerçekten de son yıllarda AK Parti ya da muhafazakâr kesimden biriyle tarih
sohbetine girdiyseniz, 1980 ve 90'lı yıllarda İslami kesimin Atatürk'le
ilgili eleştirilerinin, artık neredeyse tamamen İsmet İnönü'ye
yöneltildiğini görmüşsünüzdür. Herhalde iktidar partisi olmanın doğal bir
sonucu bu Atatürk'ü sahiplenme gereği. Ancak bir zamanlar çeşitli
nedenlerden dolayı Cumhuriyet ideolojisi ve Kemalizm'i despotizmle
suçlayanlar, şimdi 'Atatürk iyi, kabahat İnönü'de" formülüne sarılmış
gözüküyor. Peki Türkiye'de muhafazakârlar neden sevmiyorlar Cumhuriyet'in en
önemli ikinci ismini? Sorumu, bir başka muhafazakâr siyasetçi yanıtlıyor:*



*"İki nedeni var. Muhafazakârlar Kemalizm'i Atatürk değil İnönü'nün eseri
olarak görürler. Kemalizm'deki çatışmacı ve dinle problemli laiklik anlayışı
da bu ideolojinin bir unsurudur. Uygulamaları da bunun göstergesidir. İkinci
neden ise, 1960 darbesi İnönü'nün onayı ve rızası olmadan yapılamazdı. Chp +
Ordu = İktidar formülünün kökeni İnönü'dür."*



Gördüğünüz gibi *"muhafazakârların"* geneline mal edilmek istenen bu
yaklaşımı tedavüle sürme zamanı gelmiş. Başbakan burada sadece *"Baykal'a
kızmış öfkeli bir adam..."*



İyi de...



*"Kemalizmin çatışmalı ve dinle polemikli olduğu"* ön kabulü de nereden
çıktı?



Taşlar yeniden döşeniyor. Hepimize layık görülen de figüran rolü...





-- 
Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ün, "Ne mutlu Türküm diyene!''
anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti'nin düşmanıdır ve öyle
kalacaktır.


Cesaretin bittiği yerde, Esaret başlar.

http://ozkanbostanci.blogcu.com/

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap